Need for Speed Carbon

02 Ağustos 2008

 

Fotokopi teknolojisinin adını telaffuz etmenin bile caiz olmadığı yıllarda baskı alanında sıklıkla kullanılıyordu karbon kağıdı. Padişah fermanları, dergiler, kitaplar, hatta resimler için; günümüz nesli açısından bir etkisiz elemandan öteye gidemeyen bu kağıtlar çok önemliydi. Öte yandan, ilerledikçe mehter takımı misali geri adım atan teknoloji bu kağıtları sıklıkla kullanır oldu. Özellikle günümüze, bilgisayar çağına göz atarsak bu karbon kağıdı kullanımının sıklığını görebiliriz.

Uzun yıllar FIFA, Tomb Raider gibi serilerin tasarım aşamasında hangi alet edevatlar kullanıldı sanıyorsunuz? Süper bilgisayarlar, ultra gelişmiş süper teknolojik çizim aletleri, zaman makinesi falan mı? Hayır hiçbiri değil, kullanılan şeyler elbette ki karbon kağıtlarıydı! Teknoloji ilerledikçe geriye gitmek ancak bunlarla mümkün olabilirdi zira. İşin enteresan tarafı ise, bu kullanımın EA ofislerinde sıklıkla görülmesi… Ne var ki, EA zaman zaman başkalarını karbon kağıdı kullandırmaya teşvik edecek oyunlar da yaptı. Underground’daki büyük patlamasına kadar orta halli seyreden Need for Speed serisi gibi.

 

 

Karbon kağıdıyla NFS’nin ne alakası var be adam diyecek olursanız, öncelikle sesinizi fazla yükseltmemenizi, celal yapmamanızı tavsiye ederim. FIFA, NBA gibi her sene yenisi çıkan oyunlar kervanına artık NFS de katıldı bildiğiniz üzere. Underground, Underground 2, Most Wanted oyunları sabredememekten çatlatacak kadar gecikmeden çıkageldiler. Her sene yenisi çıkan oyunların bir yerden sonra rutine binmesi onların kaderidir; tabii başlarında rutin kelimesini sözlüğünden kaldırmış idealist bir tasarımcı yoksa…

Vancouver’daki EA Black Box stüdyosunda kesinlikle böyle bir adam çalışıyor olmalı ki, Underground patlamasından bu yana seri halen rutine binmiş değil ve yeni oyun da buna bir istisna olarak görünmüyor. “Sonuçta bu bir yarış oyunu, ne kadar da değişebilir ki?” diyorsanız, Carbon’la ilgili herhangi bir bilginiz olmadığını öne sürerek size cahillik ithamında bulunabilirim. Evet yapabilirim bunu.

Test Drive Unlimited ve Midnight Club gibi oyunların sahibi Rockstar-Atari ikilisini karşısına alacak olan EA, sıkı rakipleri olduğunun bilincinde olarak birtakım değişikliklere gitmiş Carbon’da. TOCA’nın oyun literatürüne kattığı CaRPG kavramına uzaktan da olsa bakış atıyor Carbon; bu bir yarış oyunu elbette, ancak siz bir odun değilsiniz, siz de bir insansınız. Duygu sömürüsü dozajını biraz azaltacak olursak; oyundaki karakterimiz bir hastanede yaralı olarak gözünü açıyor ve kız arkadaşı Sara, ona erkek kardeşinin öldüğü haberini veriyor. Kardeşinizin kanını yerde bırakmanın delikanlılık kitabında yazıp yazmadığını kontrol ettikten sonra esas oğlan olarak, intikamımızı almak üzere yollara düşüyoruz. Fakat bir dakika; trafik kazasında olan biten her şeyi unutmuş olmalıyız, kimden, nasıl intikam alacağız? Bu noktada da eski Türk filmleri hayranı NFS: Carbon hikaye yazarları devreye giriyor. Karakterimiz, çarpışmadan sadece bir kuş logosunu hatırlıyor. O halde erkek kardeşimizin kanını yerde bırakmamalı, kuşlardan intikam almalıdır. (!)

Peki bu kuşlu amcalara nasıl ulaşacağız? Tabii ki şehirdeki bölgeleri ele geçirerek! San Andreas’ta rastladığımız çete-bölge hadisesine adım atıyor EA, Carbon ile. Şehirde 14 adet bölge var ve bu bölgeleri ele geçirmek için o bölgenin sahibi olan azılı yarışçılarla kapışmanız gerekiyor. Ne var ki, oyuna başladığınız arabayla yüksek seviye yarışçıları alt etmeniz mümkün değil, arabanız ne kadar güçlü olursa olsun. Biraz önce de dediğim gibi, artık bir ekibimiz olacak. Peki bu ekip, yarış sonraları ayağımıza masaj yapıp tavşan kanı çay getirmekten başka ne işe yarayacak? Şöyle ki, yarış esnasında bir adamınızı çağırıp yarıştığınız arabayı engellemesini sağlayabilir, veya yarış sonrası keyif çayı demletebilirsiniz. Hep çay demletecek bir ekibim olsun istemişimdir zaten.

Bir ekip oluştururken 17 farklı karakter sınıfından karakterler seçebileceksiniz. Örneğin kimi arkanıza takılarak –eğer düzgün pozisyonda gidebilirseniz- size hız kazandıracak, kimi yarıştığınız arabaların önüne geçerek engeller koyacak, kimi de finish çizgisinde çay demleyerek keyif skill’inizi artıracak. (?) Sizde olduğu gibi onların da arabaları oyun esnasında demode olmaya başlayacak. Dolayısıyla modifiye olayında onları da görmeniz gerekiyor. Modifiye demişken, oyundaki modifiye seçeneğinin Underground 2′deki kadar fazla olmasa da geniş bir yelpazede sunulacağı belirtiyor. Ekip olayı, şaşırtıcı olacak belki ama, burada da önemli rol oynayacak. Mekanik işlerden anlayan bir eleman ekipte yer alsaydı, ne güzel olurdu değil mi? Güzel olurdu tabii..

Oyun, başlangıçta 3 mod ile bizleri karşılayacak; Own the Streets isimli hikaye modu, Quickplay adındaki yarış modu ve son olarak da çoklu oyuncu modu. 20 farklı yarışa sahip çoklu oyuncu modunda 4 kişiye kadar yarışabilirsiniz.

Bir yarış oyununda ayaklarınıza masaj yapan bir ekipten daha önemli olan bir şey varsa, o da ayaklarınızı yerden kesen araçlardır. Vancouver’da ikamet eden EA Black Box da bunun bilincinde olmalı ki, araçlarda bu sefer keskin değişikliklere gitmişler. Önceki oyunların aksine Carbon’da kuşları görmek istiyorsanız, her araçta uzman olmanız gerekiyor, zira hepsinin özellikleri birbirinden çok farklı ve bunu bariz biçimde size hissettiriyor. Oyunda tuner, muscle ve exotic olmak üzere 3 çeşit araç sınıfı bulunuyor. Evet, eskilerin müthiş –ve pahalı- oyuncakları muscle arabaları artık emrimiz altında.

Tüm bunlar, dar ve keskin yollara sahip kanyon yarışlarında daha da ön plana çıkıyor. Evet, oyunun bir başka yeniliği de, Mario, Sonic, Metal Slug gibi eski arcade efsaneleri benzeri bir oyun tasarımıyla; boss fight’lara yer verecek olması. Ve bu, bölge sahibi olan boss’larla, kanyon yarışlarında kapışacağız. Bu boss yarışları da kendi arasında 2’ye ayrılıyor. Yarışın ilk ayağında boss’un kuyruğundan kopmamaya çalışırken 2. kısımda ise boss’la aramızdaki farkı olabildiğince açmaya çalışacağız. Teknolojinin mehter takımına benzediğine değinmiş miydim?

Yeni nesle doğru hızla yaklaşırken, PlayStation 3 ve Wii gibi konsollar da kapıdan göz kırparken, günümüzde çıkacak bir oyunun tipsiz görünmesi kabul edilebilecek bir şey değil elbette. Bunun bilincinde olan Need for Speed: Carbon, en güzel kıyafetlerini giyip, süslenerek karşımıza çıkıyor. PC, PS3, PS2, Xbox, Xbox 360, Wii, Gamecube, PSP, DS ve mobil telefonlara (!!!) geleceği göz önünde bulundurulursa oyun, yeni ve eski nesil arasında bir geçiş oyunu niteliği taşıyor. Buna karşın, yayınlanan ekran görüntülerinden de görüldüğü üzere EA, iki nesil konsollarında da çuvallamamış görünüyor; Autosculpt teknolojisi sayesinde şüphesiz. Ancak kabul etmek gerekir ki, hayallerdeki yeni nesil grafiklerinden uzakta bu görüntüler. Sanıyorum bunlar için daha zaman gerekiyor.
Hızıyla kalpleri löpüdük löpüdük attıran bir oyunun kalpleri lapada lüpede şeklinde attırması için gereken şeyi de unutmamış Need for Speed: Carbon: kızlar. Underground’dan bu yana güzel kızlarla karşımıza çıkan NFS, bu sefer ise ülkemizde CNBC-e kanalında da gösterilmekte olan Two and a Half Men dizisinden tanıdığımız Emmanuelle Vaugier’i kendine seçmiş. Ayrıca Vaugier, Mayıs ayında yayınlanan Maxim top 100 listesinde de yer alıyordu. Buna göre Vaugier, Most Wanted videolarını da yöneten yönetmenle beraber oyundaki ara sahnelerde karşımıza çıkacak. Ancak bana kalırsa Brooke Burke’ün yerini hala kimse dolduramadı. aah, Burke… Neyse.

Underground’dan tanıyıp sevdiğimiz drift yarışlarının Most Wanted’da neden olmadığı bilinmiyor ancak bilinen bir gerçek şu ki, bu hüzünlü ayrılık daha fazla sürmeyecek. Her ne kadar önceki şekliyle direk olarak çıkmayacak olsa da drift yarışlarının varlığı sevindirici. Bu sefer puanlama sisteminde EA, öncekinden bazı değişiklikler yapmış. Örneğin artık hız, göz çıkartıcı puanlar yapmak için daha önemli rol oynuyor.

Rakamlarla bakacak olursak, Carbon bize şunları vaat ediyor:
89 km yarış alanı (!)

29 araç

20 adet tag

Tag oluşturabilmek için 24 çeşit renk

Tag olayı her ne kadar süs işlevini görse de artık kendi taglerimizi de oluşturabiliyoruz ve bu sadece sizi tatmin etmek için yapılası bir şey de değil; ele geçirdiğiniz bölgelerde, duvarlarda kendi taglerinizi görebilirsiniz.

Yeni nesil savaşlarının yaşandığı şu günlerde yarış oyunları arasında ciddi bir savaş söz konusu, zira her oyun güçlü donanımlarıyla oyunculara eşsiz dakikalar yaşatm… oyunculara eşsiz dakikalar yaşatmakla falan alakası yok aslında, her oyun yapımcısına yüklü para kazandırmak için çıkıyor bu oyunlar. Tabii bunun için de oyunculara eşsiz dakikalar yaşatmanın şart olduğunun bilincinde gibi görünüyor tüm yapımcıları; özellikle de NFS konusunda, EA. Her ne kadar Project Gotham Racing 3 kadar yeni nesle yakın durmuyor olsa da sunduğu yenilikler ve bağımlılık yaratan oynanışıyla NFS: Carbon, gözleri 1-2 numara büyütecek gibi görünüyor. Oyun çıkana kadar sağlam sistem ve oyunların dışında sanıyorum, bir de gözlük için para biriktirmek gerekecek.

 

Sniper Elite

02 Ağustos 2008

 

Yapı olarak çok fazla sabrım yoktur. Ne olacaksa olsun bir an önce derim normal hayatta. Tabi hayattaki bu davranış modelim oyun hayatımda da mümkün mertebe bulunmakta. Buna bağlı olarak sabır gerektiren, yavaştan ilerleyen oyunlara çok fazla sıcak bakamıyorum, baktıklarıma da çok fazla zaman ayırasım gelmiyor. “Stealth Action” olarak tabir edilen, temeli gizliliğe ve sessizliğe dayalı olan oyunlar da bahsettiğim sıcak bakmadığım oyunlardan. Misal, Splinter Cell oynamak bana ölüm gibi gelir, ya da Hitman oynamak. Aslında bunun bir eksiklik olduğunun farkındayım ama yapabileceğim pek bir şey yok bu konuda, kendimi değiştiremiyorum. Belki yapımcılar bu tarzı benim gibilere sevdirebilmek için yapmışlardır Sniper Elite oyununu. Yine temeli gizliliğe ve sessizliğe dayanan bir oyun Sniper Elite, ama türdaşları arasından oynanışı, atmosferi ve genel yapısı itibariyle ayrılmayı beceriyor.

