‘Pc Oyunları’ Kategorisi için Arşiv
RACE 07 Türkçe
Pazar, 03 Ağustos 2008Call of Duty (En iyi savaş oyunlarından birisi)
Pazar, 03 Ağustos 2008Need for Speed Carbon Türkçe Yama
Pazar, 03 Ağustos 2008Need for Speed’i nasıl bilirdiniz? Hızlı? Öfkeli? Eğlenceli? Underground serisiyle başlayan tuning modası Carbon’da da olağanca hızıyla devam ediyor. Artık sadece onu oynayanlar için değil pek çok kişi için bilindik, duyulduk bir isim Need for Speed. 10 yılı aşkın bir zamandır hemen her sene yeniden merhaba dediğimiz bu efsanenin şimdilik son perdesi bakalım ondan beklentilerimizi karşılayacak mı?
Daha hızlı, daha öfkeli
Vaktiyle o senenin en çok satan oyunu olmayı başaran Underground’un ardından yapımcı EA nereden güzel ekmek çıkartabileceğini gördü ve serininin devam oyunlarını o kulvarda koşturmaya karar verdi. Carbon’a adını veren etrafındaki Carbon Kanyon’uyla çevrili Palmont şehrinde yer alan oyun kırktan fazla açılabilir lisanslı araç, kariyer modu, yüzlerce araç modifikasyon varyasyonları, onlarca araç etiketi, grup yardımlaşması ve bu incelemede tanık olacağınız irili ufaklı pek çok yenilikle seriyi bir sonraki adıma taşıyor.
Reklam kokan hareketler
En sonda söyleyeceğimi kendimi tutamayarak en başta sölüyorum ki Carbon o hayalini kurduğum serinin bütün iyi yanlarını aynı oyunda toplayan rüya oyunum değil. Ama yine söylüyor hatta iddia ediyorum ki Carbon’u oynarken başından kalkamayacaksınız. NFS çizgisini bozdu, özünden koptu gibi yorumlar yapacak çok insan olacaktır ama çıkmış bütün NFS’ler içinde en çok eğlenerek oynadığım oyun Carbon oldu.
Alırım anahtarını
Şimdi gelelim esas konumuza. Önce kötü haberleri sonra iyi haberleri vermek istiyorum. Pek çoğunuzun yıllardır özlem duyduğu replay modu yine ortalarda yok. Bir NFS fanı olarak üşenmedim bu konuyla ilgili çok detaylı bir e-postayı NFS’yi yapan ekipte olan bir arkadaşıma gönderdim ve gayet açıklayıcı bir cevap aldım. Durum şuydu; mevcut oyun yapısında catch-up (ketçap) denilen, bir yarışçıyla aramızdaki mesafe fazlalaştığında duruma göre onu yavaşlatan veya hızlandıran bir sistem yüzünden replay’de bir aracı saatte 600km/h ile “warp” ederken görmenin hoş olmayacağı idi. Bende bu olayın üzerine gittim ve iyicene didikledim ne menem bir şey bu catch-up diye. Söyleyeyim; tek kelime ile rezalette son perde. Örneğin bir aracı duvara çarptırdık veya bir kamyonun altına soktuk, kahkahalar eşliğinde tam gaz yolumuza devam ediyoruz fakat o da nesi? On saniye önce yolda ters dönmüş olarak bıraktığımız zavallı rakibimiz nitrosunu açmış faziyette tam gaz arkadan yaklaşmakta. Bu olay oyun boyunca benim canımı çok sıktı. Madem can sıkan olaylardan başladık oradan anlatmaya buyrun devam edelim. Örneğin trafik; Carbon’daki trafik maaşallah İstanbul trafiğini hiç aratmıyor sevgili okurlar. Tam yarım saniye sonra olacağınız noktada spawn olan araçlar mı dersiniz, trafiğe kapalı bir kestirme yolda ters yönden gelenler mi dersiniz, şeridin orta yerinde durup sizin geldiğiniz yöne doğru “U” dönüşü yapanlar mı dersiniz, tam evlere şenlik. Bir süre sonra “tüm dünyaya karşı ben” sendromu başlıyor ki saç baş yolduğum oldu. Bununla kalsa yine iyi. Oyunun son yüzde otuzluk kısmında her yarışta illaki bir yarışçı dengesiz derecede hızlı ve hatasız gidiyor. Zaten radara bakıp diğer yarışçı sürüsünden çok daha önde olmasından anlaşılıyor bu. Bu hile hurdacı yapay zekalı arkadaşları ilk kalkışta hemen sağ ya da soldaki boş şeride kaçıp nitroyu köklemesinden tanıyabilirsiniz.
Doğan görünümlü Şahin
Aslında az önce anlattığım şeylerin hiçbiri şu an anlatacağım kadar üzmemişti beni. Carbon’un grafikleri genel bağlamda maalesef önceli Most Wanted’dan daha kötü. Zaten bütün yarışları gece ve yağmur eşliğinde yaptığımızdan içimiz biraz kararıyor ama keşke şehir en az Most Wanted kadar canlı tasarlansaydı. Yol kaplamaları için de iç açıcı konuşamayacağım. Çok yüksek çözünürlükte oynamadığınız, anisotropic filtrelemeyi açmadığınız, shader ayarını high’a almadığınız sürece yollar maalesef asfalta değil süngere benziyor. Çevre modellemeleri ve kaplamaları deseniz yine Most Wanted’dan daha kötü. NFS makinemi zorlamaz ayarları kökleyeyim diye düşünüyorsanız da Most Wanted’ı su gibi akıcı oynatan PC’niz Carbon’da çok fena çuvallayabilir. Garip olan bir şey de Visual Treatment ayarını high’dan low’a aldığımda tüm renklerin daha sıcak, daha doygun olduğu yani daha iyi gözüktüğüydü. EA nasılsa satacak diye oyunu optimize etmeye kesinlikle uğraşmamış. Bir başka karın ağrısı ise motion blur özelliği. Daha siz gaza basarken bütün dünya bir anda çorba olup her şey sanki bir rüya havasına bürünüyor. Carbon’da blur’la iki kat erken, dört kat fazla bir alakamız oluyor ki ben epilepsi hastası olmadan kapattım bu özelliği. Blur’u bu kadar çok açmalarının sebebi acaba çevrenin vasat görüntüsünü saklamak için mi diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü çevre bulanıklaşırken arabalarımızda bir bulanma söz konusu değil.
