‘Aksiyon Oyunları’ Kategorisi için Arşiv

Freedom Fighters + Türkçe Yama

Pazar, 03 Ağustos 2008

 

Özgürlük savaşçıları. Basit bir isim, klişe bir konu. Her zamanki gibi bir ülke diğerlerinden daha çok gelişmiş, diğer ülkeleri ele geçirmiştir. Buna engel olmak isteyen bazı direnişçi kişiler de savaşa başlamıştır. Rusya oyunda güçlü ülke, Amerika ise ele geçirilen ülke modunda. Amerika gençliği ve kurtarıcıları olarak, bize verilen görevleri yerine getirerek ülkemizi kurtarmaya çalışıyoruz. Herşey oldukça basit. Ama oyunun yenilikçi olmasından dolayı, herşeyin bu kadar basit olması sizi rahatsız etmiyor. Değişik ilerleme metodu, oynanış kolaylığı ile bu oyun adından uzunca süre söz ettirecek.

EA tarafından dağıtılan, IO games tarafından yapılan bir oyun, kalitesiz olamaz zaten. Hitman’in yapımcısı IO Games bu oyunda da Hitman grafik motorunu kullanmış. Motor biraz da geliştirilmiş çünkü her ne kadar karakterler ve oynanış Hitman gibi olsa da, bariz iyileştirmeleri siz de hissedeceksiniz.

Oyunun giriş demosunda size olan bitenler kronolojik olarak anlatılıyor. İkinci Dünya Savaşının ardından SSCB İngiltereyi’de ele geçiriyor ve Amerika’nın sınırlarına kadar komünizmi genişletiyor. Son hedef ise Amerika. Kaçınılmaz gerçekleşiyor, Rusya Amerika topraklarına giriyor ve heryeri ele geçiriyor. Tüm Amerika boyunca önemli binalarda üsler kuran Rusya, bu binaları geri vermeye niyetli değil. Çok iyi korunan bu binaları geri almak bize, yani özgürlük savaşçılarına düşüyor. Binaları geri almak için ise, girişlerindeki korumaları geçmek ve en üstüne çıkıp bayrağı aşağı indirmek. Bu bayrağın yerine Amerika bayrağı çekeceğinizi bilmem söylememe gerek var mı.. Bütün iş, bu bayrak değişim olayından ibaret. Tabi tek görev bu olmuyor ama ana görev bu. Bazen rehine kurtarma, helikopter pisti yok etme gibi görevleriniz de oluyor ama hiçbir görevi yapmadan direk bayrağı çektiğinizde, diğer görevler de yapılmış sayılıyor. Bunları daha sonra anlatacağım.

Oyunun yapısı tanıdık. Hitman ile büyük benzerlik gösteriyor. Biz yanlız başımıza ilerleyen bir askeriz. Oyunda bize verilen görevleri yaptıkça karizmamız artıyor ve artan karizma sayesinde yanımıza daha çok asker alabiliyoruz. Bu askerlere, saldır, koru ve takip et emirleri verebiliyoruz. Bu kadar basit. Etrafta gezinerek önümüze çıkan askerleri öldürmemiz gerekiyor. 3-4 çeşit asker var. Bunlar komandodan normal askerlere kadar gidiyor. Genelde üst düzey askerleri öldürerek diğerlerini şaşırtabiliyorsunuz. Çok birşey beklemeyin, aslında tüm askerler birkaç saklanma ve ilerleme hareketi dışında oldukları yerden size ateş ediyorlar.

Oyunda fazla silah ve alet yok. Inventory sistemi çok hoş tasarlanmış. Silahları ve aletleri orta mouse tuşu ile seçiyorsunuz. Bu tuşa basılı tuttuğunuz zaman bir arayüz çıkıyor ve mouse’un yönüne göre, alet seçiyorsunuz. Tüfek, tabanca, sağlık çantası, bombalar gibi seçenekleriniz oluyor. 2 tüfeği aynı anda taşımanız mümkün olmadığından, her bölüme başlamadan önce gerekli alet edevatı ana üssünüzden almanız gerekiyor. Ana üssümüz gizli bir yerde, gayet mistik bir mekan. Sadece sal ile ulaşılabilen, çok gizli biryer. Her bölüm arasında buraya gelip brifing alıyorsunuz. Oldukça hoş tasarlanmış, tam anlamıyla bir örgütün barınabileceği bir yer havası verilmiş. İlk gördüğünüz anda hoşunuza gidecektir.

Her bölüme birkaç görev düşüyor. Bir alanda 2-3 mahalle var. Bu mahallelerde ele geçirilmesi gereken birkaç değişik bina ve yapılması gereken birkaç görev oluyor. Bu alanlar arasında istediğiniz gibi dolaşmanız mümkün. Kanalizasyon delikleri aracılığı ile save edebildiğiniz gibi, bu alanlar arasında da dolaşabiliyorsunuz. Bir alanda patlatmanız gereken bir mekan varsa, bunun için bombaları diğer alandan alabiliyorsunuz. Karışık oluyor hafif ama neyin nerede olduğunu bölüme başlamadan kestirebilirseniz, gerekli sırada oynayarak zaman kaybetmeden bölümleri geçebiliyorsunuz. Oyun esnasında da haritanıza bakmanız gerekiyor. Çünkü mekanlar oldukça büyük ve dolambaçlı. Ama gideceğiniz yön kendini belli ediyor.

Kontroller oldukça kolay. Zaten hedef alıp ateş etmekten başka yapmanız gereken birşey yok. Yanınızdaki askerlere emir vermeseniz bile, peşinizden gelip herkesi öldürüyorlar. Bu da işinize gelen birşey. Düşman genelde zeki sayılabilir. Saklanıyorlar, birbirlerini koruyorlar. Ama sessizlik gerektiren bölümlerde yanı başlaında ateş edildiğini duymuyorlar. Bu saçma bir durum, normalde silah sesini duyup ortalığı ayağa kaldırmaları gerekiyor. Genelde çatışmalar oldukça kalabalık geçiyor. Asla bir ortama kendiniz dalmayın, önce adamlarınızı yollayın. Ardından siz uzaktan ve yüksek mekanlardan ateş edin. Yoksa kısa zamanda ölüyorsunuz. Çünkü düşman sayısı gerçekten çok fazla. Her yerden birileri ateş ediyor, her delikten binlerce kurşun yağıyor. Aslında bu haksızlık ama koca bir orduya tek başınıza kafa tutmanızı da kimse sise söylemedi :) Adamlarınız ise ölmüyor, yaralanıyor. Sağlık çantasıyla iyileştirip göreve devam ettirebilirsiniz.

Oyunun genel havası aslında oldukça basit. Ama direnişçi örgütlerden bahsetmesi, her bölüm arasında haber bülteni gösterilmesi ve olan olaylara yorumlar yapılması oyunu heyecanlı yapıyor. Gizli mekanlar falan filan da derken, oyunun iyice süslendiğini anlıyorsunuz. Aslında oyun gayet basit. Çeşitli görevler yerine, bir binaya girip en üste çıkıyorsunuz ve bayrağı değiştirip olayı bitiriyorsunuz. Bu kadar basit. Bir hata mıdır bilmiyorum ama diğer görevleri bitirmeden direk bayrağı aşağı indirseniz bile bölümü geçebiliyorsunuz. Hadi köprü yok etmek veya helikopter pisti patlatmak opsiyonel görevler arasında. Sadece size saldıran asker sayısında azalmaya sebep oluyor ama rehine kurtarma olayında bile, direk bayrağı aşağı çektiğiniz zaman, adamlar kurtulmuş sayılıyor. Aslında, o mekan artık bizim olduğundan, birileri de gidip rehineleri kurtarıyor herhalde ama onca asker nereye kayboluyor bilmiyorum. Aslında bir oyunu da bu kadar kurcalamamak lazım. Görevleri tamamladığınızda ise karizmanız yükseliyor ve her 100 karizma puanında yanınıza 1 adam daha fazla alabiliyorsunuz.

Oyunun belki en mükemmel yanı atmosferi ve grafikleri. Grafikler komple DirectX 8.1 kullanılarak yapılmış. Her yer süper görünüyor. Tabi bendeki ekran kartıyla. Bozulmayın ama eski ekran kartları, yani Geforce 2 MX veya Geforce 4 MX ve Radeon’daki eş değerleriyle oyun rezil gibi görünüyor. Burada anlattıklarım ve anlatacaklarım konusunda garanti veremem bu kartlarla. Bu kartlarla heryer donuk görünüyor ve hiç parlama efekti olmuyor. Çünkü tüm efektler, grafikler ve diğer şeyler yeni nesil ekran kartları için yapılmış. Ama bir Ti4200 ekran kartıyla rahat çalışıyor oyun. Bu konuda da garanti verebilirim. Oyunda her yer çok dolu görünüyor. Duvarlarda yazılar, yanan binalar, kilometrelerce ilerideki bir binanın yanması bile en ince ayrıntısına kadar görünmekte. Güneşin parlaması mükemmel, karakterlerin hareketleri, ölme şekilleri, ragdoll efekti, binaların parçalanması, camların kırılması, her aracın gerçeğe yakın patlaması falan mükemmel yapılmış. Bunları anlatmak değil, görmek lazım. Ancak o zaman kaliteyi anlayabiliyorsunuz. Oyunun grafikleri benden tam üzeri tam puan alıyor :)
Ses efektleri aslında süper değil ama özellikle müzikler çok dikkat çekici. Tam bir direniş öyküsü müziği, tam bir kahramanlık senfonisi çalıyor arka planda. Hafif Rus hafif kahramanlık şarkıları çalıyor. Çok hoş, tam oturmuş denebilir. Rus’lar ne yazık ki bozuk aksanlı İngilizce konuşmaktalar. Ama olsun. Karakterlerin oyun içi seslendirmeleri hafif basit olsa da, brifinglerdeki seslendirmeler ve video görüntülerdeki seslendirmeler gayet kaliteli. Karakterlerin konuşmaları ile hareketleri uyuşuyor, ama bazen ağazlar hareket etmiyor.

Oyunda bazı hatalar gördüm. En önemlisi de, bu bayrak olayıydı. Benim mi bir hatam var bilmiyorum ama her bölümde denedim, hiçbirşey yapmadan bayrak çekmek yeterli oluyor. Oyunda bir kötü yan da, askerlerin hemen ölmemeleri. Düşmana bir şarjör boşaltıyorsunuz ama ancak titrediğini görebiliyorsunuz. Tek mermiyle bile ölmesi gereken düşman, bazen 2-3 şarjör boşalttığınızda ancak ölüyor. Bu da can sıkıyor. Zaten heryerde düşman askerleri var, bir de ölmediklerini sayarsak çok fena oluyor doğrusu. Kafaya nişan almaya bakın siz, yoksa çok zorlanırsınız. Zaten hedefin gösterdiği yeri vurmak da her zaman mümkün olmuyor. Bu nedenle de iyi tutturmak gerekiyor hedefi. Alışmak zaman alabilir.

Freedom Fighters, ancak oynandığında tam anlamıyla anlaşılabilecek bir oyun. Burada anlatacaklarım bu kadar, konunun ilerleyen kısmını merak etmelisiniz, çünkü çok sürükleyici. Grafikler, atmosfer çok güzel. Bu oyunu herkese tavsiye ediyorum. The Thing’den sonra en etkileyici 3rd Person aksiyon oyunu diyebilirim. Baş kaldırmak için fazla beklemeyin, hemen bu oyunu alın ve Rus’lara günlerini gösterin.

Max Payne 2 + Türkçe Yama

Cumartesi, 02 Ağustos 2008

 

Uzun reklamların ve bekleyişin ardından, Max Payne kardeşimiz aramıza geri döndü. İlk sitesi ve o hatuna sarıldığını gösteren afişi çıktığından beri fena halde merak ediyordum bu oyunu. Sonunda geldi ve ben de direk olaya girdim. Oyuna başlamadan önce biraz forumlarda dolaşmıştım, oyun hakkında genel görüşler iyiydi. Tek sorun oyunun kısa sürmesiydi. Ben oyunun ortalarındayım. Sanmıyorum oyunun çok kısa olduğunu. Sinematikler ile birlikte, yeterli uzunlukta bir oyun gibi duruyor. Herneyse..

Oyun 2 CD ile geliyor. Giriş demosu sadece logolardan ibaret. Grafik ayarlarını yapmak için detaylarla uğraşmak yerine, alttaki otomatik ayarları kullanabilirsiniz. Orta düzey grafikler her makinede rahatça çalıştırıyor oyunu. Buna daha sonra değineceğiz.

Oyunun menüsü eski menü ile aynı. Bu menüde ilk dikkat çeken şey, ilk oyunda neler olup bitmiş onları kısaca anlatan bölüm. Son zamanlarda TV dizilerinde de başta özet gösterilir oldu. Bu oyun da bu modaya uymuş, aslında fena da olmamış. O kadar oyundan sonra, ilk MP’de neler olmuştu hatırlamıyordum. Karısı ve çocuğu öldürülmüştü, eleman da oyunun sonunda tutuklanmıştı diye hatırlıyorum. Zaten olan biten size çizgi roman şeklinde hatırlatılıyor. Diğer ayarları da yapıp direk oyuna giriyorsunuz.

Oyunun başı oldukça hızlı ve güzel efektlerle başlıyor. İlk oyunda hep çizgi roman tarzında olaylar anlatılıyordu ama bu sefer oyun motorunu kullanarak da birşeyler anlatılıyor. Sinematikler oldukça kaliteli, kullanılan kamera açıları da olaya renk katıyor. Ben konudan bahsetmek istemiyorum. Sadece hastanede uyandığınızı ve beyninizin hasar gördüğünü, halisilasyon gördüğünüzü ve aslında herşeyin daha yeni başladığını söylemek zorundayım. Gerisini öğrenmek size kalmış..

Oyunun kontrolleri ilk oyun ile aynı. ilk oyunu oynamamış olsanız bile kontrollere alışmak hiç zor değil. 3 tuşlu mouse kullanıyorsanız, ateş, alternatif ateş ve bullet time kullanımı mouse’dan yapılabiliyor. Yoksa, klavyeden de halledebiliyorsunuz. Kontrollerin kolay olmasıyla oyunun zorluğu da aşağılara düşüyor. İlk bölümler zaten çok kolay. Bu sefer fazla aksiyona yer verilmemiş. Bazen bütün bölüm boyunca etrafta dolaşıp birileriyle konuşuyorsunuz. Genelde bunun sonu kötü bitiyor ve saldırıya uğruyorsunuz ama yine de ilk oyuna göre daha az aksiyon var. Bu kötü birşey değil, neredeyse film kalitesinde bir senaryoyu kontrol etmek sizin elinizde. Buna sevinmelisiniz.