Göz, gez, arpacık

Oyunda İkinci Dünya Savaşı’nın son zamanlarında Alman’ların üzerinde çalıştığı nükleer silahlardan haberdar olan Rus gizli servisi elemanlarını etkisiz hale getirmekle görevli bir Sniper’ı -keskin nişancı- kontrol ediyoruz. Zira eğer bu nükleer silahlar Rus’ların eline geçerse, durum en az Alman’ların bu silahları kullanması kadar vahim sonuçlara sebebiyet verir.

 Oyunda birbirinden zorlu 28 görevle karşı karşıyayız. Görevleri, düşmanları temizlemek -olmazsa olmaz-, yaralı askerleri kurtarmak, hedefleri yok etmek olarak sıralayabiliriz. Ama görevleri yapmak o kadar da kolay değil. Ne de olsa biz bir keskin nişancıyız, görevimiz ve can güvenliğimiz gereği yavaş, temkinli ve tam sonuç alabileceğimiz şekilde hareket etmeliyiz.

Oyunun zorluk ayarı, oynanabilirliğin belkemiğini oluşturuyor. Şöyle ki; Rookie, Cadet, Marksman ve Sniper Elite olmak üzere dört farklı zorluk seviyesi bulunmakta ve biri diğerinden farklı özelliklere sahip.

Rookie: Bu zorluk seviyesi, tarza çok hakim olmayanlar için en iyi seçenek durumunda. Yapay zeka en düşük seviyede, rüzgar -nişan alma olayında çok etkili- kapalı, kalp atışı kapalı, nefes tutma süresi 25 saniye. Bununla birlikte el bombasının patlama yarıçapı da 8 metreyle sınırlı.

Cadet: Oyunun biraz daha zorlu ve heyecanlı olmasını sağlayacak zorluk bence Cadet sadece. Rookie’den farkı, yapay zekanın orta düzeyde olması ve kalp atışının bu sefer açık olması.

Marksman: İşte işler zorlaşıyor bu zorluk seçeneğinde. Yapay zeka zor seviyeye yükselirken el bombası yarıçapı da gerçek değerlerine dönüyor ve 20 metre oluyor. El bombasını çok çok dikkatli kullanmanız gerekiyor yoksa siz de zarar görüyorsunuz fazlasıyla. Bununla birlikte rüzgar da işlerimizi zorlaştırsın diye açılıyor bu seviyede. Son olarak da nefes tutma süremiz 17 saniyeye düşüyor.

Sniper Elite: İşte oyunumuza adını veren “Seçkin Keskin Nişancı” ayarı. Hiçbir şekilde iyilik beklemeyin bu ayardan, yapay zeka “çok zor” seviyede ve nefes tutma süremiz 10 saniyeye düşüyor. Diğer özellikler Marksman ile aynı.

Zorluk seviyelerini kısaca anlattıktan sonra oyunun diğer ayrıntılara geçebiliriz.

O silah sesi nereden geldi?

 Oyuna ilk başladığımızda bizi zorlayan pek bir şey çıkmıyor karşımıza. Koşarak sağı solu incelerken zaten oyun da gerekli uyarıları kendisi veriyor. İngilizcesi çat pat olan arkadaşlar için çok zorlamayacak cümleler var. Mesela “çevrede arama yaparken binaların çatılarına dürbünle bak” gibi uyarılar, oyuna dalıp gitmişsek oldukça işimize yarıyor. Oyundaki görevlerimizi kafamıza göre yapmıyoruz bu arada. “TAB” tuşuna basarak hem bulunduğumuz yeri, hem de görevlerin yerlerini ve sıralarını görebiliyoruz. Klasik, ama kullanışlı. Görev yerlerini illa ki haritaya bakarak bulmak zorunda da değiliz, sol alt köşede hem sağlığımızı, hem de gitmemiz gereken yönü gösteren pusulamsı bir gösterge (?) var.

Oyun gizlilik aksiyon tarzına sahipse, bu tarzın gerektirdiklerini sonuna kadar yapacak öyle değil mi? Normalde herhangi bir İkinci Dünya Savaşı oyunu aldığımızda, önümüze geleni indirerek hareket eder, bir sonraki bölüme geçebiliriz. Ama Sniper Elite, gerçekçiliği son derece önemseyen bir oyun olmuş. Mesela Rus’ların karargahına girmemiz gereken bir bölüm var oyunun başlarında, bölümde bize susturuculu bir tabanca veriliyor. Deneme amaçlı ilk girişimimi çevredekileri sinsice temizleyerek yapmak istedim ama ilk askeri öldürmemle alarm çaldı ve askerler üstüme akın etti. Diğer denememde asker öldürmeden, saklanarak ve yerde sürünerek karargaha sızma eylemim gayet başarılı oldu. Oyun, tarza uygun demişken, türdaşlarındaki gibi Sniper Elite’de de ölü düşmanları sırtlayıp diğer düşmanların göremeyecekleri yerlere taşımamıza da izin verilmiş.

Oyunda kullandığımız silahlar ise bir hayli fazla, ama görevimiz gereği aktif olarak sürekli keskin nişancı tüfeğini kullanmamız gerekiyor. Keskin nişancı tüfeğini kullanırken Call of Duty 2′den tanıdık gelecek olan atış yaparken nefes tutma olayı mevcut. Az önce de bahsettiğim gibi seçtiğiniz zorluk seviyesine göre bu süre azalabiliyor. Diğer silahları kullanırken normal üçüncü kişi görüş açısıyla atış yapmanız gerekiyor. El yatkınlığı olanlar için çok zor değil. Ama düşmanların kolay kolay ölmediklerini belirtmeden geçemeyeceğim. Hem zor ölmeleri hem de akıllı olmaları bize sıkıntılı zamanlar yaşatabiliyor.

Sen mi daha zekisin yoksa ben mi daha zekiyim?

 Yapay zeka için ayrı bir başlık açmam gerekirdi çünkü anlatacağım çok şey var :) Yapay zeka kendini çok iyi idare ediyor oyunda. İki farklı örnek vererek durumu netleştireyim. İlk olarak çatı, ev içi vs. yerlerde pusuya yatmış olan düşman keskin nişancıları ele alalım. Diyelim bunlardan birini tespit ettiniz, siz de gerekli pozisyonu aldınız ve nefes tutup atışınızı yaptınız. Eğer atışınız isabetli ise şanslısınız, düşman ölür ve ondan kurtulursunuz. Aksi halde yaraladığınız düşmanı yerinden kımıldatmak çok zor, siz diğer elemanlarla uğraşırken o size “cee” yapıp görünüyor, ateş edip tekrar yerine pusuyor. Öldürmek için çok ciddi çaba sarf etmeniz gerekiyor. Diğer tip düşmanlar da doğrudan karşınıza çıkanlar. Zorluk seviyesine göre kalas gibi ayakta da, kendilerine uygun bir yer bulup yatarak da sizi öldürmeye çalışabiliyorlar. Ama düşmanın genel davranışı ikinci tipte oluyor ve yapay zekanın ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor böylelikle.

Tabi onca çatışmadan sonra güç kaybetmeniz durumunda gücünüzü tekrar kazanmanız gerekiyor. Bu da çevredeki nadir olarak bulunan sağlık paketleri sayesinde oluyor. Tabi sağlık paketlerini de “ha” diyince kullanamıyorsunuz. Oyunda bir envanter sistemi mevcut ve sağlık paketleriniz burada birikiyor. Çatışma sırasında kendinize uygun bir yer bulup kaşla göz arasında envanteriniz arasından sağlık paketini seçip kullanmanız gerekiyor. Biraz zahmetli olsa da gerçekçilik adına hoş bir durum

Teknik detaylar

 Oyunun asıl platformu konsollar aslında. Dolayısıyla grafiksel olarak da standart bir Xbox oyunundan daha güzel grafiklere sahip değil açıkçası. Ama atmosferin iyi yansıtılması grafik kalitesini gölgede bırakıyor. Çevrede uçuşan nesneler, gece karanlığında havada uçuşan mermiler, göze hoş gelen parlama efektleri ortalamanın üzerinde, ama yeni çıkan FPS oyunlarına göre sönükler tabi. Sesler ise oyunda atmosferi tamamlayan yegane etmen. Seslendirmelerden tutun da ambiyans seslerine kadar bir hayli iyi ses efektleri. Ambiyans sesleri kendini tekrar etse de yine de çok hoş. Oyun müzikal olarak biraz yavan, oyun içerisinde çok fazla müzik çalmıyor, herhalde atmosferin bozulmaması istenmiş.

Bahsetmeden geçmek istemem, sağlam ve uzaktan atışlar yaptığınız zaman Max Payne’deki keskin nişancı tüfeğinde olduğu gibi kamera mermiyle hareket ediyor ve düşmana saplanışı (!) an an görüntüleniyor. Burada karşılaştığımız animasyonlar oldukça ayrıntılı yapılmış, mesela attığınız mermi düşmanın yüzüne geliyorsa gerçek bir merminin yaptığı etkiyi yapıyor (ayrıntılar fazla kanlı, kendiniz görün onu :) Tabi bu sırada attığınız mesafenin uzaklığına göre rekor kırmış da oluyorsunuz, oyun bunu otomatik olarak gösteriyor ekranda. Hoş bir özellik.

Genel olarak baktığımızda benim gibi stealth action sevmeyen birini ayartabilecek kadar güzel bir yapım Sniper Elite, zaman zaman zorlasa da bir oyundan diğerine atladığımız şu günlerde denenmeden geçilmemesi gereken bir oyun. Herkese iyi oyunlar.

Command & Conquer: Generals

02 Ağustos 2008

 

Endüstri devriminden bu yana Batı’da gelişen, sonra dünyaya yayılan sanayileşmeye dayalı liberal kapitalist ekonomik sistem birçok gelişmiş ve gelişmemiş ülkeyi içine aldı. Ülkeler bu sistemle beraber milli kültür dahil her şeyini kaybetmeye başladı. Endüstri belirli ülkelerin tekeline girdiği için bir çok ülkenin rekabet gücü azaldı ve kendi kaynakları üzerinde emperyalist devletler hak idda etmeye başladı. 1. Dünya Savaşı’nda bu emperyalist devletlerin bu temeller için giriştiği kavgayı çoğumuz biliyordur. Bu duruma karşı çıkan en ciddi direniş olan nazizm ve milli hükümetlerin 2. dünya savaşında yanlış stratejiler ve entrikalarla mağlup olmasından sonra dünya 2 kutba ayrılmıştır. ABD ve SSCB. İkinci dünya savaşından sonra ABD öncülüğünde kurulan IMF, GATT ve Dünya Bankası gibi kurumların yaptıkları eylemler bugünkü dünya sömürücülüğüne dayanan sistemi adeta meşrulaştırmıştır. Binaenaleyh, temelden sakat bir ideoloji olan komünizm üzerine kurulan Sovyetler Birliği de parçalanınca ABD, özgür kalan Orta Asya TÜRK Devletleri’nin sahip olduğu enerji kaynaklarına göz dikmiş ve yeni dünya düzeni denen savsatalar ile bu kaynakları ele geçirme çabalarına girişmiştir. Ayrıca giderek gelişmekte ve bu yeni DÜZen(!)’den pay kampa derdinde olan Çin Halk Cumhuriyeti de varlığını hissettirmeye başlamıştır. Bu durumda 2 arada 1 derede kalan sanayileşmemiş ülkeler de kendilerini savunmak için çeşitli örgütler kurmuşlardır. Ama tabi bu örgütlerin hakimiyeti yanlış kişilerin eline geçmiş ve bu toplu savunma örgütleri yerine daha çok terörist birlikler olarak faaliyet göstermişlerdir. Ve bu da bahsi geçen 2 fırsatçı çakal ülkenin ekmeğine yağ sürmüştür.

Eh be. Ne biçim bir giriş yaptım! Artık bu yazıyla da Ceviz Kabuğu’na konuk olamazsam çok yanarım :) Evet, oyunumuz bu temeller yani yeni dünya düzeni bahanesi ile 2 zıt kutbun bu dünyayı yiyip bitirmesi ve çeşitli terörist örgütlerin çıkardığı kaos üzerine kurulmuştur.

Açıkça söylemek gerekirse bu oyunu çok bekledim. C&C oyunlarındaki o gerçekçi havayı çok özlemiştim. Bilirsiniz işte, tarla yapma derdi olmadan savaşabileceğim oyunlar hep C&C oyunları olmuştur. Generals da beraberinde serinin diğer oyunları gibi muhteşem bir gerçekçiliğin yanında daha aktif bir oynanabilirlik ve daha eğlenceli dakikalar getiriyor. İlk olarak fark ettiğim şey tek oyunculu oyunun pek de sağlam bir senaryo ile gelmemiş olması. Oyun dünyanın genel durumunu sabit bir senaryo olarak kullanmış ama kampanyalı oyunda pek bir konu bütünlüğü yok. Onu bırakın ortalıkta konu yok!