YU-MA-TU
Konu tuning, yarış, arabalar olunca sesler ve müziklerden bahsetmemek olmaz. Carbon’daki yarış esnasındaki müzikler genelde yarışın havasıyla oldukça uyumlu ancak oyunun sahip olduğu lisanslı parçalar nedense adam gibi kullanılmamış. Bu açıdan öncellerine göre sınıfta kaldığını söyleyebilirim. Motor sesleri her zaman olduğu gibi muhteşem olmuş. Yaptığınız motor modifikasyonuna göre bile değişiyorlar. Yalnız dikkatimi çeken bir durum; örneğin polisler bizi kovalarken bazı radyo konuşmaları Most Wanted’dakiyle bire bir aynı. Resmen kopyala/yapıştır yapılmışlar. Diğer çeşitli ses efektleri için de aynı şey söz konusu.
Bu kadar yerdik, yerden yere vurduk, sizi oyundan soğuttuk. Şimdi günah çıkartıp NFS’nin hakkını verme zamanı geldi.
Arabanın hakkı
NFS serisi asla bir simülasyon olmadı. Güzel arabalarla yarıştığımız, arcade tarzında eğlenceli bir yarış oyunu olarak çizgisini sürdürdü. Serinin son oyunlarına konu olan tuning temasına ek olarak iki farklı tarzı daha aynı potada eritiyoruz bu kez. Hepimizin daha önceki oyunlardan tanıdığımız klasik egzotik arabalar ve seriye ilk kez giriş yapan muscle car dediğimiz salt beygir gücüne dayalı Amerikan arabaları. Quick race, challenge, çevrim içi oyun gibi bildiğimiz modlara ek olarak kariyer modu da Carbon’da tam gaz devam etmekte. Kariyer modunda hikaye Most Wanted’da kaldığımız yerden devam ediyor ve eski dost Cross yine peşimizde. Kariyer modundaki sinematik anlatım bu kez daha derin sayılabilecek bir konu ile ve dijitize ara demolarla devam etmekte. Ancak ben bu oyundaki hatun karakteri nedense sevemedim ve beğenmedim; Emrah kaşlarından olsa gerek. Kariyer moduna başlamamızla üç araç türünden biriyle oyuna başlıyoruz. Tuner, Exotic ve Muscle. Bunlar hakkında çok kısa bilgi vermek gerekirse Tuner arabalar keskin virajları iyi dönebilen ancak en yüksek hızları diğerlerine göre düşük olan, Underground serilerinden bildiğimiz, sevdiğimiz arabalar. Egzotik araçlarımız ise yine Underground serilerinden önce NFS’nin bütün oyunlarına tema olan araba türleri. Bu araçlar için Tuner ile Muscle arasında dengeli sınıf diyebiliriz. Muscle’lar ise salt hızlanma üzerine kurgulu arabalar. En yüksek hızları ve ivmelenmeleri inanılmaz ancak ilk keskin virajda duvara yapışabilme ihtimalleri oldukça yüksek. Arabalar türlere ayrıldığı gibi tier 1, 2 ve 3 diye sınıflara da ayrılıyor. Tier 2 arabalar ilk sınıftan sonra oldukça hızlı gelecekken upgrade’leri yapılmış Tier 3 arabalar resmen uçuyorlar. Oyunun sonlarına doğru favori arabam Lamborghini Gallardo ile kadranımda gördüğüm en yüksek hız 421km/h idi ve oyun hız duygusunu yaşatmak konusunda bugüne kadarki en başarılı NFS. Sürüş dinamikleri de Most Wanted’dan bu yana hayli gelişmiş. Özellikle yüksek hızlarda arabanızın verdiği tepkiler arcade bir oyun olmasına rağmen inandırıcı olmuş. Tabii aynı şeyi çarpışmalar için söylemek mümkün değil. Hasarın mevcut olmadığı oyunda; sadece ayarlardan açtığımız takdirde boyamızın çizilmesi durumu var. Keşke görsel hasar olmasa bile fiziksel hasar olsaydı da 300km/h ile duvarda soyut resim olduktan sonra aynen yolumuza devam edemeseydik. Bir de rakip araçların arabaları sanki en az on ton. Arkadan veya yandan vurarak yoldan çıkarmanız çok zor. Hatta polis ciplerini yerinden oynatmaktan bile zor.
Konuya dönecek olursak, kariyer moduna başlamanızla beraber fark edeceksiniz ki şehir de parsellere ayrılmış ve her bir bölgeyi başka bir grup kontrol ediyor. Sizin de amacınız kendi grubunuzu kurup yavaş yavaş bütün şehri ele geçirmek. Daha oyunun başında bu grup olayını anlatan güzel bir tutorial’la karşılaşıyoruz ve burada grubumuzdaki elemanların yani wingman’lerin özelliklerini tanıyoruz. Grubumuza en fazla üç kişi alabiliyorken yarış esnasında sadece bir kişiden faydalanabiliyoruz. Kariyer modunda ilerledikçe grubumuza katmak için yeni kişilerle tanışabiliyoruz. Wingman’ler blocker, drafter ve scout olarak üçe ayrılan genel yeteneklere sahipler. Blocker’lar hedeflediğiniz rakibi durdurmaya çalışırken drafter’lar ise sizi arkasına alıp oluşan hava boşluğu sayesinde daha hızlı gitmenize yardımcı oluyor. En sevdiğim scout’lar ise önünüzden gidip kestirmeleri gösteriyorlar. Scoutları sevmemin nedeni size kestirmeleri göstermek için illaki önünüzden gidiyorlar ve eğer sizin wingman’iniz yarışı birinci bitirirse siz de yarışı kazanmış sayılıyorsunuz. Scout’da sürekli önden gittiği için oynadığım kariyer modu boyunca wingman’lerim benden çok yarış kazanmıştır. Zaten catch-up sistemi nedeniyle kendi wingman’imi geçemediğim de çok oldu. Wingman’ler ile ilgili başka güzel bir detay ise telsiz konuşmaları. Sadece yaptıklarıyla değil söyledikleriyle de oldukça yardımcı oluyorlar. Örneğin “sağından hızla geliyor önünü kes” veya “soldaki kestirmeyi kaçırma” gibi şeyler hem çok faydalı olmuş hem de yarışları sıkıcı olmaktan bir nebze kurtarmış. Şehrin her bölgesinde üçer yarış var ve bunların ikisini kazanmanızla o bölge sizin kontrolünüze geçiyor. Zamanla aldığınız bölgelere sizin alırken yaptığınız gibi karşı meydan okumalar olabiliyor, bu durumlarda yarışı kaybederseniz veya katılmazsanız o noktanın kontrolünü kaybediyorsunuz. Şehrin dört büyük bölgesini farklı araç türlerine sahip gruplar kontrol ediyor ve bu bölgelerin tamamını ele geçirdiğimizde o bölgenin boss’uyla kapışıyoruz.