Oyundaki detaylar bu sefer göz kamaştırıyor. Bu gibi detaylarla ilk defa Duke Nukem oyununda rastlamıştım seneler önce. Oyun bir FPS idi ve nereye ateş ederseniz edin zarar verebiliyordunuz. Bu oyunda da her cisim hareket edebiliyor ve her yere zarar verebiliyorsunuz. Bir odada dolaşırken kutulara çarptığınız zaman tamamen gerçeğe yakın yere düşüyorlar. Şişelere veya çöp tenekelerine çarptığınızda çok gerçekçi hareket ediyorlar. Böyle detaylara dikkat edilmesi müthiş olmuş. Hatta bir detay var ki, acaip hoşuma gitti. Polis merkezinde dolaşırken, bir odaya girdim. Orada 2 polis televizyon izliyordu. Ben de gittim telvizyonu kapattım, bir baktım koltukta oturan adam uzaktan kumanda ile açtı televizyonu yeniden. Birkaç kez denedim, lafı yedim gittim :) Bu çok hoşuma gitti, 10 dakikamı o odada harcadım :) Oyunda böyle detaylara çok rastlayacaksınız, benden söylemesi.

Görevler genelde zor gibi görünse de, kısa kısa parçalardan oluştuğundan ve devamlı sinematiklerle kesildiğinden çok zevkli bir hal alıyor. Dış mekanlardan çok oyun iç mekanlarda geçiyor. Bazen camlardan çıkıp binaların etrafındaki tahtalarda hoplaya zıplaya dolaşıyorlar. Benim favori bölümümü sorarsanız, daha oyunu bitirmedim ama, rüya bölümü oldukça güzeldi. İlk bölümlerden olan bu bölümde çok eğlendim ve 2 kere oynadım diyebilirim. Müzikleriyle, efektleriyle süper bir bölümdü.

Gelelim oyunun motoruna. Oyunun motoru ilk oyundan bu yana çok geliştirilmiş. Öyle ki, oyunda hemen hemen her cisim yerinden oynatılabiliyor. Yürürken bir sandalyeye çarptığınız zaman, hızınıza göre sandalye devrilebiliyor veya yana sürükleniyor. Tüm dolaplar ve hemen hemen tüm çekmeceleri açabiliyorsunuz. Bazen içlerinden işe yarar birşeyler bulmak mümkün. Yaşayan bir dünya yaratmış Rockstar Games. Kim ne derse desin, oyunun Rockstar Games’e devredilmesi, kötü yönde bir etki yaratmamış. Rockstar’ın şu meşhur bulanıklaşma efekti, bu oyunda da kullanılmış bu arada. Ellerini attıkları her oyunda kullanırlarsa, 2 seneye kalmaz bulanık bir grafik gördüğümüz anda kusarız. Benden söylemesi.

Oyunun grafikleri de tüm bu kalitenin arasında oldukça iyi. Ben 1280×1024 çözünürlükte, 100Hz ve tüm detaylar açık oynadım. Süperdi. Özellikle karakter modellemesi süper detaylı. Çok yakından görünseler bile, detaylar göz dolduruyor. Surat detayları, kaplamaları, mimikler falan çok iyi. Ragdoll efekti bu oyunda biraz daha adama benzemiş, ama hala sorunlu. Bazen adam odanın en ucuna kadar uçabiliyor veya kolları bacaklarına dolaşabiliyor. Yine de birini vurduğunuz zaman arkadaki üzeri dolu rafa çarpıp heryeri dağıtarak yere yuvarlanabiliyor. Bunlar çok gerçekçi ve ağır çekimde gösteriliyor. Haritalar genelde tek yönlü, bazen 2 yola ayrılıyor ve kısa süren diğer yolun sonunda ekstra malzemeler buluyorsunuz. Yolunuzu kaybetmeniz imkansız, öyle anahtar bulmak gibi sorunlarınız da yok.

Ses efektleri ise, yine kalite konusunda grafiklerle yarışır cinsten. Bir kere oyunun dublajı profesyonel kişiler tarafından yapılmış. Max yine aynı kişi tarafından seslendirilmiş. Çok sert ve kalın bir sesi var. Tipik bir kahraman sesi. Oyunda değişik ırktaki kişilerin de aksanları iyi ayarlanmış. Müzikler ayrı bir güzel. Ana müzik, ilk oyundakinin aynısı. Arada müzikler coşuyor ve sizi havaya sokuyor. En güzel müzik de credits ekranında çalıyor. Oyunu bitirdiğinizde dinlersiniz :)
Oyun performans olarak beni şaşırttı diyebilirim. Bir arkadaşımın desknote’unda bile high detaylarda oynayabildim oyunu. Tabi FSAA ve AF kapalı iken. Nedendir bilinmez SIS çipsetli bir ekran kartı vardı aletin ve Software T&L seçiliydi. Buna rağmen oyun hem performanslı hem de çok iyi görünüyordu. Bu sistemde bile süper çalışıyorsa, Geforce 2 MX ekran kartı olan P3 733 bir bilgisayarda da iyi çalışacağını sanıyorum. Yapımcılar iyi optimize etmişler. Çok iyimser konuştuğumu düşünen varsa, işlemciyi 1Ghz de yapabiliriz. RAM’in 256 olmasında fayda var, çünkü yüklemeler bazen uzun sürebiliyor ve oyun esnasında da bazen size çaktırmadan yükleme yapılabiliyor.

Oyunun kısa yoluna “-developer” eklerseniz, oyun herşeyiyle size ait oluyor. Hile yapabiliyorsunuz. Oyun içinde, konsola “coder” yazarsanız da olası tüm hileleri yapmış oluyorsunuz. Bu da benden size yardım. Ama hile kullanmadan oynamak daha eğlenceli haliyle. Zaten sizi zorlamayan bir oyun olduğundan, hilesiz tadını çıkara çıkara oynamak bana daha mantıklı geliyor. Ama sizi çıldırtacak biryerlerin olabileceğini düşünerek, hile kodunu da vermek istedim. Zaten sitemizde diğer hileleri de bulabilirsiniz.

Max Payne 2 bomba gibi geldi. Artık klişeleşmiş şu lafı da ettim ya ne diyim ben kendime. Max Payne 2, ilk oyunun izinden giden ve fena halde geliştirilmiş bir oyun. O yüzden şiddetle tavsiye ediyorum sizlere..

 

Lost Planet: Extreme Condition + Türkçe Yama

Cumartesi, 02 Ağustos 2008

 

Karbondioksit oranı artıyor, okyanuslar ısınıyor, buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, orman yangınları artıyor, buzul tabakaları parçalanıyor, göller küçülüyor, kurak dönemler uzuyor, ırmaklar kuruyor. Kış sıcaklıkları artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonhabar gecikiyor, bitkiler erken çiçek açıyor, göç dönemleri değişiyor, yaşama alanları farklılaşıyor,
kıyı şeritleri erozyona uğruyor, mercan resifleri ağarıyor, kar yığınları azalıyor, bulut ormanları kuruyor, hastalıklar yayılıyor, yüksek enlemlerde sıcaklık artıyor, Dünya’ya neler oluyor?

 
Rapora göre 1960′lardaki kirlenme buzulların yüzde 20’sini eritti. 300 bilim adamının yürüttüğü araştırma sonuçlarına göre, Kuzey Kutbu’ndaki ısınma dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı. Bugünkü ise 2070′te dünyayı buzulsuz bırakacak, küresel çölleşme olacak, denizler yükselecek.

Dünya küresel ısınma yüzünden 10 yıl içinde geri dönülmez bir noktaya gelecek. Ormanların yok olması sonucu çölleşme yaşanacak, bu tarıma da yansıyacak, deniz seviyesi yükselecek ve dünya salgın hastalıkların pençesine düşecek. Bu felaket senaryoları “korkutucu” fakat “gerçek.”(sabah.com.tr)

Küresel Isınma senaryolarının çok konuşulduğu şu günlerde bir daha doya doya kar üstünde yürüyememe korkusunu, etrafımı sarmış kar fırtınası ve dizlerime kadar gömüldüğüm karlar içinde bir nebze unutuyorum. Sanki Dune’da rastladığım devasa kızgın çöller ve yaratıkları şimdi buzullar içinde bu kayıp gezegende yeniden senaryolaşıyor. Bu dev buzul yaratıkları ile baş etmenin bir yolu olmalı…

İnsanoğlu karşılaştığı tüm gezegenleri kolonileştirmeye başlar. Fakat bu donmuş gezegende farklı ne olabilir? Bu gezegende yaşamak neye mal olacaktır? Yoksa bunca yaratık ve kar korsanları ile dolu bu gezegende neler ile karşılaşacağımızın farkında mıyız?

Wayne,bu gezegende yaşayabilmek ve termal enerji kaynaklarını kontrol edebilmek için bir yandan kar korsanları, bir yandan da Akrid ırkı ile mücadele içindedir. Aslında kendisi Vitual Suit pilotudur. Babasını bir yaratık istilasında kaybeder. Fakat Akrid ile mücadeleye devam etmektedir. Wayne’in Akrid ırkı ile mücadele ettiği yetmezmiş gibi gezegendeki T-Eng (Termal Enerji) kontrolünü ele geçirmeye çalışan NEVEC gibi ortamı karmaşaya sürükleyici bir diğer şirketin oyunları ile de mücadele edecek ve işler karmaşık bir hal alacaktır..

Bu kayıp gezegende sağ kalabilmenin tek yolu en fazla termal enerjiye sahip olmanızdan geçiyor. Üzerinizde taşıdığınız termal enerji tüpü ile bu enerjiyi depolayabiliyorsunuz. Enerjiniz sabit olmadığı için sürekli düşüş gösteriyor. Size ise hayatta kalmak için önünüze gelen her şeyi havaya uçurmak ve yaratıklardan ve korsanlardan aldığınız termal enerji ile hayatta kalmak kalıyor. Bunun öyle kolay olduğunu sanmayın. Karşılaşacağınız yaratıklar ve devasa bölüm sonu canavarları sizi bir hayli terletecek.

Lost Planet’da tipik bir Dune havası mevcut. Bunun farklı olan yanı ise kızgın çöller ve turuncu renk yerine soğuk ve beyaz ile sarılmış bir dünyada olmanız oluyor. Dünya o kadar güzel tasarlanmış ki gerçekten çok özgün bir yapım ile karşılaşıyorsunuz. Ortam tamamen kayıp ve soğuk bir gezegenden ibaret. Önünüze ne zaman ne çıkacağı hiç belli olmuyor.

Oyunda’ki göreviniz T-Eng kontrol altına alabilmek ve Akrid ile mücadele etmek. Size verilen Vitual Suit adı verilen kocaman robotlar ile işe koyulacaksınız. Aslında karşılaştığımız yaratıkları düşününce kocaman robotlar sözümü geri mi alsam…
Vitual Suit ‘İşte buna ihtiyacım vardı.

Lost Planet’da karakterimiz Wayne’e yardımcı olacak en büyük silahlardan bir tanesi VS araçları. Bu araçlar oyunda ilerledikçe gelişme gösterecek ve yeni silahlar ve özellikler ile donatılacaktır. Oyuna ayrı bir hava katan bu VS araçları oyun boyunca farklı bölümlerde sizi bekliyor olacak. İlerledikçe gelişmiş özelliklere sahip VS araçları Lost Planet’in vazgeçilmezleri arasında hak ettiği yeri alıyor. Bu araçlardan bazıları değişim geçirebiliyor ve iki farklı mod’da kullanılabiliyor. Kısaca bunlara göz atalım.

PTX-140 – Kod Adı:Hardballer Üst tarafı kapalı ve her iki koluna da farklı silah takılabiliyor. Yüksek zıplama kapasitesine sahip bir VS’dir. Y tuşu ile zıplayabilirsiniz.

PTX-40A – Kod Adı: Ivan En gelişmiş olan VS araçlarından bir tanesidir. Her iki koluna da silah takılabilir. Paten gibi kayabilme ayrıcalığına ve testereli silaha sahiptir. Bir süre havada kalabilir.

GTT-01 – Kod Adı: Nida İlk başta kullanacağınız VS’dir. Üst tarafı açıktır. Kullanımı basittir, iki tarafına da silah takılabilir.

GTN-A01 – Kod Adı: Turntable Kar korsanlarının konumlandığı roket atarlı mevzilerdir.

GTB-22 – Kod Adı: Faze Özellikle bir yerden bir yere giderken işe yarayan her iki koluna silah takılabilen VS’dir. Asıl özelliği Y tuşu ile şarj edilip yüksek zıplama kapasitesine erişmesidir.

GAB-25M - Kod Adı: Cakti Yine düşman birimlerinin sahip olduğu örümcek şekilli roketler ve güçlü taramalılar ile donatılmış bir VS’dir.

GTF-13M - Kod Adı: Evax Robot formunda hantal olan fakat Y tuşu ile değişim geçirerek hızlı giden bir kar aracı olan işlevsel bir VS’dir. Dev kar canavarından kaçarken çok işinize yarayacaktır.

GAN-34 – Kod Adı: Granseed Görünüm olarak üstün bir robot görünümünde olan ve hızlı hareket edebilen bir VS’dir. Kendi silahları ile donatılmıştır.

GTF-11 – Kod Adı: Drio Farklı silahlar ile donatılmış ve kullanımı son derece hızlı ve kolaydır. Yüksek zıplama ve yükselme kapasitesine sahiptir.

GAN-A04SD Kod Adı: Cyclops Rahatsız edici lazerlere sahip ilginç görünümlü bir VS’dir.

GTN-A03M/C – Kod Adı: Zebet Konumlandırılmış lazer güdümlü mevzilerdir.

Avcılık Teknikleri

Lost Planet’da rastladığınız her düşman ve yaratığın belli bir zayıf noktası var. Bu zayıf noktalardan düşmanları en hızlı şekilde saf dışı bırakmak için Wayne de akrobatik hareketler ile donatılmış vaziyette. X tuşu ile Wayne uzak noktalara atış yapabilen bir çelik halata sahip. Bu sayede çatışmalar sırasında etraftaki her nesneyi dikkatlice seçmeli ve sürekli hareket halinde olmanız gerekiyor. Eğer oyunda çatışmalar esnasında bir noktada sabit kalırsanız çok çabuk ölebilirsiniz. Yine çatışmalara dalıp T-Eng barınıza dikkat etmez iseniz ‘Ne oldu şimdi de ölüverdim?’ diye baka kalırsınız. O yüzden bir taraftan çatışırken diğer yandan da etraftaki araç, varil nesne ne görür iseniz ateş edip T-Eng’lerini de toplamalısınız. Etrafınızda işinize yarayacak bir çok konum ve araç olabilir o yüzden bölümler arasında çok hızlı ilerlemeyin ve tadını çıkarın. Zaten bir çok gizem sizleri bölüm aralarındaki gizli yerlerde bekliyor olacak.