Oyunda 3 ırk var biliyorsunuz. Çin, ABD ve GLA denilen terörist gurup. Bu 3 ırkın da kampanyaları 7′şer görev ve bu bir oyuncuyu kesinlikle tatmin etmiyor. Oyununu zorluğu da aynı derecede. Brutal derecesinden oynamadığınız sürece oyunda adam gibi kasamıyorsunuz. Görevler de zaten bul ve yok et tarzı olduğu için kolayca geçebiliyorsunuz. Strateji oyunlarındaki en önemli unsur olan kafa yorma ve taktik belirtmeden eser yok! Bu bilgiler ışığında C&C Generals’in sadece çoklu oyunculu sisteme göre yapılmış bir gerçek zamanlı strateji olduğunu kolayca söyleyebilirim. Ayrıca oyun içindeki canlandırmalar hiç de gerçekçi değil. Piyadeleriniz ellerinde tüfek mi yoksa kereste mi taşıyor belli değil!

Oyundaki güç dengelerine diyecek yok. Her bir ırk birbirini tamamlıyor. Her ülkenin seçkin silahları, zırhlı ve piyade üniteleri birbirini tamamlıyor. ABD’nin bir hayli güçlü hava kuvveti var. Ama bu Çin’de göstermelik işlenmiş. Hele teröristlerin hiç yok. (Bu konuda haklılar. Saçma olurdu :) aynı zamanda Terörlerin biyolojik silahları diğer ikisine göre daha fazla. Bunun gibi yani. Oyundaki ekonomik kaynaklar harita içine dağılmış malzeme depoları. Taşıyıcı birimleriniz malzemeleri yerinden alıp sizin levazıma getiriyor. Oradan Amerikan dolarına dönüşüyor. (Çinliler bile dolar kullanıyor :) ek kaynak olarak petrol rafineleri iyidir. Ama bu yüzden çok savaşlar olabiliyor. Ayrıca her ırkın kendine göre farklı para kazanma yöntemleri var. Bunu yazının ilerleyen bölümlerinde inceleyeceğiz.

Oyundaki atmosferi çok beğendim. Aksiyon filminden çıkmış hissi veriyor. Bilgisayarın başına oturduğum zaman tam da böyle bir atmosfer bekliyordum. Ama tabi birçok beklediğim şeyi bulamadım. Örnek olarak açılış demosunu gösterebilirim. Hatırlar mısınız C&C RA2′nin açılış demosunu? Bence mükemmeldi (herkesçe Mükemmeldi :) bundan daha fazlasını beklerdim. Yani ben hevesli hevesli oyunun simgesine tıklayıp demoyu bekliyorum. Ve karşıma Bush’un çenesi, Kofi Annan’ın ağzı geliyor. Sonra tomahawk’lar, scud’lar uçuşuyor! Ne bu kardeşim! Nez’in klibini indirir onu seyrederim! Daha iyi! Ayrıca o C&C oyunlarının efsaneleşmiş bölüm başı videoları yok! Evet eklenmemiş. Siz ne derdiniz arkadaşlar? Ben burada ne düşündüğümü yazmayacağım tabi ki! Biz oyundan yenilik beklerken onlar oyunu bir güzel sindirmişler.

Oyundaki bir yenilik de savaş alanındaki başarılarınızın puanlanıp size bonus olarak geri dönmesi. Yıldızlarınızla çeşitli özellikler alabiliyorsunuz. Bunlar yeni ünitelerden, çeşitli ek özelliklere göre değişiyor. Yerine göre özel saldırılar yapabiliyorsunuz bu bonuslarla. Gerçekten çok sıkı bir özellik. Ayrıca seçkin silahlarınızı artık birden fazla yapabiliyorsunuz. Yani bu birden fazla nükleer füze veya iyon topu demek. Böylece karşınızdakini çok feci terletebilirsiniz. Tabi bunlar çok fazla enerji yediği için enerji seviyenizi yüksek tutmalısınız. Oyunda bir bina yapmak istiyorsanız bu konuda da değişikliği görürsünüz. Artık binalar yoktan var olmuyor. Dozer ünitelerinize (veya teröristler için işçilerinize) verdiğiniz komut işle istediğiniz binayı yapıyorsunuz. Gerçekten güzel bir özellik. Ama çok üzüldüğüm bir başka eksik var; Deniz üniteleri yok. Halbuki ne biçim deniz savaşları hayal etmiştim. Zaten bütün C&C oyunlarında deniz güçlerine pek ağırlık vermezler ama bu oyunda değiştirebilirlerdi.

Generals’a yeni bir grafik motoru eklemişler. Bu da yer yer güzel olmuş. Yani füzeler, toksin zehirler, tanklar gerçekten esaslı çizimlenmiş. Fakat piyade çizimleri için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Her üç ırkta da temel piyadeler bulunuyor. Ve üçü de berbat çizimlenmiş. Yani önceden de söylediğim gibi adamların taşıdığı şeyler tüfekten çok toplu iğneye benziyor. Ayrıca oyunda sık sık grafik hataları görülebiliyor. Bir düşman birimi bir binanın arkasına girdiği zaman onu hedef alamıyorsunuz. Ya da birimleriniz bazen birbirinin içinden geçiyor :) Sesler ise özgün C&C’a bağlı kalınmış. Tabi iyi olmuş. Her ırkın ayrı seslendirmesi var. Her birinin aksanı farklı. Ayrıca oyun içi efektler ve müzikler de gayet iyi. Ama yine de grafik ve ses olarak oyun eksiklerine rağmen geçer düzeyde. 3 boyutlu çöller, köyler şehirler dağlar falan oyuna baya iyi gitmiş. Tabi bu güzellikler size donanım yani ekran kartı, hafıza ve işlemci olarak geri dönüyor. Sistem gereksinimi olarak 500 MHz işlemci, 128-256 MB hafıza ve 32 MB ekran kartı diyor ama arkadan da tercih olarak bunların 2 katını öneriyor. Yani bazı strateji sever arkadaşlar değil bu oyunu oynamak, yanından bile geçemeyecekler.

Oyunun bu yanlarına rağmen oynanası üç ırk var.

 

World in Conflict

02 Ağustos 2008

Belkide dünyanın karşılaşacağı en kötü senaryolardan birini sunuyor bize Massive Entartainment. İki süper gücün mücadelesi. 1960′lardan beri süren silahlanma yarışının sonunda pes etmeyen Sovyetler önce Batı Avrupa’yı işgal eder. Ardından da Batılı müttefiklerine yardım eden Amerika’ya sert bir karşılık verir ve Seattle’a süpriz bir çıkarma yapar. Bu çıkarma uzay yarışında Amerikanın “Star Wars” projesine bir cevaptır Sovyetlere göre. Tarihi farklı bir açıdan gösteren bu olay, 1990′larda Komünizmin çökmesi ve Sovyetlerin parçalanmasına alternatif bir senaryo olarak bizlere sunulmuş. Kısaca WiC “böyle olsaydı ne olurdu” şeklinde bir senaryoya sahip. Bu komplo teorisivâri senaryoda bizim görevimiz ise Amerikan savunma ordusunun Parker isimli bir “takım” komutanının rolünü üstlenmek. Amerikanın hatta bazı bölümlerde batı avrupanın kaderi bize kalıyor. Single-Player campaign modunda oyuna Amerika ve NATO persfektifinden bakabiliyoruz. Maalesef Sovyetlerin bir campaign’i yok yalnızca multiplayer modunda Kızıl Ordu’yu kullanabiliyoruz. Massive bu gerçek zamanlı strateji oyununda Soğuk savaş döneminde yaşanan Nükleer füze korkusunu alternatif senaryosuyla ekran başında bizlere soluksuz yaşatıyor. Strateji oyunlarının temeli olan bina dikmek,kaynak toplamak yerine puan sistemli ordu indirme yöntemi oyunu farklı kılan bir özellik olmuş. RTS’ye gelen bu farklılıklar ile oyunun stratejiden çok aksiyona kaydığını dahi söyleyebiliriz.

 

 

Hem campaign modunda olsun hem de multiplayer modunda her zaman savaşın içindesiniz. Her daim bir aksiyon var öyle ki duraksamadan birlik sevkiyatı yapıyor,hava saldırısı düzenliyor,topçu ateşi açıyor yani savaşa dahil oluyorsunuz. Kısaca oyunda nefes alacak bir an dahi bulmak çok zor. Bunun nedeni klasik RTS’lerde olduğu gibi kaynak toplama ve bina dikme gibi sorumluluklarınızın olmayışı. Bunun yerine önceden belirli bir oyun puanıyla birlikleri satın alıyorsunuz. Kısa süre içinde birlikleriniz indiriliyor. Tanklar, piyadeler, personel taşıyıcılar,hava araçları ve topçu araçları seçebileceğimiz birlikler arasında. Kullanabileceğimiz birliklerden bahsetmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Oyun içindeki birimler arası denge gerçekten çok başarılı düzenlenmiş. Örneğin helikopterler, tanklara ve diğer araçlara karşı çok kuvvetliyken, piyade ve hava savunma birimlerine karşı etkisizler. Veyahut tanklar diğer araçlara karşı bir ölüm makinasına dönüşürken, piyadelere karşı çok etkili olamıyorlar. Bu durumda birlik kombinasyonlarınızın önemi artıyor. Zaten sınırlı bir kaynak puanıyla bir ordu kuruyorsunuz ve işin içine bir de doğru kombinasyonu bulmak girince bazen düşman üzerine ciddi olarak düşünmeniz gerekiyor. Bu sistemin en iyi yanı hiç tükenmeyen bir kaynağa sahip olmanız. Savaşalanındaki birimleriniz yok edildikçe puanınız tekrar size dönüyor böylece kaldığınız yerden devam edebiliyosunuz. Sınırsız kaynakla neler yapılmaz ki diye düşünüyorsanız, buna da bir denge getirilmiş. Birlik indirdikten sonra belirli bir müddet bekledikten sonra ikinci indirmeyi yapabiliyorsunuz. Size verilen görevde 30 dakikada bir kasabayı ele geçirmekse bunun ne kadar etkili olacağını düşünün.

Savaşalanında ordunun tamamı sizin emrinizde değil. Verilen emirleri yerine getirerek zafere katkıda bulunuyorsunuz ki zaten bu görevler genellikle en can alıcı görevler oluyor. Campaign modunda ekibin Amerikan savunma ordusunun bir parçası oluyorsunuz. Tüm savaş alanına hükmetmemek az birim kaybına neden oluyor ve sizde göreve göre ordunuzu gerekli birimlerden meydana getiriyorsunuz. Bu kimi zaman tanklardan kurulu güçlü bir ordu kimi zamanda piyadelerden kurulu oluyor. Sınırlı bir ordu olunca birimlerin “özel yeteneklerini” kullanmakta o derece kolay oluyor.
Örneğin personel taşıyıcıların “smoke screen” kullanmasını yada helikopterlerin havadan havaya füzelerini yönetmek az birimle verimli bir şekilde kullanılabiliyor. Kullanabileceğimiz birimlere gelirsek emrimizde hafif silahlı personel taşıyıcılardan nükleer bombalara kadar çok çeşitli saldırı birimleri mevcut. Kara birimleri tank, piyade ve destek birimlerinden oluşuyor. Piyade olarak RTS oyunlarının klasik üçlüsünü kullanabiliyoruz(sniper, anti-tank, assault). Wic’deki tanklar ise hafif, orta ve ağır olarak üç sınıfa ayrılmış. Destek birimleri hava savunma araçları, personel taşıyıcılar ve topçulardan oluşuyor. Hava birimlerine gelince, gözcü helikopterleri, taşıma helikopterleri ve orta-ağır saldırı helikopterlerini seçebiliyoruz. Tüm bu birimlerinizin herhangi bir kaynak tüketmemesinden dolayı sınırsız olarak savaşalanına birim çağırabilmeniz çok kolaylık sağlasada siz yinede vetaran olan birimlerinizi hayatta tutmaya çalışın. Öyle ki veteran birimler diğer birimler karşısında etkili vuruş gücüne sahip. Bununla birlikte oyunda çoğu birimin kendi “özel yetenekleri” , savaşın diğer bir taktiksel boyutunu oluşturuyor. Standart piyadelerin el bombası saldırısı, hafif helikopterlerin havadan havaya füzeleri, ağır helikopterlerin havadan karaya füzeleri yada ağır topçuların smoke screen saldırısı bunlardan birkaçı. Bu özel yetenekler’in bir kısmı saldırı ağırlıklı olsada savunmaya yönelik yeteneğe sahip birimlerde bulunuyor. Örneğin piyadelerin koşma özelliği ve helikopterlerin attıkları işaret fişekleri.