Hızlı yaşa, genç öl
Yarışlara değincek olursak eski dostlar olan zamana karşı Check-Point, anlık hızlarımızı ölçen Speed-Trap, klasik Lap Circuit, Drift ve Sprint’in yanında en sevdiğim Drag’i görememek beni hayal kırıklığına uğrattı. Ama elime tutuşturulan yeni oyuncaklar bütün sıkıntımı hemen unutturdu; kanyon yarışları. Drift ve Lap Circuit şeklinde dağdan aşağı, dar virajlar ve uçurumlarla dolu bu yarışlar inanılmaz eğlenceli olmuş. Hele boss’larla yaptığımız bir kanyon kapışması var ki tadından yenmez. Boss’ları sokakta alt ettikten sonra kanyona yarışmaya çıkıyoruz. Önce o önde, siz onu kaybetmemeye hatta geçmeye çalışıyorsunuz sonra da o sizi. Tabii uçurumdan aşağı düşüp yarışı kaybetmek de var. Oyunun sonlarına doğru arabalar hızlandıkça bu düşüşlere çok aşina olacaksınız.
Kariyer modunda kullanabileceğiniz 30′dan fazla lisanslı araç bulunmakta. Nissan Skyline, Subaru Impreza WRX, Toyota Supra gibi Japon spor arabalarından, Lotus Elise, çeşitli Porcshe ve Lamborghini’ler gibi egzotik arabalara ve hatta Shelby GT 500, Chevy Camaro SS gibi klasik muscle arabalar, hepsi elinizin altında. Kullanırken en çok ustalık isteyen grup ise Tier 3 egzotik araçlar. Kariyer modunda araçları yarış kazanarak açtığımız gibi yendiğimiz boss’lardan da alabiliyoruz.
Underground’la başlayan modifikasyon çılgınlığı Carbon’la tavana vurmuş. Aşina olduğunuz modifikasyonlara ek olarak Auto Sculpting adı verilen her parçayı zevkinize göre modifiye etmenize olanak veren bir seçenek eklenmiş ve inanılmaz güzel oturmuş. Saatlerinizi (saatlerim? vizeler?) oturup arabalarınızı tek tek modifiye etmeye harcayabilirsiniz.
Aynasızlar
Most Wanted’da çok önemli bir yere sahip olan polisler bu kez biraz arka plana itilmişler. Sırf eğlenmek için yapmıyorsanız oyun sizi polislerle dalaşmaya yönlendirmiyor, hatta kariyer modunu bitirene kadar polislerle kovalamaca oynama sayım bir elimin parmaklarını geçmez. Oysaki polis teması hikayede oldukça aktif bir rol oynayabilirdi. Bir de artık şehir içinde bir noktadan diğerine gitmek için araba sürmemize gerek yok. Haritayı açıp istediğimiz yere basarak bir yarışa katılmak veya garaja gitmek mümkün. Bu da polislerle zaten kısıtlı olan temasımızı en aza indirmiş. Neyse ki polislerle olan hesabımızı challenge modunda bir nebze olsun görüyoruz.
Tam otuzaltı adet yarışa sahip olan challenge modu en az kariyer modu kadar hatta belki daha fazla eğlence barındırmakta. Özellikle kamyon kullanarak polislerden kaçtığımız yarışta çok eğlendim. Evet yanlış duymadınız; kamyon hatta itfaiye aracını açtığınız takdirde yarışlarda kullanabiliyorsunuz.
Levye modu
Çoklu oyuncu modunda ise Carbon hem güldürüyor hem de ağlatıyor. Yerel ağ üzerinden çoklu oyuncu desteği maalesef mevcut değil. Üstelik diğer platformlarda mevcut olan ekranı ikiye bölme yöntemi de yine PC versiyonunda es geçilmiş. Gel gelelim oyun internet üzerinden sekiz kişiye kadar çevrim içi çoklu oyuncu desteği vermekte. Çevrim içi yarışlar kazanarak çeşitli modifikasyon ve araçları açabildiğimiz gibi knock-out tarzında her tur sonuncusunun polise dönüşüp kalanları yakalamaya çalıştığı ilginç yarış modları da mevcut.
Calgon
Sözün özü Carbon, replay’i olan, catch-up’u dengelenmiş ya da kaldırılmış, drag’in es geçilmediği, grafiklerin en az Project Gotham Racing 2 kadar iyi gözüktüğü, polis kovalamacalarının Blues Brothers’dakine benzediği, kırk değil; Ferrari dahil bugüne kadar bütün NFS’lerdeki tüm araçları barındıran, hasar modellemesine sahip, korna ve sinyalin olduğu, sonradan kendimiz araç ekleyebildiğimiz, sadece yağmur değil karın da yağdığı, sürekli gece yarışmak zorunda olmadığımız, o rüya oyunu değil. Ama daha iyisi gelene kadar PC’lerimizdeki en güzel ve eğlenceli arcade yarış oyunu.