Emret Boss!

Lost Planet eski tatları ve eğlenceyi sizlere sunan bir oyun. Bölüm boyunca ilerleyip düşmanları ve yaratıkları temizleyip son noktaya geldiğinizde dişli bölüm sonu canavarları ile karşılaştığınız da ‘İşte aradığım oyun budur’ diyeceksiniz. Tabi eğer benim gibi Capcom’dan ne çıkarsa oynarım, suyunu çıkarırım diyenlerdenseniz…

Oyun boyunca bölüm sonlarında bir birinden farklı ve güçlü bölüm sonu canavarları ile karşılaşacaksınız. Bu canavarlar gerek görsel gerek yaratıcılık olarak bir hayli sizi etkileyecektir. Çünkü oyundaki her karakterden yaratığa, bölüm sonu canavarlarına kadar gayet özgün tasarlanmış bir görünüme sahipler. Bu yaratıkların hepsini zayıf noktaları var. Genelde T-Eng’lerini depoladıkları kızılımsı bölümleri var. Bu T-Eng bölgelerine yapacağınız saldırılar ile onların enerji seviyesini düşürecek ve son vuruşu yapacaksınız. Bölüm sonları canavarlarında dikkat edeceğiniz en büyük şey bir yerde sabit kalmamanız ve siper alarak ateş edebileceğiniz yerler bulabilmek olacaktır. Bölümler ilerledikçe bu yaratıklar ile daha da uğraşmanız gerekecek. Ama bu kesinlikle çile olmaktan çok eğlenceye dönüştüğü için bir sonraki bölüm sonu canavarını sabırsızlıkla bekleyeceksiniz.

 

 

Atmosfer dediğin böyle olmalı.

Lost Planet içerdiği senaryoyu en iyi yansıtan atmosfere sahip oyunlardan bir tanesi. Etrafta oluşan kar fırtınaları, buzdan bir dünya, mükemmel tasarlanmış mağaralar oyuna harika yansıtılmış. Oynarken gerçekten üşüyorsunuz ya da benim odam gerçekten çok soğuk. Karakter ve yaratık tasarımları ise son derece başarılı. Her biri özenle hazırlanmış ve her detaya önem verilmiş yaratıklar ise oyunu klasikler arasına sokmaya yetiyor bile. Lost Planet gerçek bir bilim kurgu filmi izliyor muşunuz hissini sizlere fazlası ile yaşatıyor. Oyunun grafikleri Xbox 360′ın tüm gücünden yararlandığını hissettiren görsellikte. Patlamalar, duman efektleri, ortamın görselliği, yapılar son derece başarılı. Oyunun sesleri ise son derece kaliteli patlamalardan çatışmalara tüm efektler kadar her şey son derece başarılı. Öyle ki yüksek seste oyunu oynadığınızda bir süre duyma güçlüğü yaşayabilirsiniz. Sesler konusunda tek eksiği ise oyunun zayıf müzikleri diyebilirim, onun dışında her şey gayet başarılı seslendirilmiş. Xbox 360 oyuncularının Gears Of War’dan sonra pek oyun beğenmediğini de düşünürseniz Lost Planet fikrinizi tamamen değiştirebilir. Hem hayat sadece Gears Of War değil ki; (sanırım buna alışmamız gerek) yeni şeyler de denemek gerekiyor.

Son olarak diyeceğim o ki lost Planet, Xbox 360 sahibi iseniz kesinlikle oynamanız gereken oyunlar arasında. Oyunun tek eksi yanı ise Gears Of War gibi hemen bitivermesi. Ama oyun kısa diye üzülmeyin çünkü oyunun Multi player kısmı XBox 360′da Live üstünden oynayacağınız en eğlenceli oyunlardan biri olma özelliğine sahip. Bu oyunu oynayın, yoksa üzülürsünüz. Oyunsuz kalmayın. İyi eğlenceler.

Halo: Combat Evolved + Türkçe Yama

Cumartesi, 02 Ağustos 2008

Yıl 2552. Dünya gezegeni halen var, ama aşırı popülasyon, kimi insanları başka gezegenlerde yaşamaya itmiş. Işık hızından daha hızlı yolculuk yapmak artık mümkün. Dünyayı yöneten güçler, tüm ağırlıklarını bir işe vermişler. O da milyonlarca insanı, diğer güneş sistemlerindeki yaşanabilir gezegenlere taşımak. Reach gezegeni bu kolonizasyon işleminde anahtar görevi görmekte. Bu gezegen hem bir askeri merkez hem de çoğu önemli şirketlerin merkezleri burada bulunuyor. Orduya savaş ve taşıma gemisi yapan fabrikalar, bilimsel araştırma merkezleri de yine bu gezegende bulunuyor.

32 yıl önce, Harvest kolonisi ile bağlantı kesilmişti. Kontrol için bir ekip gönderildi. Ekibin geri getirdiği gemi tamamen yok edilmişti. Sağ kalanların anlattığına göre, gemilerine durdurulması imkansız yaratıklar saldırmıştı. Artık insanlık, en büyük düşmanı Covenant’lar ile tanışmış oldu. Dinlerine oldukça bağlı olan bu grup, insanları köleleştirmek için harekete geçmişti bile. Tanrılarına ödül olarak da insanları düşünen Covenant ermişleri, insanlık alemine karşı savaş ilan ediyor, bunun sonucunda büyük bir savaş başlıyor.

İnsanlık binlerce çatışmanın ardından artık savaşı kaybetmeye başlıyor. Yaratıklar son hedef olarak dünyayı seçmişler bile. Herşey sona yaklaşırken, Reach gezegeninde yapılan gizli araştırmalar, insanlık için son bir umudun olduğunu gösteriyor. SPARTAN-II adındaki süper asker prototiplerini konu alan bu araştırma sayesinde, Covenant savaşçılarına karşı büyük ölçüde üstünlük sağlanmıştır. Ama bu SPARTAN-II askerleri, sayıca çok azdılar. Hemen bir plan yapıldı. Plana göre, SPARTAN-II askerleri gizlice bir Covenant gemisine girecekti, ve bu yaratıkların ana gezegenlerinin neresi olduklarını öğreneceklerdi. Planın yürümesini umut ederek tüm işlemlere başlamıştılar ki, Covenant birlikleri Reach gezegenine saldırdılar. Saldırı sonucu heryer yok edildi. Sadece tek bir gemi kaçabilmişti. Pillar of Autumn adındaki bu gemide de sadece tek bir SPARTAN-II askeri kalmıştı. Bu asker dünyayı kurtarabilecek tek kişiydi. yaratıklar dünyanın kapısına dayanmıştı bile…

İşte Halo’nun hikayesinin başlangıcı bu. Bahsedilen son asker de biziz. Tüm insanlığın kaderi bizim elimizde. Halo böyle bir hikaye ile klişe bir konuya değinmiş. Ama oyunun gidişatına kendinizi kaptırdığınız zaman, konu monu kalmıyor. Oyuna dalıp gidiyorsunuz. Bir de bakmışsınız, gezegeni kurtarıvermişsiniz.

Beta incelemesinin ardından fazla zaman geçmedi. Bu tam sürüm ile beta sürümü arasında da pek fark yok aslında. Grafikler biraz daha güzel ve eksik efektler eklenmiş o kadar. Bizdeki beta sürümü yarısında bitiyordu, bu oyun sonuna kadar devam ediyor haliyle :) Ben bu nedenle bahsetmediğim şeylerden bahsetmek istiyorum. Yani bilin ki, grafikler, sesler falan süper. bu konuda size garanti veriyorum ve fikri olmayanlar için de beta incelemesini öneriyorum.

Oyundaki silahlardan bahsedelim mesela. 2 çeşit silah grubu var. Bizim ve düşmanın silahları. Bizimkiler biraz daha mantıklı yapılmışken, yaratıkların silahları haliyle çok abartı. İlk önce el bombası ile başlayalım. Bu bomba, silah ile ulaşamayacağınız yerler için birebir. Çünkü duvardan falan sektirerek atmanız mümkün. Ağır hasar veriyor. Tank haricinde bütün araçları da saf dışı bırakabiliyorsunuz. Pistol ise yegane tabancanız oyunda. Kafaya hedeflenen tek kurşun ile düşmanları halledebilen 12.7mm’lik bir silah. Kullanışlı sayılır ve 2x zoom özelliği var. 7.62mm’lik daha güçlü bir silah ise Assault Rifle. Orta halli güçlü olup, kalabalık düşmana karşı çok işe yarıyor. Askerin kabiliyetine göre, kullanması kolay.

Kısa mesafeli bir silah istiyorsanız Shotgun size göre. Zaten kısa mesafeli en etkili silah da bu oyunda. Ama uzun mesafe isterseniz Sniper Rifle en iyisi. 8x’e kadar zoom özelliği sayesinde çok işinize yarayacak. Olmadı mı? O zaman size Rocket Launcher verelim. Yine 8x zoom kabiliyeti olan, fena halde zarar verme kabiliyetine sahip bir silah. Kullanmasını bilene. Bir de araçların üzerinde çeşitli silahlar var. Multiplayer moduna özgü Flamethrower da sevdiğim silahlar arasında.
Düşman silahları biraz daha değişik. En hafifi Plasma Rifle. Plazma atıyor ve orta şiddette hasar veriyor. Plasma Pistol ise Rifle’dan biraz daha hafif ve daha kullanışlı gibi. Needler ise, köşelerden sektirerek ateş edebildiğiniz değişik bir silah. İnsan silahları dururken kullanır mısınız bilemiyorum. Plasma Grenade ise, el bombası misali ama yaratık mamülü bir olay, diğer bir özelliği ise düşman dahil değdiği yere yapışması.

Oyunda birçok çeşit aracı kullanabiliyorsunuz. Bunlar arasında kendinize ait bir ağır tankınız ve bir de jeep var. Bu jeep’ler çok kullanışlı ve hızlı. Kullanmaya alışmanız zaman alacaktır ama alıştınız mı da inmek bilmeyeceksiniz. Özellikle multiplayer modunda fena halde eğlenceli oluyor. Ayrıca, oyunun ilerleyen bölümlerinde düşmanın enerji toplarını, ve 2 çeşit uçan aracını kullanacaksınız. Düşman araçları yokedilebildiği için sağlam tutmaya çalışmanız yarınıza olacaktır. Unutmadan, devrilmiş, ancak sağlam durumdaki araç, top vb. action tuşuna basarak düzeltebiliyorsunuz :)
Artık daha fazla şeyden de bahsetmek istemiyorum çünkü oyunun zevki kaçacak. Gerisini siz görün yani. Yoksa karakterlerden, düşman araçlarının kilolarından tutun ne gibi özellikleri olduğundan bile bahsedebilirdim. Ama bu yazdıklarımı kaç kişi okuyacaktı orası meçhul tabi. Hep böyle oluyor, bir beta incelemesi yaptıktan sonra buraya yazacak birşey kalmıyor…

Grafiklere bir bakalım isterseniz. Bahsetmeyecektim ama mecbur kaldım. Grafikler haliyle beta versiyonuna göre çok daha canlı görünmekte. Işıklandırma efektleri ile çoğu kaplama eksik idi. Artık geri gelmişler. Hem de fazlasıyla. Heryer çok sayıda poligondan oluşmakta. Karakterlerin grafikleri halen düşük çözünürlükte ama çok da kötü değil. Etrafa bakarken çok ilginç detaylar görebiliyorsunuz. Gitmeniz gereken yollar dışında, uzaklarda da da ilginç detaylar göreceksiniz. Çevre grafikleri çok başarılı. Tabi buna göre bir sisteminiz olması da şart.

Ses efektleri de ayrı bir güzel. Bu tarz oyunların müzikleri çok iyi oluyor. Bu oyunda da müzikler çok başarılı. Ses efektleri de aynı şekilde. Karakterlerin konuşmaları ile hareketleri pek uyuşuyor diyemem ama yine de seslendirmeler başarılı olmuş. Beta versiyonundan daha iyi olduğu kesin.

Oyun beklendiği gibi ortalamanın üzerinde bir sistem istiyor. Öyle Half Life 2 veya Doom 3 gibi ekstrem bir sistem olmasa da, en azından 3D Mark’dan 10.000 almanız gerekiyor. Yani bu oyunu adam gibi grafiklerle, full olmasa da, ortalama oynamak için 1,5Ghz işelmci, 128Mb Geforce 4 Ti 4200 ve 512Mb RAM olması şart. Ha mesela şöyle bir sisteminiz var; 800Mhz işlemci, 256Mb RAM, geforce 2 MX. Ne olacak? O zaman hemen ayarlar kısmına giriyorsunuz ve tüm detayları kapatıyorsunuz. En önemlisi çözünürlüğü 800×600′den yukarı tutmayın, hatta 640×480 yapın. Böylece bazı detayları açabilirsiniz. Ardından gölge ve benzeri detayları kapatın. Deneme yanılma yoluyla kendinize en uygun ayarı tutturana kadar deneyin ki, çok da abartmamış olun ayarları.

Halo sonunda geldi. Çok merak edeni vardı bu oyunun. Oyun çok satacak, hatta sattı bile. Hataları vardır elbet. Her oyunda hata olacak. Ama türe büyük yenilikler getirdiği kesin. Mesela fizik motoru. Bugüne kadar hiçbir oyunda görmediğiniz ve uzunca bir süre de zor göreceğiniz bir fizik motoruna sahip oyun. Yaya ilerlerken değil ama araçla ilerlerken bu fizik motorunun nimetlerinden sonuna kadar faydalanacaksınız. Patlamalar esnasında çevreye saçılan parçalar, havaya uçan askerler, uçurumdan tamamen gerçekçi düşen araçlar sizi monitör başında çivileyecekler. Benden söylemesi.