Wic’de standart RTS oyunlardan farklı olarak bina dikmek ve kaynak toplamak sorumluluklarımızın olmadığını söylemiştim. Birimleri size verilen puanla savaş meydanına çağırıyor sonra birim kaybettikçe size dönen puanlarınızla farklı birimler çağırıyoruz. Her birimin seviyesine göre bir puanı var ve doğru seçimlerle ordu kurmak sizin elinizde. Bu puan sisteminden ayrı olarak bir puan sistemide “taktiksel saldırı desteği” seçeneğinde kullanılıyor. C&C:Generals oyunundan hatırlayacağımız bu sistemde komutan olduğunuzu gerçek manada hissediyorsunuz. Siz sadece koordinatları veriyorsunuz ve saldırı gerçekleşiyor.Bu taktiksel destek kullanımı yine puan sistemi ile düzenlenmiş. Düşman birimlerini öldürerek puan kazanıyorsunuz ve doğal olarak her saldırının belirli puanı var. Taktiksel destek, Wic’in can alıcı noktalarından birisi ve savaşın seyrini değiştirecek etkiye sahip.Multiplayer bir oyunda kullandığınız az birimin bir nükleer füze yada hava saldırısıyla yok edilmesiyle kendinizi toparlamanız çok zor olabiliyor. Bu saldırı seçeneği C&C’den çok daha fazla seçeneklere sahip öyle ki üç ayrı katogoride 20 den fazla saldırı yapabiliyorsunuz. Bunların arasında carpet bombing, air strike, napalm strike , airborne reinforcements , chemical warfare, artilery barrages ve çok daha fazlası var. İçlerinden bir tanesi var ki hem görsel olarak hemde savaşı kazanmaya yardım açısından en etkili saldırı: Tactical Nuke, sadece düşman birimlerine değil aynı zamanda çevreyede(ağaçlara,binalara) zarar veriyor ve askerlerin siper alabileceği bir krater oluşturuyor.

 

 

Wic, daha çok multiplayer bir oyun havasında tasarlanmış gibi görünüyor. Campaign modu yukarıda bahsettiğim konu çerçevesinde geçiyor. Fakat multiplayer modu beni campaign modundan çok daha fazla havaya soktu diyebilirim. Sanırım Wic için şunu söyleyebiliriz “Singleplayer modu ile sıcak savaşı hissedecek,multiplayer modunda ise savaşı adeta yaşayacaksınız”. Multiplayer modunda farklı seçenekler sunulmuş. İsterseniz Player vs Player şeklinde LAN oyunu oynayabilirsiniz yada Player(s) vs Bots seçeneğiyle en fazla 15 bot ekleyerek kendi oyununuzu olşuturabilirsiniz. Advanced modunda bot sınıflarını kendiniz seçebilirsiniz(2 destek birimi,3 tank birimi,1 piyade birimi şeklinde). Savaşa girdiğinizde Bot’ların oyunun seyrini değiştirecek ataklar yaptığını görüyorsunuz ve aynı zamanda sizin verdiğiniz emirleri de yerine getirmeye çalışıyorlar. Çoğu kez yapay zeka azımsanmayacak derecede başarılı bir oyun çıkarıyor. Multiplayer modu her seçenekte en fazla 16 oyuncuyu destekliyor ve bu modun 3 farklı oyun seçeneği bulunuyor.Bunlar Assault,Tug of War ve Domination.

Wic’de oyun alanı çok geniş tutulmuş ve Total War oyunlarını andırıyor. Oyuna geniş bir açıdan bakarak ordumuz üzerindeki hakimiyetimizi arttırıyoruz. Standart RTS’lerin aksine Wic’teki tek yardımcımız faremiz değil. Geniş bir savaş alanında dolaşırken en az faremiz kadar klavyemizide kullanıyoruz. Kamera kontrolleri zaten büyük olan savaşalanında gezinirken en büyük yardımcımız. Diğer RTS lerden farklı olarak çok geniş bir görüş alanımız var ve kamera 360 derece dönebiliyor. Klasik WASD tuşlarını haritada gezinirken kullanıyoruz ve faremizin orta tuşuyla kameramızın derinlik ayarını yapıyor ve aynı zamanda kameramızı 360 derece döndürerek kendimize çok geniş bir bakış açısı sağlıyoruz. İstediğimiz anda asker ve araçlarımızın çok yakınına kadar yaklaşıp 3.açıdan bir FPS oynuyor gibi hissedebiliyoruz.

Kameradan bahsettikten sonra görsel öğeler ve dinamik efektlerden bahsetmek istiyorum. Wic deki patlama görüntüleri COH’u saymazsak en iyi efektler diyebiliriz. Yalnız oyunu çok iyi bir sistemle oynamak gerekiyor. Zaten oyunun tek eksisi çok fazla sistem istemesi ve düşük sistemli oyunculara neredeyse hiçbirşey verememesi. Düşük bir sistemle, oyunun en önemli özelliği olan dinamik grafikleri kaçırdığınız için oyundan lezzet almanız çok zorlaşıyor. DirectX 10 desteği Wic’i ön plana çıkaran bir özellik. DX 10 ile görsel öğeler özelliklede patlama efektleri çok düzeye çıkıyor. Tabii ki DX 9 ile oyuncular çok şey kaçırmıyorlar ancak az önce belirttiğim gibi güçlü bir sistem oyundan keyif almak için şart. Wic sadece grafik olarak kendini ön plana çıkarmıyor. Massive sadece görsel öğelere değil, sesler ile de aynı özenle ilgilenmiş. Her aracın sesi ayrı ayrı düzenlenmiş. Telsiz konuşmaları da aynı incelikle hazırlanmış.

Wic geçen yılın sonlarına doğru, oyun dünyasının en hareketli zamanlarından birinde çıkmıştı. 2007 yılının sonlarında çıkan World in Conflict’in Call of Duty 4, Crysis gibi oyunların gölgesinde kalması bekleniyordu. Ama beklenin aksine, 2006 yılının sonunda çıkan Company of Heroes gibi Wic de beklenenden daha fazla ilgi ve takdir gördü. Belki yılın oyunu olamadı ama rakibi Supreme Commander’ı geride bıraktı diyebiliriz. Aslında Wic’in bu başarısına çok şaşırmamak gerek. Massive Entartainment Ground Control serisiyle işinde başarılı olduğunu kanıtlamıştı ve uzun süren sessizliğin ardından Wic ile başarısını perçinledi.

 

 

Bir strateji oyuncusu olarak Wic’in atmosferini yani oyuncuya yaşattığı savaş heyacanını COH kadar başarılı bulmasamda Wic denenmesi gereken çok başarılı bir RTS. Savaşalanını çok geniş açılardan görebilmek, mükemmele yakın dinamik efektler, 3. Dünya savaşını ekran başında yaşamak , bir FPS kadar hızlı gelişen oyun yapısı ve sıkmayan senaryosu Wic oynamak için yeterli sebepler. Sovyetler ile oynarken Red Alert, savaşalanında rahat hareket ederken Total War, taktiksel yardımları kullanırken C&C:Generals, bina kurmadan yaptığımız hızlı saldırılarla COD:4 :) bunların hepsi için sadece Wic oynamak yeter. World in Conflict kesinlikle oynanması gereken bir yapım.

 

Juiced 2: Hot Import Nights

02 Ağustos 2008

 

 

Star Wars: Empire at War + Türkçe Yama Download

01 Ağustos 2008

Bütün birlikler, hemen hangarı boşaltın… Bütün birlikler…

Bu ses ile beraber Asi ittifakının filosu, ölümcül imparatorluğa karşı çarpışmaya hazırlanıyor. Hangarı aniden boşaltan gemiler ve savaş telaşı bütün askerleri sarmış durumda. Pilotlar kasklarını takıyor, askerler silahlarının boşalmış bataryalarını dolduruyor. Fakat hepsi biliyor ki bütün bunlar galaksinin kaderinin değişmesi için yapılan ufak birer adım. Tüm canlılara hükmetmek isteyen kötülük dolu imparatorluk bir yanda iken, diğer yanda Galaksideki baskılardan sıkılmış ve özgürlük peşinde koşarak imparatorluğa kafa tutan Asi’ler var…

Lucas Arts, son zamanlardaki çıkardığı mükemmel oyun serisine bir yenisini daha eklemeye hazırlanıyor. Şimdiye kadar çıkan stratejiler Star Wars hayranlarını ve strateji severleri pek tatmin etmemiş olacak ki bu oyunun şimdiye kadar çıkmış olan Star Wars strateji oyunları arasında bir demirbaş haline geleceği şüphesiz bir durum olarak kabul ediliyor. Tüm Star Wars hayranları ise oyunu merakla bekliyor.

Önceleri 2005 yılında çıkması planlanan oyun, bilinmeyen sebeplerden ötürü askıya alındı ve 2006 Şubat’ına çıkışı ertelendi. Bu ertelenme hayranları üzerken oyunun resmi sitesinden geçen günlerde yayınlanan tanıtım videoları ve resimleri, sıcak haberleri pek doyurucu gözüküyor. 1 Kasım’da çıkan Revenge Of The Sith DVD’sinde de oyunun geniş bir tanıtım videosuna yer verilmiş durumda. Videolar, özellikle oyunun ekran görüntüleri bizleri bitmek bilmeyen meydan muharebelerine ve karmaşık uzay stratejilerine sürükleyecek gibi.

E3′te tanıtımı yapılan oyunda, tanıtım videoları ve ekran görüntülerinden göreceğimiz üzere bilindik bir grafik motoru ile karşı karşıyayız. Oyunun yapımcılığını ise Command & Conquer serisini yapan Petroglyph firması üstlenmiş durumda. Bu firmanın daha önceki strateji oyunlarından yola çıkarak, Empire at War’ın ne yönlü ve grafik düzenli bir oyun olduğunu anlamak güç değil.

 Gelelim oyuna; oyunda görüldüğü üzere, daha önce de BattleFront serisinde tanıştığımız, Repuclic – CIS ve Empire – Rebellion sistemi mevcut, istediğimizi seçip galaksinin kaderini belirliyoruz. Fakat burada ünite yaratma olayının olup olmadığı kesinlik kazanmış durumda değil. Yani C&C Generals’deki gibi tank üssü aracılığıyla tank yaratır gibi, yeni bir fabrika yaratıp AT-AT yaratabildiğimizi bilemiyoruz. Ama ekran görüntülerinde düz alanda yol alan birliklerin gökten inmediğini düşünürsek, bu olayı tahmin etmek pek de zor değil.

Filmlerde yer alan savaşlara oyunda yer verilmiş, Yavin IV, Endor ve benzeri uzay savaşlarının yanı sıra, Geonosis, Hoth gibi gezegenlerin meydan savaşları da yer alıyor oyunda. Uzay savaşlarının kontrolü zor olacak gibi gözükse de, Zemin savaşlarında zevkli dakikalar yaşamak bizi bekliyor. Ayrıca “Ölüm Yıldızı”ndan atılan hedefler, imparatorluğun bir adım önde olduğunu gösterir gibi :)
Uzay filoları devasa büyüklükte savaşlara yer verebilecek, ayrıca zemin savaşlarında da büyük çaplı savaşlarla filmdeki heyecanı yakalayabileceğiz gibi gözüküyor. Filmlerde İmparator’un ve Asi’lerin elinde olan Filolar, bu sefer sizi elinizde. Artık Hoth savaşını siz yönetebilir, Endor’da Star Destroyer avlayabilirsiniz. Kumandanlardan tutunda, en küçük birimli StormTrooper’ları yönetmek sizin elinizde, ayrıca TIE Filolarını İmparatorlukta yönetebilirken, Asi’leri yönetirken X-Wing ve Y-Wing’ler başı çekecek. Ayrıca oyundaki savaş bölümleri çok kapsamlı olacak, filodaki atış seviyesi yüksek bazı gemilerle, gezegen yüzeyine direk ateş açabilme veya yüzeye filo ile saldırmak mümkün.

Oyunda gerçekçilik de büyük oranda göz önünde bulundurulmuş. Hava koşulları savaş sonuçlarını etkileyebiliyor. Mesela ordularla katıldığınız savaşlarda, sıradan askerlerle ölene kadar savaşmak yok. Basit bir örnek vermek gerekirse, Asi’ler kaynakları yetersiz olduğundan sadece vur-kaç taktiği ile düşman ordusunun dikkatini dağıtabileceksiniz. Birimler eşit seviyede olmayacak, Asi’lerin elindeki bir yaya tankı ile imparatorluğun AT-AT ünitelerinin eşit olması beklenmezdi zaten.

Bahsettiğimiz gibi birimler bazen çok güçlü olabilecek, bir güçlü birim için ufak bir garnizonu feda ettiğiniz zamanlar olacak. Ayrıca filmdeki gerçekler oyuna da yansıyacak. Mesela filmlerde imparatorluğun, Asi’lerden kaynak ve birim olarak çok ileride olduğu belli oluyor ise bu oyunda da belli olacak. İmparatorluğun kaynakları az tükenip, birim üretimi fazla iken, Asi’lerde bu durum tam tersi, yani birim üretimi az, kaynak tüketimi fazla.

Devamlılık da oyundaki büyük bir etken. Mesela bir önceki savaşta büyük bir kayıp yaşayıp, ağır bir yara aldığınızda bu sonraki savaşlarınıza da yansıyacak. Size yapılan bir saldırıda bir gezegeni kaybettiyseniz, sonraki savaşınızdaki birim üretimi ve kaynaklar azalacak. Bu olay yaratacağınız askerlere de yansıyacak.