The Lord of the Rings: The Battle for Middle-Earth II
Pazar, 03 Ağustos 2008
Battle For Middle Earth. Bu adı duyunca ne hissediyorsunuz? Ben duyunca çok heyecanlanıyorum. Ellerim titriyor. Çünkü ben tam bir LOTR hastasıyım ve Battle For Middle Earth delisiyim. 1. oyunu aldıktan çok kısa bir süre sonra bitirdim ve 1 yıl boyunca skirmish modunda idare ettim. Şimdi ise bu oyunun 2.sini elimde tutuyorum. Ama incelemeye başlamadan önce, bu oyunun en başına yani çıktığı yere bir bakalım. Bir hatırlayalım.(J.R.R Tolkien’i saygıyla anıyoruz.)
John Ronald Reuel Tolkien: John Ronald Reuel Tolkien,1892′de Güney Afrika’da doğdu. Dilbilim ve Eski İngilizce konularında uzmanlaştı ve 1945′te Oxford Üniversitesi’nde İngilizce Profesörü oldu. 1959′a kadar bu görevde kaldı. Oxford’da 2.Dünya Savaşı’ndan önceki yılarda Owen Barfield, C.S. Lewis ve Charles Williams gibi yazarlarla edebi bir çevre oluşturdu. Yüzüklerin Efendisi’nin temeli bu çevrede atılmıştır.
Yüzüklerin Efendisi’nin 1954 ve 1955 yıllarında 3 cilt halinde yayınlanması, özellikle “saygıdeğer” bir İngiliz Dili ve Edebiyat Profesörünün “fantezi” gibi bir türde eser vermesi, edebiyat eleştirmeni çevrelerinde küçük çaplı bir skandala yol açtı. Tolkien’in 1937′de yayınlamış olduğu Hobbit daha ziyade masal türüne ait çalışma olarak kabul edildiği için üzerinde pek durulmamıştı. Oysa Tolkien Yüzüklerin Efendisi ile birlikte, Hobbit’le başladığı Dünya yaratma projesinde ısrarlı olduğunu gösterdi.
Yüzüklerin Efendisin yarattığı dalgalanma, fantezi türünü, tıpkı o yıllarda bilimkurgu içinde
olduğu gibi “saygın” edebiyat türleri arasına kabul edilmesinde önemli rol oynadı; Tolkien’i izleyen fantezi yazarları onu ve onun yarattığı Orta Dünya’yı büyük ölçüde taklit etmekten vazgeçemediler.
Tolkien’in 1973′teki ölümünden sonra ‘Orta Dünya’nın 1. çağını ele alan Silmarillion 1977 oğlu Christopher Tolkien tarafından yayına hazırlandı. Christopher Tolkien 1980′li ve 90′lı yıllar boyunca babasının yarım kalmış elyazmalarını yayınlayarak eksiksiz bir Orta Dünya tarihi hazırlamaya gayret etti.
İşte kısaca J.R.R Tolkien ve LOTR tarihi. Şimdi de LOTR’un önceden çıkmış oyunlarına bir göz atalım.
The Lord Of the Rings: Fellowship Of the Ring:
Bu oyun 2001 yılında piyasaya çıkmış ve vasatı aşamamıştı. Çok az oynama imkânı buldum. Keşke bulmasaydım. Karakterler elişi kağıdıyla yapıştırılmış gibiydi ve daha çok çocuk oyunu gibiydi. Bu vasat oyun zaten fazla tutmadı.
The Lord Of the Rings: Two Towers:
Bu oyun PS 2 için çıkmıştı. Ben için oynama imkanı bulamadım. Ama oynayan arkadaşlarım alelade bir aksiyon oyunu diyor bu oyun için…
The Lord Of the Rings: Return Of the Ring:
İşte bu oyun. Orijinalini aldığımda ayaklarımı yerden kesen 89 kere bitirdiğim yegane oyun. Bir aralar en çok sevdiğim oyun sıralamasında birinciliği kimseye bırakmadı. Grafikler, sesler, müzikler, co-op olayı her şey çok iyi oturtulmuştu. Bir tek eksik kamera açılarıydı. Benim gönlümde notu hep 5.
The Lord Of the Rings: Third Age
Bu yapım PS 2 için çıkmıştı. Hiç oynamadığım için pek bir fikrim yok.
Battle For Middle Earth: Bence dünyadaki en kaliteli strateji oyunu. Sesler, grafikler, eğlence. Bir rüya gibi. Filme paralellik, o efsane bölümler, her şeyiyle harika bir oyundu.
Menüsü için bile alınabilir
Battle For Middle Earth 2′nin (bundan sonra BFME 2 diye bahsedeceğim) menüsünden başlayalım. Çok sakinleştirici bir müzikle karşılıyor oyun bizi. Oyunun başında menüden epeyce etkileniyor insan. Hele birde LOTR ve BFME hastasıysanız. Rohan’ın girişindeki o meşhur heykeller ve suda geçen birkaç tane kayık. Bir de kuşların cıvıltısı. Rahatsız edici bir rahatlama var nedense. Menüde seçebileceğimiz 5 tane seçenek var. Bunlar Tutorials, Solo Play, Multiplayer, Options ve My Heroes. Tutorials’da 3 seçenek var. Bunlardan birisi Basic tutorial. Burada oyunu en basitinden öğrenmeye başlıyoruz. Askerleri seç, şuraya yolla, şunu yap, bunu yapma gibi. Advanced Tutorials ise oyunu biraz daha profesyonel şekilde öğretiyor. Kaleyi kullanmak savunma yapmak gibi. War of the Ring tutorial ise daha sonra bahsedeceğim War Of The Ring modunu öğrenmemiz için koyulmuş bir seçenek. Tutorials kısmından sonra gelen Solo Play’de ise klasik BFME seçenekleri mevcut. Baştaki skirmish biraz oynamayı geliştirmek, birazda eğlenmek amacıyla seçebileceğimiz bir seçenek. Campaignleri bitirdikten sonra, oyuna oradan devam etmenizi öneririm. Ayrıca (yine daha sonra bahsedeceğim) kendi kahramanlarımızla oynayabildiğimiz tek mekan. Skirmish’te de birçok yenilik var. Eski oyunda ırklar Isengard, Mordor, Rohan ve Gondor olarak ayrılıyordu. Bu oyunda ise Human; Elf, Dwarfs, Goblins, Isengard ve Mordor. Bunların hepsini özellikleri farklı. Mesela Dwarflar mimaride ve birebir savaşta gelişmişken Efler ok kullanmada çok iyiler. Ayrıca skirmish modunda seçtiğimiz ırkın herhangi bir generalini de seçebiliyoruz. Ve burada kendi yaptığımız Hero’lar devreye giriyor. Mesela Hurşit diye Human kral yarattınız. Skirmish modunda Army’i goodlardan biri seçip Hero’muzu Hurşit’e getirince oyunda fortresstan Hurşit adlı Hero’muzu çıkarabiliyoruz. Ayrıca oyuna yeni bir seçenek daha eklenmiş: War of the Ring. Bu seçenek sayesinde BFME 2′yi Medieval tarzında oynayabiliyoruz. Yani harita üzerinde ordularımızı ve komutanlarımızı komuta edebiliyoruz. Aslında bu seçenek oldukça orijinal bir fikir. Yani BFME 2′yi harita üzerinde oynamak kulağa çok hoş geliyor. Fakat üzerinde biraz daha çalışılabilirdi. Yani oyunun üstünde bir emanet gibi duruyor. Belki de oyunun içinde çeşitliliği arttırmak için koyulmuş bir seçenektir, ama oyunu bitirdikten sonra LOTR hastaları için oyunun ömrünü bir nebze olsun uzatabilir.