Gerisi artık size kalmış. Keşke işlemciler ve ekran kartları ülkemizde en azından yurt dışı fiyatları ile satılsa da herkes alabilse. Hatta PC’ler aynen konsollar gibi standart konfigürasyonlarda olsa, herkes hiç sıkıntı çekmeden her oyunu rahatça oynasa. Hatta oyunlarda hiç grafik ve ses ayarı olmasa, direk taktığınız zaman çalışsa. Dertsiz tasasız. Bu anlatım konsollara çok yakın oldu. Ama ülkemizde ne yazık ki bir PC’yi adam etmek çok pahalıya patlıyor. Bu da ayrı bir yazının konusu olsun ve bu yazı da burada bitsin. Görüşmek üzere…

Sniper Elite + Türkçe Yama Download

Cuma, 01 Ağustos 2008

 

Yapı olarak çok fazla sabrım yoktur. Ne olacaksa olsun bir an önce derim normal hayatta. Tabi hayattaki bu davranış modelim oyun hayatımda da mümkün mertebe bulunmakta. Buna bağlı olarak sabır gerektiren, yavaştan ilerleyen oyunlara çok fazla sıcak bakamıyorum, baktıklarıma da çok fazla zaman ayırasım gelmiyor. “Stealth Action” olarak tabir edilen, temeli gizliliğe ve sessizliğe dayalı olan oyunlar da bahsettiğim sıcak bakmadığım oyunlardan. Misal, Splinter Cell oynamak bana ölüm gibi gelir, ya da Hitman oynamak. Aslında bunun bir eksiklik olduğunun farkındayım ama yapabileceğim pek bir şey yok bu konuda, kendimi değiştiremiyorum. Belki yapımcılar bu tarzı benim gibilere sevdirebilmek için yapmışlardır Sniper Elite oyununu. Yine temeli gizliliğe ve sessizliğe dayanan bir oyun Sniper Elite, ama türdaşları arasından oynanışı, atmosferi ve genel yapısı itibariyle ayrılmayı beceriyor.

Göz, gez, arpacık

Oyunda İkinci Dünya Savaşı’nın son zamanlarında Alman’ların üzerinde çalıştığı nükleer silahlardan haberdar olan Rus gizli servisi elemanlarını etkisiz hale getirmekle görevli bir Sniper’ı -keskin nişancı- kontrol ediyoruz. Zira eğer bu nükleer silahlar Rus’ların eline geçerse, durum en az Alman’ların bu silahları kullanması kadar vahim sonuçlara sebebiyet verir.

 Oyunda birbirinden zorlu 28 görevle karşı karşıyayız. Görevleri, düşmanları temizlemek -olmazsa olmaz-, yaralı askerleri kurtarmak, hedefleri yok etmek olarak sıralayabiliriz. Ama görevleri yapmak o kadar da kolay değil. Ne de olsa biz bir keskin nişancıyız, görevimiz ve can güvenliğimiz gereği yavaş, temkinli ve tam sonuç alabileceğimiz şekilde hareket etmeliyiz.

Oyunun zorluk ayarı, oynanabilirliğin belkemiğini oluşturuyor. Şöyle ki; Rookie, Cadet, Marksman ve Sniper Elite olmak üzere dört farklı zorluk seviyesi bulunmakta ve biri diğerinden farklı özelliklere sahip.

Rookie: Bu zorluk seviyesi, tarza çok hakim olmayanlar için en iyi seçenek durumunda. Yapay zeka en düşük seviyede, rüzgar -nişan alma olayında çok etkili- kapalı, kalp atışı kapalı, nefes tutma süresi 25 saniye. Bununla birlikte el bombasının patlama yarıçapı da 8 metreyle sınırlı.

Cadet: Oyunun biraz daha zorlu ve heyecanlı olmasını sağlayacak zorluk bence Cadet sadece. Rookie’den farkı, yapay zekanın orta düzeyde olması ve kalp atışının bu sefer açık olması.

Marksman: İşte işler zorlaşıyor bu zorluk seçeneğinde. Yapay zeka zor seviyeye yükselirken el bombası yarıçapı da gerçek değerlerine dönüyor ve 20 metre oluyor. El bombasını çok çok dikkatli kullanmanız gerekiyor yoksa siz de zarar görüyorsunuz fazlasıyla. Bununla birlikte rüzgar da işlerimizi zorlaştırsın diye açılıyor bu seviyede. Son olarak da nefes tutma süremiz 17 saniyeye düşüyor.

Sniper Elite: İşte oyunumuza adını veren “Seçkin Keskin Nişancı” ayarı. Hiçbir şekilde iyilik beklemeyin bu ayardan, yapay zeka “çok zor” seviyede ve nefes tutma süremiz 10 saniyeye düşüyor. Diğer özellikler Marksman ile aynı.

Zorluk seviyelerini kısaca anlattıktan sonra oyunun diğer ayrıntılara geçebiliriz.

O silah sesi nereden geldi?

 Oyuna ilk başladığımızda bizi zorlayan pek bir şey çıkmıyor karşımıza. Koşarak sağı solu incelerken zaten oyun da gerekli uyarıları kendisi veriyor. İngilizcesi çat pat olan arkadaşlar için çok zorlamayacak cümleler var. Mesela “çevrede arama yaparken binaların çatılarına dürbünle bak” gibi uyarılar, oyuna dalıp gitmişsek oldukça işimize yarıyor. Oyundaki görevlerimizi kafamıza göre yapmıyoruz bu arada. “TAB” tuşuna basarak hem bulunduğumuz yeri, hem de görevlerin yerlerini ve sıralarını görebiliyoruz. Klasik, ama kullanışlı. Görev yerlerini illa ki haritaya bakarak bulmak zorunda da değiliz, sol alt köşede hem sağlığımızı, hem de gitmemiz gereken yönü gösteren pusulamsı bir gösterge (?) var.

Oyun gizlilik aksiyon tarzına sahipse, bu tarzın gerektirdiklerini sonuna kadar yapacak öyle değil mi? Normalde herhangi bir İkinci Dünya Savaşı oyunu aldığımızda, önümüze geleni indirerek hareket eder, bir sonraki bölüme geçebiliriz. Ama Sniper Elite, gerçekçiliği son derece önemseyen bir oyun olmuş. Mesela Rus’ların karargahına girmemiz gereken bir bölüm var oyunun başlarında, bölümde bize susturuculu bir tabanca veriliyor. Deneme amaçlı ilk girişimimi çevredekileri sinsice temizleyerek yapmak istedim ama ilk askeri öldürmemle alarm çaldı ve askerler üstüme akın etti. Diğer denememde asker öldürmeden, saklanarak ve yerde sürünerek karargaha sızma eylemim gayet başarılı oldu. Oyun, tarza uygun demişken, türdaşlarındaki gibi Sniper Elite’de de ölü düşmanları sırtlayıp diğer düşmanların göremeyecekleri yerlere taşımamıza da izin verilmiş.

Oyunda kullandığımız silahlar ise bir hayli fazla, ama görevimiz gereği aktif olarak sürekli keskin nişancı tüfeğini kullanmamız gerekiyor. Keskin nişancı tüfeğini kullanırken Call of Duty 2′den tanıdık gelecek olan atış yaparken nefes tutma olayı mevcut. Az önce de bahsettiğim gibi seçtiğiniz zorluk seviyesine göre bu süre azalabiliyor. Diğer silahları kullanırken normal üçüncü kişi görüş açısıyla atış yapmanız gerekiyor. El yatkınlığı olanlar için çok zor değil. Ama düşmanların kolay kolay ölmediklerini belirtmeden geçemeyeceğim. Hem zor ölmeleri hem de akıllı olmaları bize sıkıntılı zamanlar yaşatabiliyor.

Sen mi daha zekisin yoksa ben mi daha zekiyim?

 Yapay zeka için ayrı bir başlık açmam gerekirdi çünkü anlatacağım çok şey var :) Yapay zeka kendini çok iyi idare ediyor oyunda. İki farklı örnek vererek durumu netleştireyim. İlk olarak çatı, ev içi vs. yerlerde pusuya yatmış olan düşman keskin nişancıları ele alalım. Diyelim bunlardan birini tespit ettiniz, siz de gerekli pozisyonu aldınız ve nefes tutup atışınızı yaptınız. Eğer atışınız isabetli ise şanslısınız, düşman ölür ve ondan kurtulursunuz. Aksi halde yaraladığınız düşmanı yerinden kımıldatmak çok zor, siz diğer elemanlarla uğraşırken o size “cee” yapıp görünüyor, ateş edip tekrar yerine pusuyor. Öldürmek için çok ciddi çaba sarf etmeniz gerekiyor. Diğer tip düşmanlar da doğrudan karşınıza çıkanlar. Zorluk seviyesine göre kalas gibi ayakta da, kendilerine uygun bir yer bulup yatarak da sizi öldürmeye çalışabiliyorlar. Ama düşmanın genel davranışı ikinci tipte oluyor ve yapay zekanın ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor böylelikle.

Tabi onca çatışmadan sonra güç kaybetmeniz durumunda gücünüzü tekrar kazanmanız gerekiyor. Bu da çevredeki nadir olarak bulunan sağlık paketleri sayesinde oluyor. Tabi sağlık paketlerini de “ha” diyince kullanamıyorsunuz. Oyunda bir envanter sistemi mevcut ve sağlık paketleriniz burada birikiyor. Çatışma sırasında kendinize uygun bir yer bulup kaşla göz arasında envanteriniz arasından sağlık paketini seçip kullanmanız gerekiyor. Biraz zahmetli olsa da gerçekçilik adına hoş bir durum

Teknik detaylar

 Oyunun asıl platformu konsollar aslında. Dolayısıyla grafiksel olarak da standart bir Xbox oyunundan daha güzel grafiklere sahip değil açıkçası. Ama atmosferin iyi yansıtılması grafik kalitesini gölgede bırakıyor. Çevrede uçuşan nesneler, gece karanlığında havada uçuşan mermiler, göze hoş gelen parlama efektleri ortalamanın üzerinde, ama yeni çıkan FPS oyunlarına göre sönükler tabi. Sesler ise oyunda atmosferi tamamlayan yegane etmen. Seslendirmelerden tutun da ambiyans seslerine kadar bir hayli iyi ses efektleri. Ambiyans sesleri kendini tekrar etse de yine de çok hoş. Oyun müzikal olarak biraz yavan, oyun içerisinde çok fazla müzik çalmıyor, herhalde atmosferin bozulmaması istenmiş.

Bahsetmeden geçmek istemem, sağlam ve uzaktan atışlar yaptığınız zaman Max Payne’deki keskin nişancı tüfeğinde olduğu gibi kamera mermiyle hareket ediyor ve düşmana saplanışı (!) an an görüntüleniyor. Burada karşılaştığımız animasyonlar oldukça ayrıntılı yapılmış, mesela attığınız mermi düşmanın yüzüne geliyorsa gerçek bir merminin yaptığı etkiyi yapıyor (ayrıntılar fazla kanlı, kendiniz görün onu :) Tabi bu sırada attığınız mesafenin uzaklığına göre rekor kırmış da oluyorsunuz, oyun bunu otomatik olarak gösteriyor ekranda. Hoş bir özellik.

Genel olarak baktığımızda benim gibi stealth action sevmeyen birini ayartabilecek kadar güzel bir yapım Sniper Elite, zaman zaman zorlasa da bir oyundan diğerine atladığımız şu günlerde denenmeden geçilmemesi gereken bir oyun. Herkese iyi oyunlar.

 

Sudden Strike 3 + Türkçe Yama Download

Cuma, 01 Ağustos 2008

 

Platform: PC
Tür: Kayıtlı değil
Multiplayer: Yok

Yayıncı: Bilinmiyor / kayıtlı değil
Yapımcı: Bilinmiyor / kayıtlı değil
Çıkış Tarihi: Kayıtlı değil

Half-Life 2 Türkçe

Çarşamba, 30 Temmuz 2008

İlk Half-Life’ı satın alışımı ve ağzım açık olarak oynayışımı hatırlıyorum tam bir klasikti, bu olayların üzerinden tam 9 yıl geçti, binlerce oyun piyasaya sürüldü, oyun dünyasında birçok değişim oldu. Ancak bir tek şey değişmedi o da Valve Software’in oyunlarındaki büyü. Bu büyü hiçbir zaman yok olmadı ve bozulmadı. Valve Software’in yaptığı tüm oyunlar birçok oyun sitesinden ve dergisinden onlarca ödül aldı. Şimdi ise Valve Software şu ana kadar piyasaya sürmüş olduğu en büyük oyunla (paketle) karşımızda, The Orange Box. 1.5 yıldır heyecanla beklenen The Orange Box sonunda piyasaya sürüldü. Peki bu paket bekleneni verdi mi, bunu yazıyı okuyunca rahatlıkla anlayabileceksiniz. The Orange Box’da Half-Life 2, Half-Life 2: Episode One, Half-Life 2: Episode Two, Portal ve Team Fortress 2 oyunları yer alıyor. Bu oyunların tamamı Source grafik motoru kullanılarak hazırlanmışlar ama oyunların tamamı farklı bir yapıya sahip. Bu oyunları tek tek farklı yazılarda incelemek yerine paketi tamamıyla incelemeyi uygun gördük. Umarım siz de bu büyük incelememizi beğenirsiniz, lafı daha fazla uzatmadan Valve Software’in bu muhteşem paketinde bulunan ilk oyunumuzla incelemeye başlayabiliriz.

HALF-LIFE 2 VE HALF-LIFE 2: EPISODE ONE

The Orange Box, içerdiği yeni oyunlar gibi daha önce de belirttiğim gibi 2004 yılında piyasaya sürülen Half-Life 2 ve 2006 yılında piyasaya sürülen Half-Life 2: Episode One oyunlarını da içeriyor. Eğer siz de Half-Life 2 ve Episode One’ı oynamadıysanız ve bu oyunlara sahip değilseniz buna oldukça sevineceksinizdir (pakette bulunan tüm Half-Life oyunlarını bitirmeniz yaklaşık 30 saatten fazla sürecektir). Bu oyunların önceden piyasaya sürülen versiyonlarından farkı bulunmuyor (en azından Half-Life 2’ye HDR eklenseydi çok güzel olurdu, Gabe Newell’ın böyle bir sözü var ama ne zaman gerçekleşecek belli değil). Half-Life 2’de Gordon Freeman olarak ilk Half-Life’ın kaldığı yerden hikayeye devam ediyorsunuz ve 7 Saat Savaşı’ndan sonra City 17’de Combine ırkına karşı mücadele veriyorsunuz. Half-Life 2: Episode One ise Half-Life 2’nin devamını konu alıyor ve Citadel’den aldığımız bilgilerle City 17’den kaçmaya çalışıyoruz. Bu oyunlar hakkında daha fazla detaya girmek istemiyorum zira zaten uzun olan inceleme daha da uzayacaktır. Eğer bu oyunlar hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, bu oyunların sitemizdeki detaylı incelemelerine bakabilirsiniz. Sadece şunu belirteyim eğer Half-Life 2 ve Half-Life 2: Episode One’a sahipseniz, bu iki oyunu Steam üzerinden arkadaşlarınıza hediye edebiliyorsunuz. Gerçekten de çok hoş bir özellik (en yakın arkadaşınızın doğum günü için güzel bir hediye olsa gerek), tüm arkadaşlarımızı seviyoruz öyle değil mi?