Oyunun zaman aralığı ise Bölüm 3 döneminden başlayacak, orijinal üçlemeyi de kapsayacak olan bu bölümlerde kendi savaşlarımızı da yaratabileceğiz. Şüphesiz ki oyunla ilgili şimdiye kadar verilmiş ekran görüntüleri arasında, Tatooine yüzeyinde kapışan Darth Vader ve Ben Kenobi’yi bulmanız mümkün.

Ayrıca Rome Total War oyunundaki geniş Strateji taktikleri bu oyunda var olacak. Örneklemek gerekirse iyi bir taktikle, 40 kişilik bir lejyon ile 10 araçlı ve 50 kişilik bir lejyonu alaşağı etmeniz mümkün olacak. Ufak bir saldırı ile orduyu bir bölgeye çekip şaşırtmaca yapabilir, daha güçlü bir orduyla tekrardan saldırıp, düşmanı tongaya düşürebilirsiniz.

 Asi birimlerinin kaynakları düşük demiştik, Asi’ler yok etmekten çok, sinsilik ve casusluğa yön vermiş durumda, gizli casuslarla tüm galaksideki gezegenlere erişebilir, istediğine saldırı düzenleyebilirsiniz. Asi’lerin bu sahip olduğu çok geniş çaplı ve bir o kadar da gizli casusluk şebekesi sayesinde dev bir galaksi haritasına da sahip olmak elinizde.

İmparator’luğa gelince, imparatorluk Search and Destroy felsefesiyle yola çıkar gibi bir hali var. Çok güçlü ekipleri, lejyonları, araçları ve sınırsız silahlarıyla birlikte filoları var. Asi’ler gibi taktikler kullanmalarına gerek kalmadan güçlü bir şekilde tek koldan saldırabiliyorlar.

Hero sistemi ise gelişmiş, imparatorlukta Darth Vader, Boba Fett gibi isimler var iken Asi’lerde Luke Skywalker, Obi-Wan Kenobi, Han Solo isimleri var. Bütün bu Hero’lar oyunun bazı bölümlerinde karşımıza çıkıyor. Çok güçlü olan bu Hero’larla bir savaşın kaderini belirleyebilir, mutlak galibiyetler elde edebilirsiniz.

Sonuç

Oyun henüz çıkmamış iken, elde ettiğimiz bilgiler gerçekten iştah açıcı türden. Ekran görüntüleri ve videolar ise bizi masa başına kilitleyecek saatlerin habercisi. Şubat 2006′da görüşmek dileğiyle. İyi eğlenceler!

Jedi Knight: Jedi Academy

01 Ağustos 2008

Jedi Knight… Bu ismi duyduğunda irkilip eli lightsaber’larına gidenler benimle gelsinler. Diğerleri de isterlerse kalıp Jedi ya da Sith olma yolunda ilk adımı atabilir, isterlerse de çıkıp başka bir yazıya geçebilirler. Ama kaldığınıza göre merak ediyor ve daha fazlasını duymak istiyorsunuz.. Güzel! Şimdi kendinizi “Güç”e bırakın ve maceraya hazırlanın!

Çok değil, 1 yıl kadar önce çıkmıştı Jedi Knight 2 piyasaya. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça beğenildi, keyifle oynandı, bitirildi, yetmedi bir üst zorluk seviyesinde bir kez daha bitirildi, yine yetmedi internette serverlarda Jedi ve Sith kapışmalarına tanık olduk… Raven Software, Quake 3 motoruyla yine muhteşem bir iş çıkarıp, bizi Star Wars dünyasının içine doğru çekip, gerçekten dünyadan koparmıştı. Kimbilir kaçımız gecelerini uykusuz kalmak adına sürgün Jedi Kyle Katarn’ın macerasına adadı? Neyse, fazla uzatmadan konuya girsem iyi olacak, Jedi Knight efsanesi, üçüncü oyunu Jedi Academy ile geri dönüyor, ama bu sefer Kyle Katarn olmadan…

Öncelikle söylemem gereken şey, yeni oyunun bu kadar çabuk duyurulması, ve hatta ekran görüntülerinin bu kadar çabuk yayınlanması hepimizi oldukça şaşırttığı. Gerçi, hepimiz JK2 gibi kaliteli bir oyunun devamının geleceğinden kesinlikle emindik, fakat bu kadar çabuk olması güzel bir süpriz oldu bizler için. Oyunun içeriğine girmeden önce, teknik bilgilere değinmenin doğru olacağını düşünüyorum, o yüzden vakit geçirmeden anlatmaya başlıyorum.

Oyunumuz, Jedi Knight 2′de olduğu gibi geliştirilmiş Quake 3 grafik motoru kullanıyor ve sanırım bu, oyunun bu kadar kısa zamanda, bu kadar büyük gelişmeyi nasıl katettiğini açıklamaya yetiyor. Quake 3 motorunun kullanılmasının hem iyi, hem de kötü yanları var bizim için. İyi yanları, Raven Software’deki programcıların da söylediği gibi, programcılar Quake 3 motorunu oldukça iyi tanıdığı için, bu motoru geliştirerek yapacakları şeyler kesinlikle yeni bir motor yazmaları durumunda oluşacaklardan daha iyi, daha kolay ve daha gelişmiş şeyler olacak. Yani ellerindeki esneklik daha fazla. Bu durumun ikinci güzelliği ise, bir çoğumuzun oyundan mahrum olmayacak olması. Eh, ne de olsa herkes de bir GeForce ekran kartı yok (her ne kadar artık standart haline gelse de) ve Jedi Knight 2′yi rahatça çalıştıran sistemlerde sorun yaşanmayacak olması güzel bir haber. Tabi bir de kötü yanları var, Örneğin Quake 3 motoru her ne kadar kötü bir motor olmasa da, artık eskimiş olduğu gerçeği inkar edilemez. (Hele ki Unreal 2 ve Doom 3 motorlarını gördükten sonra) Ama bence yine de bu çok büyük bir kayıp sayılmaz. Raven’daki programcılar işlerini bildiklerini her zaman kanıtlamış insanlar, ve Quake 3 motorunu son gücüne kadar sömüreceklerine dair bir şüphemiz yok.

Şimdi gelelim oyunun detaylarına… Her Jedi Knight oyununda alıştığımızdan farklı olarak, az önce yukarıda da değindiğim gibi bu oyunda Kyle Katarn’ı yönetmiyoruz. Aslına bakarsanız, yönetsek saçma olurdu. Neden diyecek olursanız, Kyle Jedi Knight 2′nin sonunda aşırı güçlü bir Jedi haline geliyordu. Eh, taktir edersiniz ki, oyuna böyle bir karakterle başlamak, oyunun zevkini oldukça baltalayacaktır. Bir nevi “Işın Kılıçlı Doom”a dönme tehlikesi oluşuyor yani. Yeni oyunda, Kyle yerine, Luke Skywalker’ın Jedi Academy’de yetiştirdiği öğrencilerden birini yöneteceğiz. Üstelik karakterimizin ırkı, cinsiyeti gibi özellikleri seçme şansımız da olacak. Yani bir Rodian Jedi (yada Sith :)) yapabilirsiniz artık. Eh, sanırım burası biraz Star Wars Galaxies’e benzetilmiş, ama sonuçta kimsenin şikayetçi olacağını sanmıyorum! :)
Oyunda, seçimlerimize bağlı olarak hikaye iki ayrı dala ayrılacak. Yani bunu biraz daha açarsak, artık aynı ilk oyundaki gibi Dark ve Light Side arasında seçim yapmamız gerecek. İşte benim “Neden Jedi Knight 2′de yok?” dediğim olay! Ee, ne de olsa herkes Jedi olmak zorunda değil, değil mi? :)) (Long Live The Darth Vader!!! :D) Bir de, burada eğitim gören bir Padawan Learner (ya da Sith Apperantice :D) olduğumuzu söylemiştim. Eh, Star Wars alemiyle yakın ilişki içinde olanların bileceği gibi, her Jedi (ve Sith :)) kendi Işın Kılıçlarını eğitimlerinin bir parçası olarak kendileri yaparlar.

Peki ben bunu neden anlattım? Çünkü, bu oyunda da kendi Işın Kılıcınızı kendiniz yapacaksınız! Rengi, şekli, tek taraflı mı yoksa çift taraflı mı olacağı tamamen size kalmış. Çift taraflı mı dedim? Ah evet, Jk2 için yapılan JediMod’a olan ilgiyi gören Raven, oyuna çift taraflı kılıç, yada iki kılıç birden kullanma opsiyonunu da eklemiş. Şimdi bir çoğunuzun kafasında oluşan düşünceyi tahmin edebiliyorum, “Ama bunlar aslında Jedi Knight 2′de olması gereken şeylerdi, neden bu oyun Jedi Knight 2 Expansion değil de Jedi Knight 3?” Bu soruya tam olarak bir yanıt veremeyeceğim, ama şunu söyleyebilirim ki, Raven Software, bizi hiç hayal kırıklığına uğratmadı (SoF2 mi? O kadar hata kadı kızında da olur ama değil mi? :)) ve bu oyunun adını hakedeceğine dair hiç şüphem yok açıkçası..

Yine de içiniz rahat etmediyse, şunu söyleyebilirim, Raven kesinlikle bunun Jedi Knight 2 Expansion olmadığının ve tamamen yeni bir oyun olduğunun farkında, ki zaten oyunun resmi sitesinde de üstüne basa basa bunun Expansion olmadığını belirtiyorlardı. Evet, oyun hakkındaki bilgiler şimdilik bu kadar. Raven Software’a güvenimiz tam, heyecanla oyunun çıkışını bekliyoruz. Hem zaten, ne kaldı ki şunun şurasında çıkmasına? May The Force Be With You! (Ya sonuna kadar dayandım, ama olmadı… Bir söylemeyen ben kalmıştım şu lafı, bende söyledim tam oldu!

DiRT + Türkçe Yama Download

01 Ağustos 2008

 

Colin McRae serisi ralli türünde yarış oyunları arasında oynanabilirlik ve simülasyon arasında günümüze dek aynı kalan bir çizgiyle oyun çevreleri tarafından beğenilen bir yapım olarak süregelmiştir. Seriyi popüler yapan şey, oynanabilir bir yarı-sim tarzının yanı sıra, aslında piyasada rakip olarak tanımlanabilecek alternatifinin de az olması olarak açıklanabilir. Şu ya da bu şekilde günümüze ulaşan yapım yeni temsilcisi DiRT ile serinin ikinci oyununda yaptığı açılıma benzer şekilde daha geniş kitlelere ulaşmak için kavramsal yapısında belirgin değişikliklere gidiyor ve ralli konseptinin dışında yeni yarış türlerini de benimsiyor. Özellikle son zamanlarda popüler yapımlar haline gelen Flatout 2 ve Motorstorm gibi örneklerin de bu tercihte belirleyici olduklarını düşünmek mümkün. Ancak aradan geçen iki senedeki değişim sadece bu tercihle sınırlı değil, yepyeni ve parıltılı grafik motoru Neon, oyunun görsel niteliklerini bir sonraki nesle taşırken serinin gelecek yapımları için de önemli bir mihenk taşı olarak gösterilebilir.

Oyun Xbox 360 ve PC platformu için geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı (PS3 için 2007′nin ilerleyen ayları beklenecek). İncelememiz Xbox 360 platformunda olsa da, bu tür birden fazla platformda boy gösteren yapımlarda tek inceleme yapmayı uygun gördüğümüzden satır aralarında oyunu PC için düşünen oyun severler için de ufak bilgilere vermeye çalışacağım. Oyunun PC versiyonu ile Xbox 360 versiyonları arasında belirgin farklar da olmadığını belirtelim. Tabi bu benzerlik PC’de sistem ihtiyaçlarına olumsuz olarak yansıyor.

DiRT daha önce yapımcı Codemasters’ın tanıtım videosu(trailer) olarak oyun dünyasıyla paylaştığı oldukça güzel bir giriş videosu ile oyuncuyu karşılıyor. Hemen ardından gelen ve serinin hemen her oyununda takdir toplayan nefis menü tasarımı daha oyuna girmeden beklentilerinizi daha da üst boyuta taşıyacaktır. Oyunun tek kişilik oynanabilir bölümleri Kariyer, Şampiyona ve Rally World adı verilen üç ana bölümden oluşuyor. Orta uzunluktaki kariyer bölümleri piramit şeklinde sıralanmış yarış serilerinden oluşuyor. Kariyer boyunca toplam dokuz farklı off-road yarış türünde bu pramitte zirveye ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bunlar arasında “Rally 4WD, RWD, Classic Rally, Rally Raid, Hill Climb, Rally Cross, Offroad Buggies, Crossover,CORR,” gibi birbirnden sürüş deneyimi konusunda oldukça farklılaşan türler bulunuyor. Bu yarış türlerinde normal önden arkadan ya da dört çekişli ralli araçlarına ek olarak buggy’ler, CORR tipi arazi araçları yarış kamyonlarından oluşan aralarında C4 ya da Exo IX gibi birçok güncel aracın da bulundğu 45 araçlık bir filoyu kullanabiliyoruz. Orta uzunluktaki kariyer modu oyunun ana omurgasını oluşturuyor. Piramitteki yükselişiniz kazandığınız yarışlarda topladığınız puanlar ve satın aldığınız yeni araçlara göre şekilleniyor.