Bu bir uçak, Hayır bu bir füze, Hayır bu Sauron…
Gelelim campaignlere. Campaignler bana göre 1. oyunun yanında sönük kalsa da başarılılar. Good campaignde genelde Dwarflar ve Elflerle oynuyoruz. Good campaign zaten çok kısa. Ben yaklaşık 1 günde ortalama bir oynanışla bitirdim. Oyunda Cücelerin kalesini korumak ve Elflerin şehirlerini korumak (Grey Heavens ve Eye of Erebor çok zevkli) gibi çok zevkli görevler var. Klasik BFME ve LOTR görevi. Kale savunmak. Ama yine de gayet başarılılar. Keşke insanlara da yer verilseydi. Ben hiçbir zaman Dwarf yada Elf olmadığım için kapımda 50000 tane orc olduğu zaman ne hissedeceğimi bilemem. Onun için bir orctan daha zayıf ama daha hırslı ve onurlu bir Human ırkı koyabilirlerdi. Ayrıca Good campaign’deki Hero’larda başarılı. Mesela Dwarflardaki King Dain ve Elf Glorfindel (Keşke daha dayanıklı olsaydı) çok fazla işinize yarayacak. Ve İşte Evil Campaign: son bölüme kadar aciz goblinler ve az ömürlü herolar çok zorlanmanıza neden olacak. Hele bir Goblin Kralı var ki aşırı yeteneksiz. Fakat son bölümdeki sürpriz hepinizin ayaklarını yerden kesecek türden. Oyunun sonunda Sauron geliyor. Evet yanlış okumadınız. Sonunda bir LOTR oyununda Sauron’u görmek nasip oldu. Özel hareketleriyle ve karizmasıyla kanınızı donduracak. En iyisi fazla bahset miyim de heyecanı gitmesin.
Yüzük Atmak?!?!
Solo play’den sonraki seçenek ise multiplayer. Multiplayer başka yerlerde nasıl bilmiyorum ama yaşadığım Trabzon’da aşırı tercih edilen bir seçenek. Hatta bazı Trabzon’lu gençler BFME multiplayer oynamaya ‘YÜZÜK ATMAK’ gibi ilginç bir deyimle tanımlıyorlar. Eğer yolunuz bir gün Trabzon’a düşerse ve 15 yaşında bir gençten ‘Hadi yüzük atalım’ lafını duyarsanız şaşırmayın. Multiplayer en fazla 8 kişilik oyuncuyu destekliyor. Tabi bunun için çok iyi bir bilgisayara ihtiyaç var. Çünkü çok oyunculu ekranda yavaşlama oluyor. Görüldüğü gibi multiplayer seçeneği gerektiği kadar başarılı. Bunun yanında yaptığımız Hero’ları multiplayer modunda kullanabilmek gerçekten iyi düşünülmüş. Mesela ben Mert isimli Heromla nice arkadaşımı mağlup ettim. Bence siz de deneyin. Oyunun seçenekler menüsü de gayet detaylı. Kontroller, müzikler ve grafik ayarlarının tümüne yer verilmiş. Benim sistemim Ge-force FX 5700, 1024 RAM ve Pentium 4 işlemciden oluşuyordu. Oyunu 1024×768 çözünürlükte medium’da açtım ve çok karakterli ekranda hissedilir bir yavaşlama oldu. Böyle bir sisteme sahip olanlar için 800×600 medium ideal. Ancak makineleri bir servet değerinde olanlar için detaylar ultra high’a kadar yükseltilebiliyor. Bu konuda 6 seçenek sunulmuş. Options bölümünden de böylece bahsettikten sonra gelelim My Heroes bölümüne. Bu bölümde bizi oyunun kendi Hero’ları karşılıyor. Kendi Heromuzu yaratmak için New Hero seçeneğine giriyoruz. İlk önce Hero’muzun sınıfını ve tipini seçeğimiz ekrana geliyoruz. Buradaki Hero’lar;
Hero Of The West: Batının kahramanı, yani insan savaşçı(Aragorn, Eomer, Boromir, Faramir gibi…) Hero of The West 2′ye ayrılıyor. Captain of Gondor ve Shield Maiden. Aslında uzatmaya gerek yok. Captain of the Gondor erkek, Shield Maiden ise kadın.
Elf: Adı üstünde, buradan yetenekli bir okçu yaratabiliriz. Efler de Male Elven Archer ve Female Elven Archer olarak 2′ye ayrılıyor.
Wizard: Büyücüler. Bunlar her ırka dahil olabilir. Yani kötülerde de iyilerde de kullanabilirsiniz. Bunlarda Wanderer, Avatar ve Hermit diye 3′e ayrılıyor fakat tek farkları tipleri.