Half-Life 2 birçok kişiye göre şu ana kadar çıkmış en iyi oyunlardan bir tanesi, belki de en iyisi. Half-Life 2: Episode One ise en az Half-Life 2 kadar iyi bir oyundu ama oldukça kısa ve hikaye açısından pek önemli bir yere sahip değildi. Episode One’da Gordon Freeman olarak Eli Vance’ın kızı Alyx Vance ile Combine’ların önemli bilgilerini Citadel’den almış ve City 17’den tren yoluyla kaçmıştık. Half-Life: Episode Two ise Episode One’ın kaldığı yerden hikayeyi devam ettiriyor. Tren kazası sonrası uyanıyorsunuz ve Alyx’in yardımıyla trenden kurtuluyorsunuz. Citadel’in yerine baktığınız ise şok olmamanız işten bile değil. Citadel’in yerinde büyük bir krater açılmış ve şehir yerle bir olmuş. Citadel’in üzerinde açılan boyut kapısı da fırtınalara (Portal Storm) yol açıyor. Şimdiki göreviniz ise Citadel’den aldığınız bilgileri Eli Vance’a götürmek ama emin olun bu sandığınızdan da zor olacak. Zira Combine’da sizden bu bilgileri almak istiyor ve oyun boyunca Combine’lardan kaçıyorsunuz. Hikayenin devamını sizlere anlatmak istemiyorum zira oyunun hikayesi diğer Half-Life oyunlarında olduğu gibi mükemmel olarak hazırlanmış. Oyundan alacağınız zevki kaçırmak istemiyorum, zaten oyunu oynayınca herşeyi rahatlıkla öğreneceksiniz. Bir ipucu olarak şunu söyleyim eski yeni birçok karakter ile oyun boyunca karşılaşacaksınız.

 

 

Yeni Düşmanlarınızla Savaşmak Oldukça Zorlayıcı

Oyunun hikaye anlatımı diğer Half-Life oyunlarında olduğu gibi mükemmel olarak hazırlanmış. Oyunu bitirene kadar başından kalkamıyorsunuz, oyun sizi adeta alıp başka bir dünyaya götürüyor. Oyunun bölüm tasarımları da hayli başarılı olarak hazırlanmış, hiçbir bölüm birbirine benzemiyor. Bir bölümde mağaralarda dolaşırken, bir bölümde madenlerde Vortigaunt ile omuz omuza savaşabiliyorsunuz. Diğer bir bölümde ise ormanda araç kullanabiliyorsunuz. Bazı bölümlerde ise geriye dönmemiz isteniyor, ancak geriye geldiğimiz yerlerden dönmüyoruz ya bir mağaradan ya da başka bir yoldan geri dönüyoruz, bu da insanı sıkmıyor. Kısacası oyun sizi rahatlıkla oyalayabiliyor, hiçbir zaman sıkılmıyorsunuz. Half-Life’ın bulmaca çözme üzerine kurulmuş olan oynanışı bu oyunda da yer alıyor. Çoğu yeri geçmek için düşünmeniz gerekiyor, çoğu bulmaca da Half-Life 2’de olduğu gibi Gravity Gun ve oyunun fizik motoru üzerine odaklanarak hazırlanmış. Oyunun son bölümleri ise şu ana kadar oynadığınız tüm Half-Life oyunlarından farklı olarak hazırlanmış ve çok zevkli, oynayınca bana hak vereceksiniz. Ayrıca oyunu oynarken Antlion’ların ne kadar şirin yaratıklar olduklarını bir kez daha görme şansına erişeceksiniz.
Daha Fazla Half-Life İçin Episode Two’ya Buyurun

Half-Life 2: Episode Two’nun oynanışı ise Half-Life 2 ile hemen hemen aynı olarak hazırlanmış. Eğer önceki Half-Life oyunlarından birini oynadıysanız kendinizi evinizde gibi hissedebilirsiniz. Ancak oyunun oynanışında bir fark var, el fenerinin enerjisi artık HEV Suit’inizin enerjisinden paylaşılmıyor. Bu özellik çok iyi olmuş, bu sayede artık hızlı koşarken veya yüzerken el fenerinizin enerjisi bitecek diye sıkıntı çekmiyorsunuz. Oyunun çoğu karanlık mağaralarda ve madenlerde geçtiği için sanırım bu özellik oyuna eklenmiş iyi de edilmiş (ancak el fenerine bu özellik nasıl eklenmiş hikaye açısından o belli değil, tren kazasından sonra sanırım el feneri HEV Suit’den bağımsız olarak çalışmaya başladı. Hikayenin burasında küçük bir açıklık var gibi). Ayrıca oyunun yapay zekası da geliştirilmiş artık Combine askerleri attığınız el bombasını geriye rahatlıkla yollayabiliyorlar ve takım halinde hareket edebiliyorlar. Size yardım eden insanların yapay zekalarında da gelişme var, artık önünüzde durup sizin hareketinizi engellemiyorlar ve size çok yardımları dokunuyor. Valve Software’in yapay zeka konusunda gelişme kaydettiği apaçık ortada. Half-Life 2’den sonra bu oyunda da araç kullanabiliyoruz (Episode One’da bildiğiniz gibi araç kullanımı yoktu) ve araç kullanımı olan bölümler çok eğlenceli bir biçimde hazırlanmışlar. Oyunda Half-Life 2’den farklı olarak bir silah bulunmuyor, tüm silahlar aynı (bir tek Gravity Gun yeter zaten). Ayrıca oyunda genelde Episode One’ın aksine yalnız olarak dolaşıyorsunuz, eğer yalnız dolaşmayı seviyorsanız bu sizin hoşunuza gidecektir. Episode Two, 2 yeni düşmanı da görmemize izin veriyor bunlardan bir tanesi Combine Hunter. Emin olun bu yaratığı gördüğünüz zaman kaçacak yer arayacaksınız, tabii kaçabilirseniz çok iyi zekası var ve çok hızlı hareket edebiliyor. Diğeri ise Combine Advisor. Combine Advisor da en az Combine Hunter kadar tehlikeli ve korkulası bir yaratık, hatta ondan da tehlikeli. Ancak tüm bu düşmanlara rağmen oyunu en zor zorluk seviyesinde oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum, zira zaten kısa olan bir oyunu daha da kolaylıkla bitirmek istemezsiniz. Zaten oyundaki sağlık paketleri de en zor zorluk seçeneğine göre hazırlanmış, yani kolay seviyelerde oynarsanız oyunu rahatlıkla bitirirsiniz. En zor zorluk seviyesinde oyun oldukça eğlenceli bir hal alıyor.

 

 

Alyx Hiç Bu Kadar Güzel Gözükmemişti

Half-Life 2: Episode Two’nun grafikleri Episode One’dan bu yana hayli gelişmiş. Oyuna gerçek zamanlı gölgelendirme, motion blur ve sinematik fizik eklenmiş. Gerçek zamanlı gölgelendirme oldukça güzel gözüküyor, bunu el fenerinizi açtığınızda rahatlıkla görebiliyorsunuz tüm gölgeler dinamik olarak hareket ediyor. Sinematik fizikleri ise köprünün yıkılış sahnesinde ve Strider’ın ormandaki kulübeyi yok edişi gibi sahnelerde görebiliyorsunuz. Bu fizik efekti çok gerçekci gözüküyor ve her parçacık kendi ağırlığına göre yer düşüyor. Bu üç yeni efekten farklı olarak oyunun dokuları ve dokuların renk seçimleri bu oyunda daha da güzel olmuş. Oyunda bulunan tüm binalar ve ortamlar çok gerçekci gözüküyor. Ayrıca oyunun çoğu bölümü ormanda geçtiği için oyundaki haritaların çoğu da oldukça geniş olarak hazırlanmış. Karakter modellemeleri ve animasyonları ise yine oldukça gerçekci ve güzel gözüküyor. Alyx’in yüzüne bakarak neler hissettiğini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu kadar efektten sonra oyunun benim bilgisayarımda çalışır mı diyorsunuzdur eminim ki, ama korkmayın Half-Life 2’yi oynayabiliyorsanız bu oyunu da rahatlıkla oynayabilirsiniz. Intel P4 2.8 GHz, NVIDIA GeForce 7800 GS, 1 GB DDR Ram’e sahip kendi bilgisayarımda tüm grafik ayarları en sondayken 1280 x 1024 çözünürlükte Anti-Aliasing 4x ve Anisotropic Filtering 8x iken oyunu rahatlıkla ve akıcı bir şekilde oynayabildim. Sadece el fenerini açtığım zaman dinamik gölgelendirme yüzünden oyun zaman zaman yavaşladı. Valve Software bu oyunu da oldukça iyi optimize etmiş. Oyunun grafikleri yapılan geliştirmeler sayesinde yine oldukça güzel ve zamana yakışır şekilde gözüküyor. Kısacası Half-Life 2: Episode Two şu ana kadar çıkmış en iyi grafikli Half-Life oyunu.
Strider’ların Seslerini Her Zaman Çok Sevmişimdir

Half-Life 2: Episode Two’nun ses efektleri oldukça başarılı bir şekilde hazırlanmış. Zaten tüm Half-Life oyunlarının sesleri çok kalitelidir, Episode Two’da da bu kaliteden ödün verilmemiş. Bazı sesler önceki oyunlardan direkt olarak aktarılsa da bazı sesler bu oyun için yeniden hazırlanmış veya seslerin üstünden geçilmiş. Karakterlerin seslendirmeleri de oldukça kaliteli, tüm karakterlerin seslendirmeleri profesyonel sanatçılar tarafından yapılmış ve karakterlerin ruh hallerini çok iyi yansıtıyorlar. Sonuç olarak oyunda bulunan tüm ses efektleri oyunun atmosferine katkı sağlıyorlar, ses konusunda bir eksiklik göremedim. Tabii seslerden tam verim alabilmeniz için kaliteli 5.1 veya 7.1 ses sistemi şart.

Oyunun müzikleri ise birkaç yeni müzik dışında önceki Half-Life oyunlarından toplama olarak hazırlanmışlar. Yeni müzikler eski müzikler de olduğu gibi oldukça kaliteliler ve atmosfere uyum sağlıyorlar. Oyunun müzikler konusunda da bir eksisi bulunmuyor. Eğer Half-Life’ın müziklerini seviyorsanız bu oyunun da müziklerini seveceksiniz.

Half-Life 2: Episode Three Çıkana Kadar Nasıl Bekleyeceğiz?

Half-Life hayranları ve tüm FPS sevenler Episode Two’da tüm istediklerini bulacaklar, tamam oyun kısa olabilir (oyunu bitirmeniz oynayış tarzınıza göre yaklaşık 6 veya 7 saati buluyor ve Episode One’dan uzun sürüyor) ama oyunun her dakikası özene bezene hazırlanmış. Oyunu bitirdikten sonra oyunun tüm sahneleri aklınızda kalıyor. Ayrıca oyunda ödül sistemi de bulunuyor oyunda istenen şartları sağladığınız zaman ödüller kazanabiliyorsunuz (oyunun tekrardan oynanabilirliği için oldukça güzel bir özellik). Şunu belirtmeliyim ki ben şu ana kadar her dakikası yapımcılar tarafından düşünülerek hazırlanmış böyle bir oyun oynamamıştım. Oyunda her ne varsa emin olun onun olması lazım, yani oyunda olan herhangi birşey oyuna boşuna eklenmemiş. Sırf Dog ile Strider’ın dövüşünü görmek için bile bu oyun (paket) alınır. Mükemmel bölüm dizaynları, hikayesi ve özgün oynanışı ile Half-Life 2: Episode Two çok iyi bir oyun olmuş ve Half-Life 2’yi bir adım daha ileriye götürmüş. Bana göre kesinlikle en iyi Half-Life oyunu olmuş bazı soruların cevaplarını verdiği gibi aklınızda yeni soru işaretleri bırakıyor. Oyunu bitirdikten sonra The Orange Box’ın diğer oyunlarını oynamaya başlayabilir veya Half-Life 2: Episode Three’nin gelmesini Valve Software’in kapısına dayanarak heyecanla bekleyebilirsiniz.
Portal, The Orange Box’da bulunan en eğlenceli oyunlardan birisi. The Orange Box’ı sadece Half Life 2: Episode Two için aldıysanız bile The Orange Box’ın sadece Half-Life’den ibaret olmadığını bu oyunla birlikte görüyorsunuz (Team Fortress 2 ile bunu görmekten çıkıp iyi ki almışım diyorsunuz zaten, neyse incelemenin devamında okuyacaksınız zaten). Portal’ı bulmaca çözme ağırlıklı FPS olarak tanımlayabiliriz. Portal’da Chell isimli bayan bir karakteri yönetiyoruz. Oyuna Aperture Science adlı bir firmanın laboratuvarında uyanarak başlıyoruz. Oyundaki amacımız ise boyut kapılarını (portal) kullanarak bir odadan diğerine geçmek. Oyunda biraz ilerleyince boyut kapısı açma silahı ASHPD’ye (Aperture Science Handheld Portal Device) sahip oluyorsunuz ve bundan sonra oyunun eğlencesi başlıyor. Bu silah ile kapılara, duvarlara ve tavanlara kısacası istediğiniz her yere boyut kapısı açabiliyorsunuz (tabii bazı özel noktalara boyut kapısı açılmıyor) ve oyundaki bulmacaları çözmeye çalışıyorsunuz. Silahın ateş tuşu ve alternatif ateş tuşu ile biri çıkış biri giriş olmak üzere portal rengi ve mavi boyut kapıları açabiliyorsunuz. Oyunda bulunan bulmacaların hepsi çok mantıklı olarak hazırlanmış. Biraz düşününce hepsini geçeceğinize emin olabilirsiniz. Tabii oyun boyunca bulmacalar da giderek zorlaşıyor. Alakasız olacak ama The Incredible Machine (ah ah ne oyundu ama hala oynarım zaman zaman) oyununu oynadıysanız bu oyundaki bulmacaları da çok rahatlıkla çözebilirsiniz.