 

 
Oynanışı anlatmaya başlamak için en iyi başlangıç noktası ralli konseptine odaklanan kısmı olacak. Serinin üçüncü oyunundan beri süregelen ve geliştirilen yapı yeni oyunda tamamen değişen altyapı ve oyunun genişleyen konsepti çerçevesinde farklı bir deneyim sunuyor. Öncelikle oynanış tarzı olarak ilk planda oyunun; tam bir arcade olmasa da, bir simulasyondan oldukça uzak olduğu izlenimini ediniyorsunuz. Ancak bunun, oyunda ilerledikçe yapılan farklı bir tercihin sonucu olduğunu anlıyorsunuz. Standart bir oyuncunun oyuna ilk girdiğinde edindiği izlenim aslında yeni oyun motorunun serinin tamamına ters düşen farklı bir anlayışla sahip olduğu olacaktır. DiRT diğerlerinin aksine ralli modunda özellikle dar pistlerde hız duygusunu oyuncuya hissettirme konusuna odaklanan ve bunu yarış oyunlarının genelinde en iyi başaran oyunlardan biri. Kontroller de bu yönde yüksek hız ve tempoda araç hakimiyeti üzerine tasarlanmış. Oyunda biraz vakit geçirdikten sonra özellikle üst seviye zorlukta oynuyorsanız risk alarak tabiri yerindeyse uçarak virajları dönmeye başlıyorsunuz ki, zaman zaman “Allahım!, bu tempoda süren gerçekten ben miyim?” sorusunu kendinize soruyorsunuz. İşte bu stile ayak uydurmak ilk planda belirli bir alışma süresi gerektiriyor.

Oyunun oynanışına ek olarak, kamera açıları, ve görseller de bu konuda deneyimi tamamlayan parçaları birleştirdiğinizde oyuna şu an’a dek oynadığınız en iyi ralli simulasyonu olarak bakmanız işten bile değil. Bunu özellikle oyun ilerledikçe geçeceğiniz dar orman etaplarındaki sürüş temponuza hayretler içinde bakarak anlayabiliyorsunuz ve dahası bu hissi size sadece replay görüntüler değil oyun içerisinde o anki deneyim sunuyor.

DiRT’ün bu kadar hız duygusuna odaklanmış olması ve ralli’nin araçla değil hızlı ve tempolu olarak yolla savaşma işi oluşun gösterme konusundaki tercihi bazı noktalarda oldukça uzun bir alışma süresi gerektiriyor. Öncelikle daha önce de belirttiğimiz gibi oyunun alışılagelmişin dışındaki temposu oyuncuyu iyi bir zaman için sürekli risk almaya zorluyor. Durum böyle olunca özellikle zorluk seviyesi eşliğinde artan ve daha sonra bol bol öveceğimiz hasar düzeyi sizi dar pistte yaptığınız ufak bir hata sonucu yarış dışı bırakabiliyor. Bu yüzden Codemasters oyuna oldukça sert bir fren sistemi eklemiş. Bu sertlik aslında ilk planda size oyun hakkında arcade izlenimi veren öğelerden biri. Öyle ki aracınız çok yüksek hızlarda yüzey ne olursa olsun, 30 metre gibi komik mesafelerde yere çakılan bir çivi gibi durmasını sağlıyor. Ancak oyuna alıştıkça freni akıllıca kullanmayı ve gerektiğinde kullanmayıp risk almayı öğrenebiliyorsunuz.

Bu öğrenme eğrisi birçok oyuncu için oynunun 1/4′ünü kapsayabilecek kadar uzun olabilir ve özellikle çok yavaş virajlarda akıcı bir şekilde bu şekilde dönmeyi öğrenmek fren sertliği nedeniyle bir hayli zor. Ancak bu kadar sert frenler oyuncuya daha yüksek tempoda hızlı sürmesini ve risk almasına yetecek güveni sağlıyor ve yapımcının oyuncuya sunduğu gerçek deneyime oyuncuyu zorluyor. Tabi oyunun ralli dışındaki aktiviteleri de oldukça iyi tasarlanmış.

Oyunda birçok farklı off-road türünün varlığından bahsetmiştik. Oyunda kendinizi ralli’den çıkarıp bir buggy’nin içine attığınızda tamamen farklı sürüş dinamikleriyle karşılaşıyorsunuz. Veya bir kamyonla tırmanma etabını oynamakla bir ralli aracıyla oynamak arasındaki fark oldukça iyi biçimde oyuna yansıtılmış. Oyunda bu kadar farklı yarış tipinin iyi sunulması takdire değer. Özellikle birçok rakiple aynı anda oynadığınız bu modlarda yapay zekanın oldukça agresif ve acımasız olduğunu fark edeceksiniz. Bu yüzden pist yüzeyini çok iyi kullanmak ve gerektiğinde aynı şekilde rakiplerinize gereken yanıtı vermeniz gerekebiliyor.

Sürüş deneyimiyle ilgili fikirlerimizi sonlandırmadan önce oyundaki rumble efektlerinin oldukça doyurucu olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Daha iyi bir deneyim için seçenekler kısmından titreşim efektlerini sonuna kadar açmanızı ve eğer sahipseniz kablolu bir Xbox 360 gamepad’i kullanmanızı tavsiye ediyorum. Böylece kablosuz modda pil tasarrufu için kısılan rumble efektlerinin tümünü oldukça detaylı hissedebiliyorsunuz.

 

 

DiRT oynanışta sunduğu yeniliklerin yanı sıra yepyeni motoru Neon’un teknik nimetlerinden de başarılı şekilde yararlanıyor. Codemasters’ın iddialarını doğrular nitelikteki oyun motoru oldukça etkileyici görüntüler sunuyor. Araçların görsel kalitesi iç ve dış tasarımdaki özen her açından tatmin edici. Detaylı kokpitlerin unutulmaması ve sürücü animasyonları bu kompozisyonu tamamlıyor. Ayrıca oyunda aracınızın dış görüntüsünü özelleştirebilmeniz için 100′ün üzerinde hazır şablon “livery” bulunuyor.

Oyunuun en güçlü noktalarından biri olan hasar modellemesi ise anlatılmaz yaşanır denilecek cinsten. Daha önce bahsettiğimiz yüksek tempo ve dar pistlerde en ufak bir dalgınlıkta yarış dışı kalmanıza neden olacak ciddi kazalar yapmanıza neden oluyor. Yarışı kaybetmiş olsanız da sıra dışı güzellikteki enfes hasar modellemesi çenenizi yere düşürebilecek görsel niteliklere sahip. Aracınızı sınırlarda kullanmaya başladıkça yaptığınız kazalardaki hasarların ciddiyeti de bir o kadar artıyor. Sonuç olarak korkunç taklalar atmak ya da virajı alamayıp uçurumdan yuvarlanmak özellikle zor seviyelerde oyunun sonu anlamına gelse bile oldukça zevkli. Hasardan ayrıca sadece aracınız değil pist üzerindeki cisimler, ağaçlar, tabelalar, banket korumaları da fizik motoru çerçevesinde nasibini alıyor.

Çevre tasarımına geldiğimizde ise serinin sürekli eleştirilen tüm olumsuzluklarının ortadan kaldırıldığını görüyoruz. Neon motoru sırf bu konuda üretilmiş bir çözüm olarak karşımızda duruyor. Gerçekten de gerek pist dizaynı gerekse çevrenizdeki görüntü şu ana dek gördüklerimiz arasında en iyilerinden. Pist etrafında görebileceğimiz hiçbir detay unutulmamış. Yoğun bitki örtüsü içerisinde ağaçların gölgeleri arasında yüksek hızlarda ilerlerken oyun tam bir görsel şahesere dönüşüyor. Eklenen tüm kamera açıları da bu güzelliği ve hız duygusunu son derece iyi yansıtıyor. Göz alıcı HDR’ın akıllı kullanımı ve yumuşak renkler hem oynarken, hem de replay’lerde olağanüstü güzellikte görüntüler sunuyor
Ancak oyunda görsel efektlerde, biraz da daha genişleyen konuya da bağlayabileceğimiz bazı eksiklikler de yok değil. Öncelikle Codemasters maalesef kızaran disk frenlerini unutmuşa benziyor. Ayrıca serinin bir önceki oyunundaki ve oyunun trailer’ında gördüğünüz araçların arkasında toprak pistlerde oluşan toz bulutunun oyunda olmaması büyük bir boşluk hissi yaratıyor ki bu hız duygusunu bu kadar başarılı hissettirebilen bir oyun için maalesef çok üzücü bir eksiklik. Oyunda araçların kirlenmesi üzerine olağanüstü efor sarf edildiği belli oluyor ve bu takdire değer, ancak bu tür toz, parçacık ve yağmurlu yüzeydeki sprey efektleri Trailer’ın iddiasından uzak. Bunun dışında Forza Motorsport’un sabit 60 fps’lik performansından sonra hemen bu oyuna geçtiğinizde özellikle rakiplerle oynanan modlarda zaman zaman FPS’nin 25 seviyelerine doğru indiğini hissedebiliyorsunuz. Bu genellikle rahatsız edici boyutta olmasa da FM2′den çıkıp bu oyuna başlayan biri için fark edilebilir durumda.

Saydığımız birkaç eksik dışında görsel olarak oyunun ışıldadığını söyleyebiliriz. Asıl takdire değer olan bunu yaparken sadece fotoğraf modu ya da tekrar görüntülerde (replay) değil oyun içerisindeki deneyimle bunun başarılmış olması.

Ses konusunda her zaman olduğu gibi yapımcı iddialarını bir kez daha kanıtlıyor ve oldukça rafine bir çevresel ses deneyimi sunuyor. Motor seslerindeki detay, turbo ıslığı ve pistin sürüş konumuna göre sesin yankılanması seride hep olduğu gibi doyurucu ve kaliteli. Menü ve tekrar görüntüler dışında oyunda müzik içeriği yer almıyor ve bu kısımlarda dinlediğiniz müzik tekrar eden ancak iyi sayılabilecek bir ritimden oluşuyor. Bu tercih yine de zamanla oyuncuyu sıkabilir.

 

 

Sonuç olarak Codemasters’ın üzerine titrediği Neon motoruyla teknik anlamda çarpıcı bir oyun ortaya çıkardığını görüyoruz. Birkaç efekt ve optimizasyon eksiği ise yamalar ve eklentilerle de aşılabilecek türden şeyler ve yok sayılabilir.

Oyunun ana omurgasını Kariyer moduna ek olarak Rally World ve Championship seçenekleri de oyunun diğer tek kişilik modlarını oluşturuyor. Tek kişilik modlar ön planda çünkü oyunun Xbox Live üzerinden online oynanış konusunda çok da özenmediğini ve zaman yarışlarıyla sınırlandırılması bunun açık bir göstergesi. Daha çok tek kişilik moda odaklanmış Achievement dağılımı da bu tezi güçlendiren bir başka etken.

Özetlemek gerekirse Codemasters sadece Colin McRae markasını arkasına saklanmadan yepyeni motoru Neon’la oldukça iyi bir oyun ortaya çıkarmış. Oyun yapısı gereği çok uzun ömürlü olmaması ve sadece ralliye odaklanmış bir simülasyon bekleyen oyuncuların bir kısmının oyunu beğenmeyeceği düşünülebilir. Ancak oyuna biraz şans verip hız duygusunu tattıktan sonra olayın farklı bir boyutta sim deneyimine kaydığını göreceksiniz. Neon motoru önümüzdeki senelerde var olan birkaç eksik efekt ve optimizasyon sıkıntısından da kurtularak seride yepyeni bir akım yaratacak oyunlar için kapıları sonuna kadar açıyor. Xbox 360 ve PC için şu an satışta olan oyun, PlayStation 3 platformu için 2007′nin ilerleyen zamanlarında yerini alacak. Oyunun PC versiyonundaki demodan beri süregelen optimizasyon tartışmaları oyunun sistem gereksinimlerinin PC’de yüksek olması sonucunu doğursa da, çıkan yamalar bu sorunlar çözmeye yönelik önemli adımlar atacaktır.

Güzel bir yaz başlangıcına güzel bir oyunla merhaba demek isteyen oyunseverlerin kaçırmaması gereken bir oyun: Colin McRae: DiRT.