Dwarf: Cüce bir Hero. Yüzyüze çarpışmada çok etkili fakat çok yavaşlar. Taskmaster ve Sage olmak üzere 2′ye ayrılıyorlar. Bunlardan biri balta atıyor, diğeri ise saplıyor.
Servant of Sauron: Sauron’un hizmetkarı. Bunlar Trol, Orc Raider ve Uruk diye 3′e ayrılıyor. Eğer sevmediğimiz ve şişman bir arkadaşınız varsa ismini koyup O’nu bir Troll yapabilirsiniz. Çok yavaş ama çok güçlüler. Uruk ise alelade bir Orc savaşçısı. Orc Raider ise adından belli olacağı gibi süvari.
Corrupted Men: Saruman’ın kandırdığı köylülerden oluşan(kandırma değil de gaza getirmek) ordunun komutanları. Easterling ve Haradrim olarak 2′ye ayrılıyor. Sadece tipler farklı.
Bu seçenekten sonra Customize, Apperarance(yani görünüşü oluştur, değiştir) seçeneği çıkıyor. Burada Hero’muzun adını, giysisini, silahını, saç rengini, zırh rengini ve kalkanını ayarlayabiliyoruz. Yani burası sadece hava:) Buradan sonra Attributes seçeneği geliyor. Buradan Hero’muzun gücünü ayarlayabiyoruz.(Armor, Power gibi…)
Sihirli Kahramanım
Burada Hero’larımızın özel yeteneklerini ayarlıyoruz.
Human-Captain Of Gondor ve Shield Maiden Büyüleri;
Call Reinforcements: Dost birlik çağırır.
Train Allies: Orduları gaza getirir.
Spear Throw: Mızrak fırlatır.
Shield Crush: Atı olan Hero’ları hızlandırır.
Horseman: Hero’nun ata binmesini sağlar.
Elendil: Hero’nun Power’ını artırır ve yanındaki düşmanları dağıtır.
Blade Master: Hero’nuzu bir kılıç ustasına çevirir.
Athelas: Yanınızdaki dost ve sizin Hero’larınıza enerji verir.
Leadership: Liderlik özelliği.
Invulnerability: Görünmezlik.
Elven Archer Büyüleri;
Archer Specialization: Özel ok atışı.
Sumon Familiar: Başınıza bir grup karga toplar.
Self Heal: Sadece kendi enerjinizi çoğaltır.
Toggle Weapon: Alternatif silah.
Whilrl Wind: Savaş alanına bir kasırga gelir.
Rain Of Arrows: Bunu yaparak yaklaşık 4-5 tabur Orc’u öldürebilirsiniz.Seri ok atımı.
Wizard’lar;
Fireball: Ateşten bir top atar.
Ball lighting: Elektrik atar.
Wizard Blast: Bir asa darbesiyle birçok düşmanı öldürür.
Teleport: Işınlanma.
Curse Enemy: Düşmanı lanetleme.
Improved Call Of Hend: Düşmanı hayvana çevirme.
World Of Power: Bunda Hero’nuzun yanındaki tüm düşmanlar ölür. Fakat rank 10 istiyor.
Dwarflar;
Battle Rage: Kuvvetli balta.
Sapper: Yere vurup düşman öldürme.
Charge: Sinirli ve hızlı bir şekilde düşman öldürme.
Axe Throw: Balta atma.
Earthshaker: Deprem yapma.
Bombard: Kaya fırlatma.
Leap: Düşman üstüne bir Battal Gazi edasıyla zıplama.(İnanın çok işe yarıyor)
Servant Of Sauron;
Trolls, Orcs, Raiders and Uruks;
Poison attack: Zehirli kılıç.
Firebomb: Molotov atmak.
Oil Spill: Kaynayan yağ varili atmak.
Inspire Fear: Rakibi korkutmak.
Corrupted Men;
Eaterlings ve Haradrims;
Assasin: Katillik.
Coerce: Ajanlık, yani sinsilik ve gizlilik.
Clim Walls: Duvarlardan atlayabilme.
Steal Resources: Para Çalma.
İşte tüm menüyü kısa bir şekilde anlattık. Şimdi oyunla ilgili detaylara geçelim.
7–8 Savaş ayarladım gelir misin?
BFME çok kaliteli bir strateji oyunu fakat yapımcılar oyunu savaş ağırlıklı değil de ekonomi ağırlıklı yapmışlar. Ben bugüne kadar bir LOTR strateji oyunu beklerdim. BFME çıktığı zaman oyuna deli gibi saldırdım. Oyun benim için bir rüya gibiydi ama ilk düşündüğüm keşke çok daha kalabalık ordular olsaydı ve ülke yaratmak, ekonomiyi ayarlamak gibi işler ikinci planda kalsaydı. İlk oyunda bu iş bir nebze olsun azdı. Fakat 2. oyun tamamen ülke kurmaya dayalı. Birinci oyundaki şikayetlerden biri binaların özgürce, istenilen yere değil de belirli yerlere konulmasıydı. İkinci oyunda bunu düzeltmeye çalışmışlar fakat bu sefer kaleler yok edilmiş. Oyuna başladığımızda bir AOE havası geliyor. Benim fikrim daha geniş topraklar üstüne kurulmuş bir kale içinde istediğimiz yere bina yapabilmekti. Böyle eminim daha iyi olurdu. BFME 2′ye işçide eklenmiş. Bu işçiler sadece bina yapmaya yarıyor. Eski oyundaki binalar tamamen korunmuş.
Elfler, Dwarflar ve Goblinler yeni konulduğu için onlara özgü yeni binalarda konulmuş. Şimdi de Elflerin binalarına kısa bir göz atalım.
ELFLER
MALLORN TREE: Humanlar’daki farm olayı. Yani para kazandırır.
ELVEN BARRACKS: Adından belli olacağı gibi piyade çıkartıyor. Oklu ve kılıçlı.
GREEN PASTURE: Süvari yapma binası.
ENT MOOT: Ent çıkarma binası
HEROIC STATUE: Askerlerini gaza getirir.
BATTLE TOWER: Guard Tower. Yani otomatik olarak ok atar.