 

 

Portal Açmak En Büyük Hayaliniz İse Buyurun Bakalım

Portal’ı sadece bir bulmaca oyunu olarak da görmeyin, bu oyunun da bir hikayesi var bunu oyunu oynadıkça ve oyunu bitirince anlayacaksınız (çok ama çok şaşıracaksınız bunu söylemem yeterli olur herhalde). Buradan hikayeyi anlatmak istemiyorum zira oyundan aldığınız zevki oldukça düşürecektir. Oyun boyunca metalik bir sese (gerçekten de çok hoş bir sese sahip, zaman zaman kulak tırmalasa da) sahip bayan size yardım ediyor. Bu bayanın sesini duydukça daha da gaza geliyorsunuz ve testleri birer birer geçmek istiyorsunuz. Oyunun oynanışına alışmak 10 dakikanızı alıyor, ilk zamanlarda boyut kapıları yüzünden kafanız karışsa da oyunu oynadıkça öğreniyorsunuz. Oyunu testlerde takılmadan ilerlerseniz 3 saat gibi bir sürede bitirebiliyorsunuz. Ama oyun kısa diye hemen üzülmeyin zira oyunu bitirince oyunda bulunan 6 bulmacanın daha zor olanları açılıyor ve bu haritaları zaman sınırlaması veya açtığınız boyut kapısı sayısı sınırlandırmalarıyla bitirmeye çalışıyorsunuz. Bu bulmacaları çözdükçe ne kadar başarılı olduğunuza bağlı olarak altın, gümüş ve bronz olmak üzere madalyalar alabiliyorsunuz. Ayrıca oyunda Team Fortress 2 ve Half Life 2: Episode Two’da olduğu gibi ödül sistemi de yer alıyor, belirli şartları yerine getirebilirseniz bu ödülleri kazanabiliyorsunuz. Anlayacağınız oyunu bitirseniz bile oyunu tekrardan oynamak için yeterli sebeplere sahip oluyorsunuz (tabii ilerde Valve Software veya mod yapımcıları değişik bulmacaları ve haritaları oyuna ekleyebilir). Oyunda çoklu oyunculu mod ne yazık ki bulunmuyor, keşke bulunsaydı. Arkadaşlarımızı boyut kapılarından düşürmek ve başka yerlere yollamak oldukça zevki olabilirdi. Kim bilir belki Valve Software yakında oyuna çoklu oyunculu mod desteğini ekler (Çoklu oyunculu Portal oynamak isteyenler Exite adlı Half-Life 2 modunu da deneyebilirler).
Bulmacalar Bahane, Grafikler Şahane

Portal’ın grafik yapısı her ne kadar Source grafik motoru kullansa da oldukça farklı gözüküyor. Kendinizi yaşamdan tamamen izole edilmiş laboratuvarlarda hissediyorsunuz ve oyunun grafikleri bunu çok iyi başarıyor. Boyut kapılarından bir ayna gibi ışınlanacağınız yerleri görebiliyorsunuz ve oyunun grafikleri müthiş gözüküyor. Oyunda HDR ve motion blur desteği de buluyor ve bu grafik özellikleri oyunun atmosferine katkı sağlıyorlar. Oyun bu güzel grafiklerine rağmen diğer Source grafik motorlu oyunlar da olduğu gibi öyle yüksek bir sistem istemiyor (Source motorunun bu özelliğine gerçekten de bayılıyorum). Intel P4 2.8 GHz, NVIDIA GeForce 7800 GS, 1 GB DDR Ram’e sahip kendi bilgisayarımda tüm grafik ayarları en sondayken 1280 x 1024 çözünürlükte oyunu rahatlıkla ve akıcı bir şekilde oynayabildim. Sistem ihtiyaçları konusunda korkunuz kesinlikle olmasın.

Seslerin Çoğu Half-Life ‘den Alıntı Ama Müzikler Şahaser

Oyunda bulunan ses efektlerinin bir çoğu Half-Life 2’den alıntı (asansör sesleri, silah sesleri, kapı sesleri) ancak bu oyunun ses efektlerinin kötü olduğuna gelmiyor. Tüm ses efektleri yerli yerinde kullanılmış ve oyunun atmosferine katkı sağlıyorlar. Oyun boyunca bize yardım eden metalik sesli bayan karakterin sesi de oldukça güzel yapılmış ve atmosfere katkıda bulunuyor. Genel olarak oyunda kullanılan ses efektleri bekleneni karşılıyor ve insanı rahatsız etmiyor.

Portal’ın müziklerinin hepsi ise bir sanat eseri, hele oyunun sonunda çalan müzik insanı mest ediyor. Valve Software, Portal için gerçekten de çok başarılı bir müzik listesi hazırlamış, hepsi oyunun yapısına uygun ve çok kaliteli. Oyundaki çoğu müziği oyun dışında da dinlemek isteyeceksiniz bundan emin olabilirsiniz. Oyun müzik konusunda da tam puan almayı hak ediyor.

 

 

Her Eve Bir Portal Silahı Lazım

Portal, 2006 yılında piyasaya sürülen Prey adlı FPS oyunun yapmaya çalıştığı ama başaramadığını (buradan Prey’i sevmiyormuşum gibi gözükmek istemiyorum zira iyi bir oyundu ama oyunun üzerine kurulduğu boyut kapıları ile oynamamıza izin vermiyordu) başarıyor. Ve size boyut kapıları ile oynama şansını veriyor. Eğer siz de FPS oyunlarında bulmaca çözmekten hoşlanıyorsanız Portal’da istediğiniz her özelliği bulabilirsiniz. Portal, The Orange Box’da bulunan en iyi oyunlardan bir tanesi ve The Orange Box’ı almak için en büyük sebeplerinizden biri.

10 yıldır beklediğimiz Team Fortress 2 sonunda The Orange Box içerisinde piyasaya sürüldü. Oyunu betası çıktığından beri oynuyorum ve yaşadıklarımı sizlere teker teker anlatacağım (betayı da inceleyecektim ancak oyunu oynamaktan vakit bulamadım, evet bunu itiraf etmek zorundaydım). Öncelikle Team Fortress 2, The Orange Box’ın çoklu oyunculu kısmını kapsıyor. Eğer siz de daha önceden Team Fortress Classic’i (okuldan kaçıp az oynamamıştık bu oyunu arkadaşlarımızla) oynadıysanız zaten oyunun yapısını az çok biliyorsunuzdur. Oyunu takım tabanlı çoklu oyunculu FPS olarak adlandırabiliriz. Oyunda mavi ve kırmızı olmak üzere 2 takım bulunuyor ve oyunda bulunan haritalardaki görevleri yerine getirmeye çalışıyorsunuz. Oyunda 9 adet karakter sınıfı yer alıyor, isterseniz bu karakter sınıflarını biraz yakından tanıyalım:

 

 

Scout: Oyunda bulunan en hızlı sınıf, 2 kere zıplayabiliyor, bölümlerde bulunan kontrol noktalarını hızlıca ele geçirebiliyor, ancak çok kırılgan bir yapısı var ve hemen ölüyor. Silahları ise beyzbol sopası, çift namlulu tüfek ve tabanca.

Soldier: Soldier yavaş hareket ediyor ancak oldukça güçlü bir sınıf. Sahip olduğu roketiyle yükseklere zıplayabiliyor (Rocket Jump). Bu sınıf ile mühendislerin kurduğu taretleri rahatlıkla yok edebiliyorsunuz. Silahları ise roketatar, tüfek ve kürek.

Pyro: Pyro oyunda bulunan en eğlenceli karakter sınıflarından. Alev silahı ile tüm düşmanlarınızı rahatlıkla yakabilirsiniz. Silahları ise alev silahı, tüfek ve balta.

Demoman: Oyunun patlayıcı uzmanı sınıfı. Sahip olduğu bomba atar ile düşmalarınızı parçalayabiliyorsunuz. Oyunda en çok zarar veren sınıflardan birisi ve oynaması oldukça kolay. Silahları ise bomba atar, uzaktan kumandalı bomba atar, viski şişesi.

Heavy: Oyunda bulunan en güçlü ve en yavaş sınıf. Eğer arkanızda sizi koruyan ve sürekli tedavi eden bir doktor varsa oyunu rahatlıkla kazanabilirsiniz. Silahları ise otomatik taramalı tüfek(minigun), tüfek ve yumruklar.

Engineer: Mühendis birimlerinin genel olarak görevi defans yapmak ve takımı bir yerden bir yere ışınlamak. Mühendis birimleri ile istediğiniz yere otomatik taret, ışınlayıcı, sağlığınızı düzelten ve mermi sağlayan dispanser kurabilirsiniz. Silahları ise tüfek, tabanca ve ingiliz anahtarı.

Medic: Takımınızın en önemli üyesi, doktor sınıfı ile takım arkadaşlarınızı iyileştirebilir ve zamanı gelince Übercharge ile takım arkadaşınızla birlikte bir süreliğine ölümsüz olabilirsiniz. Silahları ise iyileştirme silahı ve iğne atar.

Sniper: Keskin nişancı birimi pusu yapmayı sevenlerin ideal tercihi, haritanın bir köşesine saklanıp düşmanlarınızı avlayabilirsiniz. Silahları ise taramalı tüfek, bıçak ve keskin nişancı tüfeği.

Spy: Casus birimi ile de oynamak oldukça zevkli. Spy ile görünmez olabilir veya düşmanlarınıza onlardan biriymiş gibi görünebilirsiniz. Her ne kadar görünmez olması biraz hile gibi olsa da (gerçi görünmez olarak saldıramıyor) oldukça eğlenceli bir sınıf. Silahları ise altıpatlar, tabanca, kılık değiştirme paketi ve manyetik saptırıcı.

 

Halo: Combat Evolved + Türkçe Yama Download

Çarşamba, 30 Temmuz 2008

 

BOX’un neden süper bir konsol olduğunu ve grafik kalitesinin nasıl olduğunu sorduğunuz kişiler, hemen Halo denen oyunu size örnek göstereceklerdir. Çünkü bu oyun, konsollardaki hemen hemen en iyi grafiklere ve bu grafiklere göre en iyi FPS hızına sahip oyun. Bir konsol için neyse ama bu grafikler, daha da geliştirilip PC için port edilse ne olurdu dersiniz? Bu sorunun cevabı fazla uzakta değil. Bungie, oyunu PC için yapmaya başladı bile. Hem de en baştan başlayarak.

Netten indirdiğim video görüntülerine ve resimlere göre, oyun konsol versiyonundan, tarz olarak hiç farklı değil. Belki ek görevler, bölümler ve silahlar eklenebilir. Hatta büyük ihtimalle eklenecektir de. Ama görünüş olarak, oyun daha bir detaylı olmuş. Playstation’da asla göremeyeceğiniz “Bump Mapping” efektleri, XBOX sayesinde bu oyunda hayat bulmuştu. PC versiyonunda daha da geliştiriliyor. Tabi geleceğe yönelik bir efekt olduğundan, sanırım şu andaki sistemlerde 20 FPS’nin altında çalışacak oyun.

İzlediklerim arasında ufak bir combat sahnesi ve araç kullanma sahneleri vardı. Karakterler oldukça detaylı. Poligon sayısı olarak biraz kötü gibiler ama detayları oldukça iyi. Vücut hareketleri de gerçeğe yakın. Kollar, boyun ve bacaklar birbirinden alakasız hareket ediyorlar. Bu büyük ihtimalle oyunda sorun yaratacak veya saçma görüntülere sebep olacak. Bildiğimiz Ragdoll efekti, kukla gibi ölümler anlamına geliyor. Bu oyunda da farklı olacağını sanmıyorum. Umarım yanılırım. Askerlerin kullanacağı silahlar da birbirinden güzel modellenmiş durumda. Sağlam modellenmiş karakterlerle de birleşince, oyun çok oynanası oluyor.

Çevre grafikleri olarak da oyun çok kaliteli görünmekte. izlediğim video görüntüden kesin bir karar veremedim ama oyunun motoru uçsuz bucaksız alanları çok sağlam çizebiliyor. XBOX bir yana dursun, PC bu konuda daha avantajlı durumda. RAM miktarınız ne kadar fazlaysa, ve ekran kartınız ne kadar iyiyse, görünebilir uzaklık o kadar uzun olacaktır. Çevrede gördüğüm nesneler de çok gerçekçi görünüyorlar. Etraf biraz boş gibi gerçi ama bu XBOX’da da aynıydı.

Araç fizikleri, bir oyunda gördüklerimin en sağlamı. Zıplama olayları biraz abartılmış gibi ama diğer oyunlara göre gerçek olduğu kesin. Zaten bu fizik kurallarını izleyicilerin gözüne sokmak ister gibi hep araçları biryerlerden uçurmuşlar. Uçan nesneler sadece arabalar da olmuyor. Yakınında sağlam bir patlama olan askerler de havaya fırlayabiliyor. Hatta çarptıkları yerlerden sekebiliyorlar. Birbirlerine bile çarpıyorlar ki, ardından da tamamen fizik kurallarına göre etrafa saçılıyorlar. Bunları gördüğünüz zaman anlayacaksınız.

Bir konsol oyununu PC’ye uyarlamak demek, hatta bu oyun bir aksiyon oyunuysa, daha rahat kontroller demektir. Grafiklerin iyi olması da cabası. Ama dediğim gibi, oyunun kontrollerinin çok esnek ve kolay olacağını düşünüyorum. Bu kadar hızlı bir aksiyon oyunu için, kolay kontrollerin olması şart olmalı. Yapımcıların da böyle düşündüklerini biliyorum. Umarım bu konuda hata yapmazlar. Oyundaki hız duygusu, anlık kararlar ve saniyeler süren çarpışmalar, kolay kontrollerin bir ürünü olacak.