Warcraft III: Reign of Chaos + Türkçe Yama Download

01 Ağustos 2008

 

WARCRAFT 2′nin yakaladığı inanılmaz başarıdan sonra BLIZZARD’dan beklenen tek şey kalmıştı artık daha iyi bir oyun! WARCRAFT 3 çıkmadan zaten efsane olmuştu, yani ilk olarak oyun tam bir strateji gibi yapılmaya karar verildi daha sonra tamamen RPG türünde bir oyun düşünüldü ama oyunun fanatiklerinin bu işe bir hayli kızacakları düşünülüp bu fikirden de vazgeçildi. Hatta bir ara oyunun hiçbir zaman çıkmayacağına dair söylentiler kulaktan kulağa dolaşmaya başladı! Ama işte beklediğimiz oldu, WARCRAFT 3 çıktı ve gerek oynanışıyla gerek yeni ırk ve karakterleriyle dört dörtlük bir oyun var elimizde. Blizzard yine yapıcağını yaptı ve bizi can evimizden vurdu.

Evet, biraz uzunca bir giriş kısmından sonra oyunun incelemesine geçelim artık; herzaman olduğu gibi oyunu mümkün olduğunca WARCRAFT’ı ilk kez oynayacak ve daha önceden hiç bir fikri olmayan oyuncular için anlatmaya çalışacağım. Oyunun bundan önceki oyunlarla birlikte hikayesi kısaca şöyle…

Bilinmeyen bir zamanda bilinmeyen bir dünyada insanlar ve diğer ırklar (elfler, dwarflar vs.) çok da barış ve mutluluk içinde olmasa da kendi hallerinde yaşamaktadırlar, ta ki bir boyut kapısı açılana ve bu kapının içinden dünyayı işgal etmek için gelen Orc’ların çıkıp herşeyi yakıp yıkmaya başlamasına kadar! İnsanların zekaları çok da üst düzeyde olmayan bu yaratıkların nasıl olup da dünyalarını işgal etmeye başladıklarını düşünmek için fazla zamanları yoktur, onlara katılan elf ve dwarf birlikleriyle beraber işgalci orc ırkına karşı savaşmaya başlarlar. Savaş çok kanlı geçmesine rağmen insan orduları orc’ları yenilgiye uğratmayı başarır ve büyücüler boyut kapısını sonsuza dek kapatırlar. İşgal sona ermiştir…

Aradan uzun uzun yıllar geçer, her şey eski düzenine girmiş gibi görünmektedir ama genç bir orc her şeyi yeniden değiştirecektir! Annesi insan, babası orc olan(!) genç, bir orc kadar güçlü ve bir insan kadar da zekidir. Dünyada kalan dağılmış ve kendi aralarında çoğalmaya başlamış orc’ları tekrar bir araya getirir ve yarım kalmış işlerini bitirmek için tekrar saldırıya geçer. Savaş gene orc’lar için hayal kırıklığı olsa, insanlar ve yandaşları yeniden büyük bir zafer kazanmış olsalar da bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır.

İşte biz WARCRAFT 3′e tam buradan başlıyoruz; Orc’ların son saldırısından sonra uzun yıllar geçmiştir; insalar artık bitmek bilmeyen orc saldırılarından yorulmuş ve kendi aralarında da sorunlar yaşamaktadırlar. Kral çok yaşlandığı için kimseye sözünü geçirememekte (kendi oğuluda dahil) ve krallıkta her şey karışmıtır ki “undead” saldırsı başlar. Burning Legion, yani ilk orc saldırılarının arkasındaki güç bir kez daha ortaya çıkmıştır ve bu kez dünyanın fethi, boyut kapılarının açılması için Undead’leri görevlendirmişlerdir. Undeadler insanların çaresizliğinden ve kendi içlerindeki sorunlardan yararlanarak dünyayı işgal etmeye başlarlar, planlarınının yürüyeceğinden emindirler. Ancak arşılarında hiç beklemedikleri iki düşmanı bulurlar; Orclar ve Night Elfler.
Orclar aslında son derece gururlu ve cesur savaşçılarken Burning Legion’un etkisine girmişler ve boyut kapısından geçerek insanlara saldırmışlardıraradan geçen yıllar sonun da Burning Legion’un orc’lar üzerindeki etkisi sona ermiş, özgürlükleri ve onurları için savaşan orc’ları karşılarında bulmuşlardır. Night Elf’ler ise büyücü akrabalarının aksine insanlara katılmayı reddetmiş, elf’lerden oluşan doğa için yaşayan ve izlerini kaybettirmiş bir ırktır. Burning Legion ve Undead’lerin saldırılarına dayanamayan Night Elf’ler yaşadıları toprakları kurtarmak için son kez ortaya çıkarlar. Bakalım insanlara hiç beklemedikleri anda yardım eden müttefikler Burning Legion ve Undead’leri durdurmayı başarabilecek mi?

Oyunumuz real-time strateji (RTS) ve RPG arasında bir yerlerde, bu zaten yeni oyundaki en büyük özelliklerden biri. Eski WARCRAFT oyunları klasik birer strateji oyunuydu, yani birliklerinizi yapar ve rakibinize saldırırdınız, bu yeni oyunda da aynısını yapıyorsunuz yani gene adamlarınızla odun ya da altın çıkartıp birlikler kurmaya çalışıyorsunuz. Ama artık her ırkın (human, orc, night elf, undead) kendine has 3 tane hero’su var!! Herolar tamemen oyundaki diğer birimlerden bağımsız karakterler, kendilerine özgü güçleri ve özellikleri var. Daha önce birkaç oyunda da hero’lar kullanılsa da hiçbir oyunda bu kadar yerinde ve güzel kullanılamamıştı bence; bu da oyuna tamamen farklı bir bakış getirmiş. Çünkü bu hero’ların hepsinin farklı özellikleri var, kimi büyü kimi de yakın dövüş yönünden “aşmış” durumda ve zamanla level atlayıp güçlerini arttırabiliyorlar, ayrıca kendilerine özel invertory’leri sayesinde değerli birçok eşyayı taşıyabiliyorlar. Zaten siz de fark ediceksiniz ki bir süre sonra oyunu herolar götürmeye başlıyorlar, ordunuzun en önemli adamları oluryorlar ve yenilmezleşiyorlar.

Öldüklerinde ise heroları tekrar diriltebileceiğiniz bir bina mevcut oyunda. Fakat yeniden dirilen heronun inventory’si boş oluyor. Yani taşıdığı eşyaları kaybediyor. Ayrıca herolar bazı özellikleri sayesinde o an yakınlarında olan normal birimlerinde güçlerini arttırabiliyor ya da çeşitli özellikler kazanmalarını sağlıyabiliyorlar. Bir tür büyük lider ya da komutan olarak bakabiliriz onlara. Hero’lar oyuna RPG yönünden yeni bir yaklaşım getirmiş; artık her oyuncu bu herolar sayesinde kendini biraz daha fazla oyunun içinde hissedecek, buna eminim. Oyunu senaryodan oynarsanız beni daha iyi anlayacaksınız…

Eski WARCRAFT’çıları düşündüren ya da üzen bir nokta da WARCRAFT 3′ün tamamen 3D olmasıydı. Strateji oyunlarıyla ilgilenen herkez çok iyi bilir ki, şu ana kadar çıkmış hiçbir 3D strateji oyunu bekleneni verememiştir. Yani nedense hep bir ruhsuzluk tek düzelik hakim olurdu oyunlara. 2D’lerin zevkine ve güzelliğine ulaşılamazdı. Bana soracak olursanız WARCRAFT 3 bu görüşü tamamen değiştirebilecek bir oyun; gerçekten çok güzel grafikleri var ve şu ana kadar diğer 3D strateji oyunlarında yaşadığınız sorunları yaşatmıyor size. Tabi ki bunda oyunun konusunun ve işlenişinin de büyük payı olduğunu söylemek lazım. Artık bir şekilde strateji oyunlarında da 3D tatmin edici şekilde kullanılmalıydı, Blizzard da bunu yapamasaydı hiçbir şirket yapamazdı bence. Şu artık tartışılmaz bir gerçek ki önümüzdeki dönemde çıkacak strateji oyunlarının çoğu 3D olacak, artık buna alışmak zorundayız. WARCRAFT 3 yine 2D grafiklerle karşımıza çıksaydı emin olun ki eski oyunlardan tek farkı hero kavramı olurdu ama şimdi!!! Grafikler konusundaki son sözüm gerçekten güzel oldukları ve çok da bir zorluk yaratmadıkları, hatta bir çok yerde oyunu çok rahatlattıklarıdır. Bu yüzden grafik yönünden söylenen sözlere çok da kulak asmayın.

Blizzard’ın yerinde yaptığı bir diğer değişiklik ise oyuna 2 yeni ırkın eklenmesi olması bence. İlk iki oyunda sıkça kullanılmış olan human-orc savaşı artık kabak tadı vereceği düşünülerek değiştirilmiş (ya da geliştirilmiş) ve oyuna birbirinden karizmatik 2 ırk daha eklenmiş; Night Elf’ler ve Undead’ler. Bu iki ırkın eklenmesiyle beraber oyundaki seçebileceğimiz ırk sayısı dört’e çıkıyor. Irkların birbirleriyle benzer hiçbir noktaları yok, bütün birimlerin değişik özellikleri var ama bunlar çok iyi bir şekilde dengelendiği için herhangi bir ırkın diğerlerine karşı bir üstünlüğü söz konusu değil. Oyundaki ırk sayısını artırmalarının bir diğer nedeni de multiplayer oyun desteği gibi gözüküyor, çünkü Blizzard, online oyun konusunda gerçekten çok iddalı bir firma. Her yıl milyonlarca kişi Blizzard serverlarında oyun oynuyor, eğer oyun iki ırkla kısıtlansaydı online oyuncular için büyük bir kayıp olabilirdi. Bence bunu da göze alamamış olabilirler. Bakınız StarCraft’ı yıllardır insanlar sıkılmadan oynuyor. Bunda ırkların özellikleri ve sayıca fazla olmaların da bence büyük bir etkisi var. Her ırkın diğer ırklara göre gelişim aşamaları farklı olduğundan SC’daki ırkların birbirlerine saldırı kombinasyonları da değişiyor ve bu sayede oyun inanılmaz zevkleniyor. Umalım ki aynı olay WARCRAFT 3 için de geçerli olsun ve bize ikinci bir SC vakası yaşatsın :)
Neyse, gelin şimdi ırkları ve birimlerini biraz yakından tanıyalım…

HUMAN (İNSANLAR)
WARCRAFT dünyasının onurlu ve bilge savaşçıları bu kez gerçekten zor durumdalar! Bitmek bilmeyen soylu çekişmeleri, entrikalar ve orc akınları krallığı gerçekten çok zor bir durumda getirmiştir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi dünyayı işgal için Burning Legion’un gelmesiyle insanların durumu gerçekten içler acısıdır. Bakalım bu sefer insanlar ve yandaşları Dwarf ve Elf’ler bu büyük savaştan sürpriz yardımcılar(!) sayesinde zaferle ayrılabilecek mi? Üniteler;

Peasant: Her strateji oyununun değişmez öğesi işçiler, binaları yapmayı, altın ve odun toplama
işlerini yapayorlar.

Footman: İnsanların en basit saldırı birimi. Çok güçlü değiller ama zor durumlar ve base savunması için çok iyiler..

Knight: Adından da anlaşıldığı gibi şovalyeler insan ordusunun en iyi ve yetenekli birimlerinden bir tanesi. Gerçekten çok iyi saldırı ve savunmaları olduğundan birkaç tanesiyle çok büyük işler yapabiliyorsunuz. Tek sorunları yüksek yer işgal etmeleri (oyunda 90 birim sınırınız var), bu yüzden bir orduda en fazla 4 tane felan yapabiliyorsunuz ama bu bile tehlikeli.

Rifleman: İnsan ordularına yardım eden değişik ırklar olduğunu daha önceden söylemiştim. İşte Dwarf Rifleman’lar bu birliklerden bir tanesi. Dwarf’lar herzaman makineler ve teknolojiyle arası iyi olan bir ırk ve bu işe doğuştan elleri yatkındır. İşte bu kez de ellerindeki tüfeklerle insan ordusunun karadan havaya saldırı yapabilen en etkili ve sanırım tek birimi olma özeliği sayensinde yine değişmezler arasında. Gerçekten çok ama çok işe yarıyorlar ve hava birimlerine yerdekilerden daha fazla damage veriyorlar (sanırım: )

Dwarven Mortar Team: Evet, insanların ayaklı tankı diyebileceğimiz bu birim(ler) iki dwarf’tan oluşuyor ve ellerindeki yüksek güçteki top sayesinde ortalığı şenliğe çeviriyor! Yakından saldırılara karşı savunmasız olmaları en büyük dez avantajları, meydan savaşları değil ama kuşatmalar için biçilmiş kaftan.

Elven Priest: İnsanlara yardım eden diğer ırk yani elf’lerin birimleri bu kez büyüye daha yatkın (haliyle). Adından da anlaşılacağı gibi Elven Priest, birimlerinizin sağlıklarını büyüleri sayesinde yükseltir ve büyüleriyle düşmana küçük hasarlar verir. Her orduda olmazsa olmaz karakterlerden biri, çünkü küçük bir aralık bulduğu anda en yakındaki ünitenize otomatik olarak Heal (iyileştirme) büyüsü yapıyor ve bu da çoğu durumlarda hayat kurtarıyor.