MIRROR OF GALADRIEL: Dostlara ve kendine enerji sağlar.
EREGION FORGE: Armor binası. Armor, Power ve Rank sağlıyor.
WALL HUB: Sur.
FORTRESS: Kale
DWARFLAR
MINE SHAFT: Para kazandırır.
HALL OF WARRIORS: Piyade çıkartır.
ARCHERY RANGE: Okçu çıkartır.
FORGE WORKS: Blacksmith. Armor, rank ve power yükseltir.
HEARTH: Enerji verir.
HEROIC STATUE: Askerlerin moralini yükseltir.
WALL HUB: Sur
GOBLINLER
TUNNEL: Para kazandırır. Ayrıca yakınlarda bir yerde tünel kazarak asker nakliyatı yapmayı sağlar.
LUMBER MILL: Ağaçlı bir yere kurulduğunda işçi Goblin’ler ağaç keserek para kazandırır.
GOBLIN CAVE: Oklu veya mızraklı Goblin çıkartır.
SPIDER PIT: Savaşçı örümcek çıkartır.
FISSURE: Trol çıkartır(Ayrıca 2. oyuna yeni eklenmiş olan silahlı ve zırhlı yarı trollerde buradan çıkar)
TREASURE TROVE: Savaşçıların armor, power ve ranklarını yükseltir.
SENTRY TOWER: Savunma sağlayan ok binası.
Tüm ırkların binalarının işlevleri neredeyse aynı. Sadece isim ve görünüş farklı. Unutmadan bina upgrade’leri çok iyi yapılmış. İlk oyunda asker çıkarttıkça derece (rank) atlayan binalarımız, artık parayla atlıyor. Yani tecrübe değil de para konuşacak. Parayı basan üstün seviyeyi alacak. Bunun yanında strateji oyunlarındaki en önemli özelliklerden biri olan ırklar arası denge bu oyunda pekiyi olmamış. Bir Human Hero’su 1000 Goblin’e (abarttım galiba:) eşdeğer. Bu hero olayı daha çok insafa getirilmişse de çok iyi olmamış. Aragorn’da korkabilmeli değil mi? Değineceğim başka bir konu ise karakter animasyonları. Birinci oyundan beri çok hassas ve yani vesini bulamıyorum. Atların hareketleri, o dönüşleri o kadar hassas ki; seyri epey zevk veriyor. Troller’in tek kaldıklarında, yumrukla şavaşmaları, kılıçlarını sallamaları çok iyi olmuş, oyuna cidden bir hava katıyor.
Genel Bakış
Oyunda hata yok mu? Var tabii ki. Senaryolar pek başarılı olmamış. LOTR havası pek vermiyor. Yine en zevkli bölüm, cücelerin şehrini koruduğumuz son bölüm Eye of Erebor. Orclar sürekli saldırıyor ve biz yetersiz orduyla savunma yapıyoruz. Onun dışında Orclarda Eye of Erebor ve Sauron’lu bölüm göze batıyor. Onun dışında senaryodan pek haz alamadım. Belki başka bir oyun olarak başka bir isimle çıksaydı daha başarılı olacaktı. Çünkü LOTR havasından uzak bir oyun. Gerek Herolar gerek senaryo bakımından. Başka bir özellikse grafikler birinci oyundan daha fazla bir şey sunmuyor bize. Ama buna rağmen sistemi kasıyor. Birinci oyun daha az sistemde aynı şeyi verebiliyordu. Fakat su grafikleri mükemmel. Belki de deniz savaşları olduğundandır. Ha unutmadan oyunda deniz savaşları da var. Çok fazla üstüne eğililmemiş ancak yine de ek özellik olarak artı hanesine yazabiliriz. Oyuna ait önemli bir cümle “upgrade siz gemi gemi değildir.” Bir de ikinci oyundaki Herolar daha tanınır olmuş. Yani mousenin orta tuşunu çevirdikçe Heroların yüzleri tanınıp seçilebiliyor.
Grafikleri özetlersek Birinci oyundan fazla bir şey sunmuyor ve daha fazla sistemi zorluyor. Gelelim seslere. Strateji oyunlarındaki en iyi seslere sahip oyun bence BFME serisi. Gerek oyun içi müzikler, gerek karakter sesleri, gerekse bölümlere özgü sesler… hepsi birer şaheser olmuş. Goodlarla oynadığımızda çaresizlik, korku ve stresli sesli savaşçılar; hırslı, güçlü ve ölümcül herolar. Orclar da ise ukalaca sözler ve küçümsemeli bir ses tonuyla etrafa yayılan vahşice sesler. Gerçekten seslendirmeler harika. Birinci oyunda da tadından yenmiyordu. Bence oyunun en başarılı yönü bu. Oyundaki yapay zekâ insanı şaşırtıyor. Çünkü Gondor veya Rohan olunca aptal orclar mancınık çıkartana kadar kapımıza dayanıyordu. Yani birçok mızraklı kapıya geliyordu ve okçularımıza av olup rank atlatıyordu. Ama daha sonra orcların mancınıkları insanı bunaltıyordu. Gandalf veya Legolas’la bir mancınık yıkıyoruz ve arkadan beş tane geliyordu. İkinci oyunda bu yok. Çünkü kale yok. O yüzden direk saldırıyorlar. Fortress olayına gelirsek; 2. oyunda fortress daha fazla geliştirilmiş. Hatta fortressınız topraklarınız içinde bambaşka bir şehir gibi. Mesela fortressların savunma amaçlı ent, kule, atlar(bunlar geçtikleri yerleri yıkan cinsten) ve normal sur çıkarabiliyoruz. Bunlar iyilere ait. Troll, örümcek, kızgın yağ, ok kulesi ve surlar ise orclara ait. Fortress’a ait birçok özellik daha var. Mesela istenilen yere kocaman bir meteor atmak gibi. Çok büyük yanan bir taş belirlenen yere atılıp orası yerle bir edilebiliyor. Ayrıca ırklara ait özel Herolar(Dragon gibi) ve normal bütün Herolar buradan çıkıyor. Revive seçeneği de burada mevcut.