Oyun hakkında söyleyebileceklerim bu kadar. Daha detaylı bir inceleme, artık oyun çıktığında olacak. Çünkü şu anda zaten pek birşey belli değil. Keşke bir demo olsaydı da doya doya oynasaydık. Bu oyunun demosu olursa, büyük ihtimalle zaman sınırlamalı falan olur. Neden bilmiyorum ama öyle aklıma geldi. Herneyse.. Çıkış tarihi tam olarak kesinleştiği zaman, içim biraz daha rahat edecek. Oyunun çıktığı zaman, sağlam bir PC’ye sahip olduğunuzdan emin olun :)
 

World in Conflict + Türkçe Yama Download

Çarşamba, 30 Temmuz 2008

 

Belkide dünyanın karşılaşacağı en kötü senaryolardan birini sunuyor bize Massive Entartainment. İki süper gücün mücadelesi. 1960′lardan beri süren silahlanma yarışının sonunda pes etmeyen Sovyetler önce Batı Avrupa’yı işgal eder. Ardından da Batılı müttefiklerine yardım eden Amerika’ya sert bir karşılık verir ve Seattle’a süpriz bir çıkarma yapar. Bu çıkarma uzay yarışında Amerikanın “Star Wars” projesine bir cevaptır Sovyetlere göre. Tarihi farklı bir açıdan gösteren bu olay, 1990′larda Komünizmin çökmesi ve Sovyetlerin parçalanmasına alternatif bir senaryo olarak bizlere sunulmuş. Kısaca WiC “böyle olsaydı ne olurdu” şeklinde bir senaryoya sahip. Bu komplo teorisivâri senaryoda bizim görevimiz ise Amerikan savunma ordusunun Parker isimli bir “takım” komutanının rolünü üstlenmek. Amerikanın hatta bazı bölümlerde batı avrupanın kaderi bize kalıyor. Single-Player campaign modunda oyuna Amerika ve NATO persfektifinden bakabiliyoruz. Maalesef Sovyetlerin bir campaign’i yok yalnızca multiplayer modunda Kızıl Ordu’yu kullanabiliyoruz. Massive bu gerçek zamanlı strateji oyununda Soğuk savaş döneminde yaşanan Nükleer füze korkusunu alternatif senaryosuyla ekran başında bizlere soluksuz yaşatıyor. Strateji oyunlarının temeli olan bina dikmek,kaynak toplamak yerine puan sistemli ordu indirme yöntemi oyunu farklı kılan bir özellik olmuş. RTS’ye gelen bu farklılıklar ile oyunun stratejiden çok aksiyona kaydığını dahi söyleyebiliriz.

 

 

Hem campaign modunda olsun hem de multiplayer modunda her zaman savaşın içindesiniz. Her daim bir aksiyon var öyle ki duraksamadan birlik sevkiyatı yapıyor,hava saldırısı düzenliyor,topçu ateşi açıyor yani savaşa dahil oluyorsunuz. Kısaca oyunda nefes alacak bir an dahi bulmak çok zor. Bunun nedeni klasik RTS’lerde olduğu gibi kaynak toplama ve bina dikme gibi sorumluluklarınızın olmayışı. Bunun yerine önceden belirli bir oyun puanıyla birlikleri satın alıyorsunuz. Kısa süre içinde birlikleriniz indiriliyor. Tanklar, piyadeler, personel taşıyıcılar,hava araçları ve topçu araçları seçebileceğimiz birlikler arasında. Kullanabileceğimiz birliklerden bahsetmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Oyun içindeki birimler arası denge gerçekten çok başarılı düzenlenmiş. Örneğin helikopterler, tanklara ve diğer araçlara karşı çok kuvvetliyken, piyade ve hava savunma birimlerine karşı etkisizler. Veyahut tanklar diğer araçlara karşı bir ölüm makinasına dönüşürken, piyadelere karşı çok etkili olamıyorlar. Bu durumda birlik kombinasyonlarınızın önemi artıyor. Zaten sınırlı bir kaynak puanıyla bir ordu kuruyorsunuz ve işin içine bir de doğru kombinasyonu bulmak girince bazen düşman üzerine ciddi olarak düşünmeniz gerekiyor. Bu sistemin en iyi yanı hiç tükenmeyen bir kaynağa sahip olmanız. Savaşalanındaki birimleriniz yok edildikçe puanınız tekrar size dönüyor böylece kaldığınız yerden devam edebiliyosunuz. Sınırsız kaynakla neler yapılmaz ki diye düşünüyorsanız, buna da bir denge getirilmiş. Birlik indirdikten sonra belirli bir müddet bekledikten sonra ikinci indirmeyi yapabiliyorsunuz. Size verilen görevde 30 dakikada bir kasabayı ele geçirmekse bunun ne kadar etkili olacağını düşünün.

Savaşalanında ordunun tamamı sizin emrinizde değil. Verilen emirleri yerine getirerek zafere katkıda bulunuyorsunuz ki zaten bu görevler genellikle en can alıcı görevler oluyor. Campaign modunda ekibin Amerikan savunma ordusunun bir parçası oluyorsunuz. Tüm savaş alanına hükmetmemek az birim kaybına neden oluyor ve sizde göreve göre ordunuzu gerekli birimlerden meydana getiriyorsunuz. Bu kimi zaman tanklardan kurulu güçlü bir ordu kimi zamanda piyadelerden kurulu oluyor. Sınırlı bir ordu olunca birimlerin “özel yeteneklerini” kullanmakta o derece kolay oluyor.

Örneğin personel taşıyıcıların “smoke screen” kullanmasını yada helikopterlerin havadan havaya füzelerini yönetmek az birimle verimli bir şekilde kullanılabiliyor. Kullanabileceğimiz birimlere gelirsek emrimizde hafif silahlı personel taşıyıcılardan nükleer bombalara kadar çok çeşitli saldırı birimleri mevcut. Kara birimleri tank, piyade ve destek birimlerinden oluşuyor. Piyade olarak RTS oyunlarının klasik üçlüsünü kullanabiliyoruz(sniper, anti-tank, assault). Wic’deki tanklar ise hafif, orta ve ağır olarak üç sınıfa ayrılmış. Destek birimleri hava savunma araçları, personel taşıyıcılar ve topçulardan oluşuyor. Hava birimlerine gelince, gözcü helikopterleri, taşıma helikopterleri ve orta-ağır saldırı helikopterlerini seçebiliyoruz. Tüm bu birimlerinizin herhangi bir kaynak tüketmemesinden dolayı sınırsız olarak savaşalanına birim çağırabilmeniz çok kolaylık sağlasada siz yinede vetaran olan birimlerinizi hayatta tutmaya çalışın. Öyle ki veteran birimler diğer birimler karşısında etkili vuruş gücüne sahip. Bununla birlikte oyunda çoğu birimin kendi “özel yetenekleri” , savaşın diğer bir taktiksel boyutunu oluşturuyor. Standart piyadelerin el bombası saldırısı, hafif helikopterlerin havadan havaya füzeleri, ağır helikopterlerin havadan karaya füzeleri yada ağır topçuların smoke screen saldırısı bunlardan birkaçı. Bu özel yetenekler’in bir kısmı saldırı ağırlıklı olsada savunmaya yönelik yeteneğe sahip birimlerde bulunuyor. Örneğin piyadelerin koşma özelliği ve helikopterlerin attıkları işaret fişekleri.

Wic’de standart RTS oyunlardan farklı olarak bina dikmek ve kaynak toplamak sorumluluklarımızın olmadığını söylemiştim. Birimleri size verilen puanla savaş meydanına çağırıyor sonra birim kaybettikçe size dönen puanlarınızla farklı birimler çağırıyoruz. Her birimin seviyesine göre bir puanı var ve doğru seçimlerle ordu kurmak sizin elinizde. Bu puan sisteminden ayrı olarak bir puan sistemide “taktiksel saldırı desteği” seçeneğinde kullanılıyor. C&C:Generals oyunundan hatırlayacağımız bu sistemde komutan olduğunuzu gerçek manada hissediyorsunuz. Siz sadece koordinatları veriyorsunuz ve saldırı gerçekleşiyor.Bu taktiksel destek kullanımı yine puan sistemi ile düzenlenmiş. Düşman birimlerini öldürerek puan kazanıyorsunuz ve doğal olarak her saldırının belirli puanı var. Taktiksel destek, Wic’in can alıcı noktalarından birisi ve savaşın seyrini değiştirecek etkiye sahip.Multiplayer bir oyunda kullandığınız az birimin bir nükleer füze yada hava saldırısıyla yok edilmesiyle kendinizi toparlamanız çok zor olabiliyor. Bu saldırı seçeneği C&C’den çok daha fazla seçeneklere sahip öyle ki üç ayrı katogoride 20 den fazla saldırı yapabiliyorsunuz. Bunların arasında carpet bombing, air strike, napalm strike , airborne reinforcements , chemical warfare, artilery barrages ve çok daha fazlası var. İçlerinden bir tanesi var ki hem görsel olarak hemde savaşı kazanmaya yardım açısından en etkili saldırı: Tactical Nuke, sadece düşman birimlerine değil aynı zamanda çevreyede(ağaçlara,binalara) zarar veriyor ve askerlerin siper alabileceği bir krater oluşturuyor.

 

 

Wic, daha çok multiplayer bir oyun havasında tasarlanmış gibi görünüyor. Campaign modu yukarıda bahsettiğim konu çerçevesinde geçiyor. Fakat multiplayer modu beni campaign modundan çok daha fazla havaya soktu diyebilirim. Sanırım Wic için şunu söyleyebiliriz “Singleplayer modu ile sıcak savaşı hissedecek,multiplayer modunda ise savaşı adeta yaşayacaksınız”. Multiplayer modunda farklı seçenekler sunulmuş. İsterseniz Player vs Player şeklinde LAN oyunu oynayabilirsiniz yada Player(s) vs Bots seçeneğiyle en fazla 15 bot ekleyerek kendi oyununuzu olşuturabilirsiniz. Advanced modunda bot sınıflarını kendiniz seçebilirsiniz(2 destek birimi,3 tank birimi,1 piyade birimi şeklinde). Savaşa girdiğinizde Bot’ların oyunun seyrini değiştirecek ataklar yaptığını görüyorsunuz ve aynı zamanda sizin verdiğiniz emirleri de yerine getirmeye çalışıyorlar. Çoğu kez yapay zeka azımsanmayacak derecede başarılı bir oyun çıkarıyor. Multiplayer modu her seçenekte en fazla 16 oyuncuyu destekliyor ve bu modun 3 farklı oyun seçeneği bulunuyor.Bunlar Assault,Tug of War ve Domination.

Wic’de oyun alanı çok geniş tutulmuş ve Total War oyunlarını andırıyor. Oyuna geniş bir açıdan bakarak ordumuz üzerindeki hakimiyetimizi arttırıyoruz. Standart RTS’lerin aksine Wic’teki tek yardımcımız faremiz değil. Geniş bir savaş alanında dolaşırken en az faremiz kadar klavyemizide kullanıyoruz. Kamera kontrolleri zaten büyük olan savaşalanında gezinirken en büyük yardımcımız. Diğer RTS lerden farklı olarak çok geniş bir görüş alanımız var ve kamera 360 derece dönebiliyor. Klasik WASD tuşlarını haritada gezinirken kullanıyoruz ve faremizin orta tuşuyla kameramızın derinlik ayarını yapıyor ve aynı zamanda kameramızı 360 derece döndürerek kendimize çok geniş bir bakış açısı sağlıyoruz. İstediğimiz anda asker ve araçlarımızın çok yakınına kadar yaklaşıp 3.açıdan bir FPS oynuyor gibi hissedebiliyoruz.

Kameradan bahsettikten sonra görsel öğeler ve dinamik efektlerden bahsetmek istiyorum. Wic deki patlama görüntüleri COH’u saymazsak en iyi efektler diyebiliriz. Yalnız oyunu çok iyi bir sistemle oynamak gerekiyor. Zaten oyunun tek eksisi çok fazla sistem istemesi ve düşük sistemli oyunculara neredeyse hiçbirşey verememesi. Düşük bir sistemle, oyunun en önemli özelliği olan dinamik grafikleri kaçırdığınız için oyundan lezzet almanız çok zorlaşıyor. DirectX 10 desteği Wic’i ön plana çıkaran bir özellik. DX 10 ile görsel öğeler özelliklede patlama efektleri çok düzeye çıkıyor. Tabii ki DX 9 ile oyuncular çok şey kaçırmıyorlar ancak az önce belirttiğim gibi güçlü bir sistem oyundan keyif almak için şart. Wic sadece grafik olarak kendini ön plana çıkarmıyor. Massive sadece görsel öğelere değil, sesler ile de aynı özenle ilgilenmiş. Her aracın sesi ayrı ayrı düzenlenmiş. Telsiz konuşmaları da aynı incelikle hazırlanmış.

Wic geçen yılın sonlarına doğru, oyun dünyasının en hareketli zamanlarından birinde çıkmıştı. 2007 yılının sonlarında çıkan World in Conflict’in Call of Duty 4, Crysis gibi oyunların gölgesinde kalması bekleniyordu. Ama beklenin aksine, 2006 yılının sonunda çıkan Company of Heroes gibi Wic de beklenenden daha fazla ilgi ve takdir gördü. Belki yılın oyunu olamadı ama rakibi Supreme Commander’ı geride bıraktı diyebiliriz. Aslında Wic’in bu başarısına çok şaşırmamak gerek. Massive Entartainment Ground Control serisiyle işinde başarılı olduğunu kanıtlamıştı ve uzun süren sessizliğin ardından Wic ile başarısını perçinledi.

 

 

Bir strateji oyuncusu olarak Wic’in atmosferini yani oyuncuya yaşattığı savaş heyacanını COH kadar başarılı bulmasamda Wic denenmesi gereken çok başarılı bir RTS. Savaşalanını çok geniş açılardan görebilmek, mükemmele yakın dinamik efektler, 3. Dünya savaşını ekran başında yaşamak , bir FPS kadar hızlı gelişen oyun yapısı ve sıkmayan senaryosu Wic oynamak için yeterli sebepler. Sovyetler ile oynarken Red Alert, savaşalanında rahat hareket ederken Total War, taktiksel yardımları kullanırken C&C:Generals, bina kurmadan yaptığımız hızlı saldırılarla COD:4 :) bunların hepsi için sadece Wic oynamak yeter. World in Conflict kesinlikle oynanması gereken bir yapım.

 

BioShock + Türkçe Yama Download

Çarşamba, 30 Temmuz 2008

Daha bundan birkaç sene önce öncesine kadar bir oyun türünü yeniden tanımlamak ya da öyle görünmek için güzel grafikler kadar iyi bir pelerin düşünülemezdi. Yeni nesil teknolojilerin yarattığı bu yapay gündem her ne kadar bazı yan etkilerini hala korumaktaysa da neyse ki çok uzun süre yaşamadı. İyi bir oyun tanımı, güzel grafikler, ses efektleri, iyi bir yapay zekâ ve oynanış gibi teknik detaylarla çerçevelenmemelidir. Bunlar bütünün bir parçası olmakla birlikte tek başlarına “tamamlayıcı” olmaktan öte gidemezler. Bilinçli bir oyuncunun gündeminde bu yüzden bunlardan çok daha fazlası vardır, ancak onun ilgilendiği şey bunların teker teker ne ifade ettikleri değil, bunların nasıl harmanlandığıdır. Onlar için oyun deneyimi esastır. Beklentileri, oynarken neler hissettikleri ve bitirdiklerinde o oyunun adını yıllar sonra bile duyduklarında akıllarında kalan ufak enstantanelerin ifade ettikleri şeylerdir. Bir oyun, oyuncuda iz bıraktığı ölçüde var olur.