Elven Sorceress: Savaşçı büyücüler diyebiliriz; gene elf ırkından. Saldırıya yatkın büyüleri olduğundan kesinlikle düşmanlar için tehlike, ayrıca Polymorph büyüsü çok ama çok eylenceli…

Gryphon Rider: Dev bir kartalın üstüne binmiş eli baltalı bir dwarf ne kadar tehlikeli olabilirki! Diğer ırkların hava birimlerine karşı biraz güçsüz oldukları söylense de ben buna inanmıyorum.

Gyrocopter: Helikopter benzeri bu birim haritayı açmaya yarıyor daha çok ama düşük güçte saldırılar yapmayı da başarıyor (makinalıtüfek benzeri bir silahı var :)).

Dwarven Steam Tank: Tank işte! Birimleri taşımada ve binalara yapılacak saldırılarda çok işe yarıyor.

ORC
Burning Legion tarafından kullanıldığını ve üzerlerindeki etkinin artık tamamen bittiğini anlayan Orc’lar artık intikam duygusuyla yanıp tutuşuyorlar! Eski onurlu günlerine dönmek ve kölelikten kurtulmak için yemin eden orclar herzamankinden daha vahşiler. Burada şunu da belirteyim; benim oynamaktan en çok zevk aldığım ırk orc’lardır bu konuya sonra değineceğim. Üniteler;

Peon: Orc’ların işçisi bina yapar vs.

Grunt:Orcların en düşük askeri birimi, elindeki baltasıyla tam bir klasik.

Wolf Rider: WARCRAFT dünyasına yeni katılan birimlerden bir tanesi, dev bir kurdun üstünde oturan bir orc! Çok hızlı bir birim olduğunda daha çok gözcülük için idealler. Bir de Wolf Rider’a tıkladıktan sonra oradaki ağ şekline bir basın ve düşmanı seçin bakın neler oluyor?

Troll Head Hunter: İnsanların Rifleman’i gibi karadan havaya saldırı yapabiliyor ama bunu elindeki mızrağıyla yapıyor ve etrafa yine dehşet saçıyor :)
Kodo Beast: Oyunun ilginç ünitelerinden birsi Kodo Beast. Bu dev hayvanın üzerinde oturan orc çaldığı davul ritimleri sayesinde çevresindeki birlikleri etkiliyor (heal ediyor ya da hızlandırıyor), ayrıca seçtiğiniz bir birimi hero hariç yutabiliyor ve midesinde eritebiliyor!

Tauren: Tek kelimeyle offf diyorum! Bu yaratıklar gerçekten çok tehlikeliler, yakın mesafeden düşmanlarının canlarını fazlasıyla yakıyorlar ve gönüllerde taht kuruyorlar! En büyük handikapları 4 (ya da 6 hatırlamıyorum) birimlik yer kaplamaları :(
Shaman: Kulağa çok ilgiç geliyor değil mi? Ama orc’lar da göçebe kabileler gibi yaşadıklarından büyücü Shaman’lara büyük bir saygı gösteriyorlar. Orc’ların büyücü ünitesi olan bu birim saldırı planınıza göre çok işinize yarayabilir.

Catapult: Adından da anlaşılacağı gibi bir kuşatma aracı, çok uzun mesafelere yaptığı saldırılarla taş üstünde taş bırakmıyor, aman kendi birimlerinize dikkat!

Troll Witch Doctor: Bu ünite de orcların büyü ünitelerinden ama yaptığı büyüler genelde savaşçıları güçlendiriyor ya da karşı tarafı etkiliyor.

Wyrven Rider: Orcların hava saldırı birimi, Gryphon Rider’a çok benziyor.

UNDEAD
Orc’ları dünyayı fethetmek için yollayan Burning Legion tarafından yönetilen undead’lerın amacı Legion Askerlerine boyut kapısını açmak ve bu sayede fethi tamamlamak. Tamamen ölüm üzerine kurulmuş bir ırk undeadler, bina kurabilmek için bile çevredeki toprağı kurutmaları gerekiyor! Birimleri güçsüz gibi görünse de undead’lerın en büyük özelliği ölen birimleri diriltebilmeleri ve cesetleri ayağa kaldırabilmeleri, bu sayede tam savaş bitti zafer kazandım dediğiniz anda ölmüş olabilirsiniz dakkat! Üniteleri;

Acolyte: Undeadlerin işçi birimi demem gerekiyor ama işçiden çok büyücüye benzeyen bu birim binaları yapmıyor yerden çıkarıyor! (summon)

Ghoul: En güçsüz saldırı birimi, yaratılması biraz ilgiç! Ghoul’ların en iyi özelliği kendi heal’lerini kendileri yapabilmeleri, yerdeki cesetleri yiyerek kendi canlarını yükseltebiliyorlar. Aynı özellik Abomination’da da mevcut dikkat!

Banshee: Undead’lerin uçan biriminlerinden biri. Gerçekten çok ilginç saldırısı sayesinde vur kaç taktikleri için bire bir. Özellikle düşman büyücülere musallat etmenizi öneririm.

Abomination: Ayaklı bir psikopatlık abidesi olarak heykeli dikilmesi gereken bu birim bir elinde kasatura bir elinde zinciri ile etrafa ve bütün yakın saldırı birimlerine dehşet saçıyor! Gerçekten çok, ama çok tehlikeli bir birim, verdiği damage’ler bazen insanı delirtiyor “YUH! 3. Level hero’mu nasıl keser ya!” sesleri netcafelerde yankılanıyor.

Meat Wagon: Yarattığınız taze cesetleri (!) bu vagona yükleyip savaş sırasında vagondan boşaltırsanız olacaklara sahitlik edersiniz.

Ice Wraith: Genelde buz ve soğuk üzerine büyüler yapmakta uzman bu büyücü de Undead’lerin normal (nasıl normal?) büyücüsü!

Necromancer: Kamyoncu deyimiyle ismin yeter güzelim! Necromancer deyince her insanın içinin bir cız etmesi gerekir bence, nasıl böyle karizmatik bir birim olabilir? Necromancer’ler bu oyunda da boş durmuyor ve cesetleri olanca güçleriyle yerlerinden kaldırmaya devam ediyorlar. En çok güveneceniz birimlerden biri olmalı…

Gargoyle: Standart hava saldırı birimi, kendilerini savunmaya aldıklarında taşa dönüşüyorlar! Koruma, vur-kaç ya da ağır hava saldırılarının değişmez üniteleri.

Frost Wyrm: En tehlikeli hava saldırı birimi. Ölümcül nefesleri sayesinde hava savunması eksik bir yerin cezasını hemen kesiyorlar, gerçekten dikkat edilmesi gereken bir birim, ama çok yavaşlar.

NIGHT ELVES
Elfler çok uzun zamandan beri var olan bir ırk olduğundan bir çok felaket ve savaşla karşılaşmış, bunun sonucunda da kendi aralarında bazı gruplaşmalar meydana gelmiştir. Büyü güçlerini kullanan elfler insanlarla beraber savaşırken, Night Elves’ler ortalıkta pek görünmemişlerdir. Ama Burning Legion’un dünyayı işgale başlaması ve Undead’lerin toprağı öldürmeye başlaması bu doğa dostu varlıklar için artık son noktaydı! Çoğu birimlerinin gece hareketsizken görünmeme özelliği olan bu ırkın ayrıca binalarının hiç biri toprağa bağlı kalmak zorunda değil. Üniteleri;

Wisp: Ölmüş elflerin ruhları olduğu söylenen wispler bina yapmaya yarıyorlar ama saldırı güçleri yok. Ayrıca bir yere gönderilip patlatılabiliyorlar.

Treant: Yavaş saldırı birimleri olan Treant’lar ağaçlardan meydana geliyor bu yüzden savunmada
kullanmak daha mantıklı görünüyor.

Archer: Normal saldırı birimleri ama menzilleri çok fazla olduğundan savunmada çok yararlılar.

Huntress: Orclar kurt üstüne biner de Elfler kaplan üstüne binmez mi? Gerçekten güçlü olan bu birim hızı sayesinde siz daha ne olduğunu anlamadan birkaç adamı indirebiliyor ve gözden kayboluyor, bir de baykuşu var :)
Ballista: Kuşatma silahı, catapult etkisini göstermese de (sadece hedefe zarar veriyor) yine de çok ama çok etkili.

Druid of the Talon: Elf ırkı büyüye inanmasa da büyücüleri var! Kuşa dönüşebiliyor.

Druid of the Claw: Gerçekten sağlam bir büyücü, kendini ayıya dönüştürebiliyor ve bu sayede yakın savaşlarda düşmana beklenenin çok üstünde zararlar verebiliyor, yerinde kullanılırsa inanılmaz etkili büyüleri var.

Dryad: Geyik amca! Neden böyle bir cümle kurduğumu onu görünce daha iyi anlayacaksınız, zehirli mızraklara dikkat!

Hippogryph: Güçsüz bir hava saldırı birimi gibi görünsede ilk bakışta, siz üzerine bir archer bindirince görün onu!

Chimaera: Elflerin ağır hava saldırı ejderhası! Gerçekten çok etkili (bir oyunun kaderini
değiştirecek kadar!), eğer onu iyi koruyabilirseniz size büyük zaferler kazandırabilir.

Evet arkadaşlar sizlere ırklar ve birimleri hakkında kısa bilgiler vermek istedim, unuttuğum veya bazı özelliklerini yazmadığım ırklar varsa özür dilerim. Birçok ünitenin özelliklerini kasten yazmadım çünkü neredeyse bütün ünitelerde ek bir özellik var, bunları sizin deneyerek bulmanızı istedim; zaten oyunun o kadar zevkli bir single player bölümü var ki bu özellikleri bulmak eminim sizler için de zor olmayacaktır. Herolardan ve özelliklerinden hiç bahsetmeyeceğim, çünkü bir hero’yla ilk karşılaştığınızdaki heyecanı burada size anlatamam, onu geliştirmek sizin elinizde olduğundan burada o sihirli anları bozmanın bir anlamı yok :)
WARCRAFT 3 her şeyden önce bol action olan bir oyun, kimse bu oyunu bir Age of Empires ya da Empire Earth il karşılaştırmasın bence, ekonomi bu oyunda minimum seviyelerde tutulmuş durumda her şey sizin saldırıya geçmeniz için tasarlanmış; ya saldıracaksınız ya öleceksiniz bu oyunda savunmada kalarak ayakta kalamazsınız, çünkü savunmalar gerçekten iyi değil. Irklardan diğerlerine göre çok üstün olan bir tanesi yok. İlk başlarda Night Elf’ler biraz üstün gibi duruyordu ama işin aslı öyle değil; Human’lar çok dengeli bir ırk gerçekten; orc’lar yakın mesafede, Night Elf’ler ise uzak mesafe savaşlarında çok başarılılar. Undead’lerle çok az oynadım ama oynayan arkadaşlar inanılmaz olduklarını inatla iddia etmekteler ve yenilmediklerine göre bu doğru! Yani sizin sevdiğiniz ırk en güçlüsü..!

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum; gerçekten çok çok uzun zamandır beklediğimiz bir oyun WARCRAFT 3. Strateji oyunlarında bi devrim yaratır mı? Hayır ama 3D özellikleriyle bence bir çok oyunun örnek alacağı bir oyun olur. İnanılmaz güzel bir senaryo, inanılmaz güzel bir single mod, inanılmaz güzel bir multiplayer mod, inanılmaz güzel bir oyun! Sağol Blizzard.

Supreme Commander + Türkçe Yama Download

01 Ağustos 2008

 

Supreme Commander  Oyununun Hileleri

Hilelerin ‘Açık’ olduğuna emin olun ve aşağıdaki tuş kombinasyonlarını uygulayarak hileleri aktif edin:

  • ALT+[N] - Ölümsüzlük .
  • CTRL+ALT+[B] - 10000 Nüfus/Enerji/Depolama.
  • ALT+[T] - Seçili kişiyi ışınlarsınız.
  • CTRL+[K] - Seçili kişiyi öldürürsünüz.
  • ALT+[F2] - Herhangi bir kişi çıkar.
  • CTRL+[N] - Kişiye sizin isminiz konur.
  • CTRL+SHIFT+[C] - Kopyalar/Bina.
  • CTRL+SHIFT+[V] - Yapıştırır/Bina .
  • ALT+[LEFT CLICK UNIT] - Düşmanın bakış açısını değiştirir.

  • Sesli Chat Sesli Sohbet sohbet odaları sikistr.com Oyun Sohbet komik sikiş mirc sohbet chat MyTechSis Otomobil Ödüllü Seo Yarışması Sohbet Chat mırc mirc chat kelebek Sohbet Oturma grupları sohbet kanalı sohbet Chat sohbetchat Dizi izle - chat - chat - Sohbet odaları - Oyun oyna - - sohbet odaları - msn indir msn nick bedava oyun Sohbet Sohbet çet