Bu sözlerle Bioshock’u incelemeye başlarken, bu kez hiçbir şekilde teknik detayların üzerinde zaman kaybetmeye niyetim olmadığını belirtmek istiyorum. Hakkında olağanüstü, güzel ve süslü beğeni cümleleri kurulan ve türündeki ana akımdaki değişimin bir başlangıç noktası olarak görülen Bioshock’un kalbinde yatan asıl etmen teknik niteliklerinden öte çok daha basit bir şey üzerine kurulu: “seçebilmek.” Bioshock tamamen seçmek üzerine kurulu bir oyun. Yaptığınız seçimler oyun içerisinde ilerledikçe kendinize has bir oynayış stili geliştirmenizi sağlarken, yeri geldiğinde oyununun sonucunu doğrudan etkileyen bir hal de alabiliyor.

Bioshock bir uçak kazasının ardından su üzerinde yanan uçak kalıntıları arasında gözünüzü açmanızla başlıyor. Alevlerin ortasında hayal meyal görebildiğiniz kara parçasına can havliyle yüzerek maceramızın başladığı yer olan Rapture’un girişine ulaşıyoruz. Rapture 1940’ların II. Dünya savaşının yılgınlığı ve umutsuzluğunun ortaya çıkardığı bir ütopya. Tamamen su altına inşa edilmiş bu şehir savaşın karanlık dünyasından kaçan aydın insanlarca doldurulmuş; bilim adamları, mühendisler ve daha niceleri… Ancak aşağıya indiğinizde karşılaştığınız şey sizi pek de hoşnut etmeyecek. Aslında oyuna girdiğiniz andan itibaren neden burada olduğunuzu oyunun büyük bir kısmında net olarak bilmemeniz, oynarken bu konuda yoğun bir şekilde beyin fırtınası yapmanızı ve hayal gücünüzü zorlamanızı sağlıyor. Hikâye’nin bu yapısı hem oynarken hem de oyunu tamamladıktan sonra akıllarda tartışılması gereken birçok soru işareti bırakması için akıllıca oluşturulmuş.

 

 
Siz bu sorular kafanızda Rapture’un derinliklerine doğru ilerlerken insanların suyun üzerinde bıraktığını sandığı hırs, kin gibi duyguların bu ütopyayı da yerle bir ettiğini görüyorsunuz. Her ütopyanın varmak istediği mükemmelliğe giden yolda Rapture’un insanları da karşı konulmaz hırsların esiri olmuş, bazı biyolojik değişimler geçirerek benliklerini kaybetmişlerdir. Bir zamanlar umudun denizaltı şehri artık her bir köşesinde bir anı barındıran, zaman zaman gördüğünüz halüsinasyonlar, ücra köşelerde gördüğünüz hayaletlerle dolu bir yalnızlık mevsimine bürünmüştür âdeta.
Oyuna girdiğiniz ilk andan itibaren o anki duygularınızla Rapture’da hayranlık veren atmosferin büyüsüne kapılıp, kafanızdaki soru işaretlerine cevap arayacaksınız. Zaman zaman amaçsızca dolaştığınız izlenimine kapılsanız da atmosfer size biraz ötede aradığınız cevapları bulacağınız konusunda tuhaf bir güven duygusu veriyor. Gezdiğiniz koridorlar, alanlar, eşyalar, duvarlardaki posterler, neon’lar ve terk edilmişlik sizi bambaşka duygular içerisine sokuyor. Suyun belki de yüzlerce metreler altında olduğunuzu hissettiren panoramik camlar, yerdeki su birikintileri ve su geçişlerinde yüzünüzü tatlıca ıslatan ekranınızda damlacıklar bırakan su, Rapture’un koridorlarına hakim nemi oturma odanıza taşıyor. Sıcak bir günde serin bir esinti gibisi yok. Atmosfer sadece oynayanı değil yanınızda izleyerek size eşlik eden arkadaşlarınızı hatta oradan geçmekte olan annenizin bile ilgisini çekip “Nasıl bir şey bu?” dedirtecek bir yapıya sahip.

Rapture dünyasının temelinde Adam adında bir madde bulunuyor. Bu madde siz ve etrafınızdakilerin genetik güçler sağlıyor. Adam, Plasmid denilen ve sol elimizle kullandığımız özellikleri bize kazandırıyor. Bunları iki yönlü olarak değerlendirmek mümkün. Silah olarak kullandığınız, elektrik şoku, ateş, dondurma gibi özellikleri aktif olarak kullanırken, gizlilik, saldırı gücü, silahlara ilişkin olanlar ise özellikleri ise doğrudan kullanmamakla birlikte size belirli avantajlar sağlıyor. Oyunda kullandığınız Plasmid’lerin tümünü aynı anda kullanamıyor olmanız nedeniyle bölüme ya da o anki hedefinize göre özel plasmid’leri seçmek üzere slot makinelerine başvuruyoruz. Bu makinelerde daha önce topladığımız plasmid’ler arasında seçim yaparak kullanılabilir hale getiriyoruz. Yine karakterinizi geliştirdikçe genişleme slotlarıyla aynı anda daha çok plasmid taşıyabiliyoruz. Bu konuda kullanabileceğiniz seçeneklerin bolluğu her oyuncuya kendine has bir stil ve strateji oluşturup oynayabilmesini sağlıyor. Aynı zamanda uyguladığınız strateji her zaman işe yaramayabilir ve bazı dezavantajlar da yaratabilir. Örneğin dondurarak, tuz buz ettiğiniz düşmanınızın üzerini haliyle arayamıyor ve yararlanamıyorsunuz.

Oyun boyunca size oldukça zengin bir ateş gücü sağlanıyor, Altıpatlardan, pompalı tüfeğe kadar uzanan seçenekler kimyasal silahlardan, roket atarlara kadar uzanan geniş bir yelpazede sunuluyor. Her silahın kendine özel olumlu ve olumsuz yönleri bulunuyor. Ayrıca silahların çeşitli silah upgrade slot makinelerinde geliştirilebiliyor.

 

 

Rapture dünyasının oyuncuya sunduğu deneyimin ardında sunduğu sonsuz seçenekler ana unsuru oluşturuyor. Daha oyunun başından itibaren tercihlerinizi hem oynayışa hem de hikâyeye yansıtabiliyorsunuz. Hedef alma konusuna hakim bir oyuncu korkusuzca ana düşman türümüz olan Splicer’lara saldırmayı tercih edebilir ancak dikkatli bir oyuncu çevresindekilerin avantajını kullanarak çok daha yaratıcı çözümler yaratabiliyor. Su içindeki düşmanlarınızın tümüne elektrik şokuna uğratmak, sinsi bir saldırıyla düşmanınıza zarar vermek, ya da onları dondurup küçük buz tanelerine ayırmak… bunlar tercih edebileceklerinizden sadece birkaçı. Oyun boyunca karşınıza çıkan düşmanları özel saldırı düzeneklerini güvenlik kameralarını kendi lehinize kullanıp bir bölüm içerisinde ortaya çıkan düşmanlarınıza zor anlar yaşatabilirsiniz. Oyuncuya verilen müthiş kontrol hissi ve özelleştirilebilirlik hikâyeden bir an bile kopmamanızı sağlıyor.

İyi oyunlar her zaman içerisinde unutamayacağınız sahne ya da sahneler içerir. Bioshock içerisinde unutmayacağınız birçok enstantane içeriyor. Özellikle ilk kez “Little Sister” ve koruyucu melekleri dev “Big Daddy” ler ile karşılaşmanız uzun süre aklınızda yer edecek şekilde sunuluyor. Koridorlarda ilerlerken derinden gelen ve gittikçe yaklaşan ayak sesleri oturma odanızı sallıyor ve göz göze geldiğiniz o an korku tüm vücudunuzu sarıyor ve elinizde ne kadar silah varsa ondan kurtulmak için ateş etmeye çalışıyorsunuz. Ancak daha sonradan namı değer “koca babacık”ların aslen “küçük kızkardeş”leri korumak amacıyla dolaştıklarını ve kendilerine saldırılmadan size zarar vermediklerini anlıyorsunuz. Bu dev yaratıkların korkunç cüsseleri ve silahlarına rağmen Little Sister’ları duvardaki küçük hava boşluklarından yere inmelerine yardımcı olurken gösterdiği özeni hayretler içinde izliyor ve zamanla saygı duyuyorsunuz. Her bölümde belli sayıda bulunan Big Daddy’lerin korudukları küçük kızlar oyun içerisindeki başlıca Adam kaynakları ancak bu küçük kız kardeşleri kurtarmanız için öncelikle Big Daddy’leri aşmanız gerekiyor. Her biri değişik silah ve özelliklerle donatılmış olan bu yaratıklar için öncelikle dolaştıkları çevrede çok iyi bir gözlem yapmalı, kaçış alanlarınız ve savunma amaçlı kullanacağınız noktaları belirleyip, gerekli sağlık ve plasmid paketlerini hazır bulundurarak iyi bir strateji üretmelisiniz. Ayrıca unutmamanız gereken bir diğer nokta ise bazen küçük kız kardeşlerin big daddy’lerden ayrılarak havalandırma deliklerinde dolaşmaları. Eğer Big Daddy küçük kız kardeşle birlikte değilse, saldırsanız dahi küçük kız kardeşi bulamayacağınızdan kurtarmanız mümkün olmayacak ve öldürdüğünüz Big Daddy yerine yenisi gelecektir.

Bunu başardığınızda küçük kız kardeşlerle ilgili yine tercihlerin oyunu Bioshock’da önemli bir seçim yapmak zorunda olacaksınız. Size “harvest” ve “save” adında iki seçenek sunulacak. İlk seçenek o an için daha fazla Adam enerjisi sunmasına rağmen küçük kızın ölümüyle sonuçlanıyor. İkinci seçenek ise küçük kızın içindeki şeytandan kurtulmasını ve serbest kalmasını sağlıyor ve belli aralıklarda (3) size değerli hediyeler sunuyor. Ancak dikkat, bu tercihin etkileri sadece kısa bir zaman diliminde değil, hikayenin sebep-sonuç ilişkisini de, dolayısıyla sonucuna da etki ediyor.
Hikaye çizgisel yapısına rağmen yaptığınız seçimler öyle farklı sonuçlar ortaya çıkarıyor ki bundan şikayet etmenize gerek kalmıyor. İki farklı oyuncu oyunun ileriki noktalarında bir şekilde buluşabilselerdi arada oluşan farkların belirginliği ve karakterlerin farklılıkları hemen göze çarpardı. Standart bir oyuncu için en azından 20 saati aşkın bir oyun deneyimi sunan oyun hızınıza ve bölümleri ne kadar araştırdığınıza bağlı olarak artabilir ya da azalabilir. Uzun bölüm tasarımları geniş haritalarla ve görevlerle derinleştiriliyor. Bazı görevlerde aynı noktalara geri dönmeniz gerekse de Splicer’ların sürekli etrafta olması sizi tetikte tutuyor. Oyunda görevler standart keşif, çıkışa ulaşmayla sınırlı değil. Örneğin karakterinizi geliştirmek ve düşmanlarınızı daha iyi tanımak için fotoğraflarını çekmeniz ya da bir maddeyi elde edebilmek için gerekli malzemeleri toplamanız gibi birçok farklı görev oyundan çabucak sıkılmanızı engelliyor.
Özellikle kalabalık olduklarında oldukça tehlikeli olan Splicer’ların bölümler ilerledikçe daha güçlü türleriyle karşılaşıyorsunuz. Yapay zekanın oyuncudan bağımsız olarak da çevresel etkileşime girebilmesi atmosferi olumlu yönde etkiliyor. Örneğin küçük kız kardeşi rahatsız eden bir Splicer’ Big Daddy’nin hışmına uğrarken, Splicer’lar zaman zaman kendi kendilerine kavga edebiliyor ya da siz onları bu yönde etkileyebiliyorsunuz. Splicer’lar farklı saldırı biçimleri ve silahlarıyla özellikle kalabalık olduklarında oldukça zorlayıcı olabiliyorlar. Bazı birimler güçlü silahlarına, bazıları ise hızına güveniyor. Big Daddy’ler ise hantal görünümlerine rağmen şaşırtıcı derecede baş belası olabiliyor. Oyundaki yapay zekanın Rapture atmosferini yansıtmada sağladığı destek yadsınamaz.

 

 

Oyundaki kullanılan pastel kamera filtreleriyle oluşturulan 40’ların ambiyansı olağanüstü görsel efektler eşliğinde bir ziyafete dönüşüyor. Daha önce bahsettiğimiz su efektleri, alevler, ürpertici gölge oyunları, pus ve toz çarpıcı bir bütün haline oyuncunun ekranına yansıyor. Ses efektleri ise türünde pek nadir rastlanan kalitede, derinlerden gelen ayak sesleri, arkanızda birden beliren düşmanın çığlığı oyuncuyu zaman zaman yerinden hoplatıyor.

Bioshock beklentileri boşa çıkarmadan ortaya koyduğu olağanüstü deneyimle yılın kuşkusuz en çok konuşulacak oyunlarından biri. Yıllarca akıllardan çıkmayacak sahneleri ve sunduğu deneyimle, günümüz oyun anlayışının iyi yanlarının tümünün toplanarak yepyeni bir sentezde birleştiği bu oyun türünün geleceğine ışık tutacak potansiyele sahip. Grafikleri sesleri ya da diğer teknik detayları unutun, onlar o kadar iyiler ki özel ilgiye muhtaç değiller. Bir bütün olarak baktığımızda Bioshock’un bir başyapıt olmadığını iddia etmek gerçekten harcanan emeğe haksızlık etmek olurdu. Her oyuncunun arşivinde yer alması gereken eşi benzeri olmayan bir yapım Bioshock.


Sesli Chat Sesli Sohbet sohbet odaları sikistr.com Oyun Sohbet komik sikiş mirc sohbet chat MyTechSis Otomobil Ödüllü Seo Yarışması Sohbet Chat mırc mirc chat kelebek Sohbet Oturma grupları sohbet kanalı sohbet Chat sohbetchat Dizi izle - chat - chat - Sohbet odaları - Oyun oyna - - sohbet odaları - msn indir msn nick beda