İlahi Güçler
2. oyundaki yeniliklerden biride special powers. Yani savaşta experience kazandıkça artan special powers gücünüz. İlk BFME’de bu experience 1′den başlıyordu ve special powerların puanları daha azdı. Şimdi 5′ten başlıyor ve puanlar daha fazla. Bunlara bakarsak ilk oyundaki heal, Elf forest, Isildur, Bulrog’u çağırmak gibi birçok büyü muhafaza edilmiş. Yeni olarak Shire’lı köylüleri çağırmak, Tom Bombadil(Büyük bir Hobbit olan Tom şarkı söyleyip, yumruk atıp ve bağırıp adam öldürüyor) çağırmak, Gondor’lu okçu çağırmak, yerden ok kulesi çıkarmak gibi bir sürü büyü iyilere eklenmiş. Yerden büyük bir ahtapot çıkarmak, yerin altından giden devasa büyüklükte bir solucan çıkarmak, kandırılmış vahşi köylüleri çağırmak gibi büyülerde kötülere eklenmiş.
Oyunu her yönüyle gördük inceledik. Artılarıyla eksileriyle ölçtük tarttık. Geriye sadece oynamak kaldı. BFME 2, birinci oyunla karşılaştırıldığında daha iyi olmasa da LOTR hayranlarının ve strateji sevenlerin beklentilerini karşılayabiliyor.
Bir BFME incelemesinin daha sonuna geldik. İnşallah başka BFME incelemeleriyle birlikte oluruz. Unutmadan bana bu yazıyı yazma fırsatı verip güvenen dostum Ateş’e, Oğuz ve Nejat Ağabeye çok teşekkür ederim.
Freedom Fighters + Türkçe Yama
Pazar, 03 Ağustos 2008
Özgürlük savaşçıları. Basit bir isim, klişe bir konu. Her zamanki gibi bir ülke diğerlerinden daha çok gelişmiş, diğer ülkeleri ele geçirmiştir. Buna engel olmak isteyen bazı direnişçi kişiler de savaşa başlamıştır. Rusya oyunda güçlü ülke, Amerika ise ele geçirilen ülke modunda. Amerika gençliği ve kurtarıcıları olarak, bize verilen görevleri yerine getirerek ülkemizi kurtarmaya çalışıyoruz. Herşey oldukça basit. Ama oyunun yenilikçi olmasından dolayı, herşeyin bu kadar basit olması sizi rahatsız etmiyor. Değişik ilerleme metodu, oynanış kolaylığı ile bu oyun adından uzunca süre söz ettirecek.
EA tarafından dağıtılan, IO games tarafından yapılan bir oyun, kalitesiz olamaz zaten. Hitman’in yapımcısı IO Games bu oyunda da Hitman grafik motorunu kullanmış. Motor biraz da geliştirilmiş çünkü her ne kadar karakterler ve oynanış Hitman gibi olsa da, bariz iyileştirmeleri siz de hissedeceksiniz.
Oyunun giriş demosunda size olan bitenler kronolojik olarak anlatılıyor. İkinci Dünya Savaşının ardından SSCB İngiltereyi’de ele geçiriyor ve Amerika’nın sınırlarına kadar komünizmi genişletiyor. Son hedef ise Amerika. Kaçınılmaz gerçekleşiyor, Rusya Amerika topraklarına giriyor ve heryeri ele geçiriyor. Tüm Amerika boyunca önemli binalarda üsler kuran Rusya, bu binaları geri vermeye niyetli değil. Çok iyi korunan bu binaları geri almak bize, yani özgürlük savaşçılarına düşüyor. Binaları geri almak için ise, girişlerindeki korumaları geçmek ve en üstüne çıkıp bayrağı aşağı indirmek. Bu bayrağın yerine Amerika bayrağı çekeceğinizi bilmem söylememe gerek var mı.. Bütün iş, bu bayrak değişim olayından ibaret. Tabi tek görev bu olmuyor ama ana görev bu. Bazen rehine kurtarma, helikopter pisti yok etme gibi görevleriniz de oluyor ama hiçbir görevi yapmadan direk bayrağı çektiğinizde, diğer görevler de yapılmış sayılıyor. Bunları daha sonra anlatacağım.
Oyunun yapısı tanıdık. Hitman ile büyük benzerlik gösteriyor. Biz yanlız başımıza ilerleyen bir askeriz. Oyunda bize verilen görevleri yaptıkça karizmamız artıyor ve artan karizma sayesinde yanımıza daha çok asker alabiliyoruz. Bu askerlere, saldır, koru ve takip et emirleri verebiliyoruz. Bu kadar basit. Etrafta gezinerek önümüze çıkan askerleri öldürmemiz gerekiyor. 3-4 çeşit asker var. Bunlar komandodan normal askerlere kadar gidiyor. Genelde üst düzey askerleri öldürerek diğerlerini şaşırtabiliyorsunuz. Çok birşey beklemeyin, aslında tüm askerler birkaç saklanma ve ilerleme hareketi dışında oldukları yerden size ateş ediyorlar.
Oyunda fazla silah ve alet yok. Inventory sistemi çok hoş tasarlanmış. Silahları ve aletleri orta mouse tuşu ile seçiyorsunuz. Bu tuşa basılı tuttuğunuz zaman bir arayüz çıkıyor ve mouse’un yönüne göre, alet seçiyorsunuz. Tüfek, tabanca, sağlık çantası, bombalar gibi seçenekleriniz oluyor. 2 tüfeği aynı anda taşımanız mümkün olmadığından, her bölüme başlamadan önce gerekli alet edevatı ana üssünüzden almanız gerekiyor. Ana üssümüz gizli bir yerde, gayet mistik bir mekan. Sadece sal ile ulaşılabilen, çok gizli biryer. Her bölüm arasında buraya gelip brifing alıyorsunuz. Oldukça hoş tasarlanmış, tam anlamıyla bir örgütün barınabileceği bir yer havası verilmiş. İlk gördüğünüz anda hoşunuza gidecektir.
Her bölüme birkaç görev düşüyor. Bir alanda 2-3 mahalle var. Bu mahallelerde ele geçirilmesi gereken birkaç değişik bina ve yapılması gereken birkaç görev oluyor. Bu alanlar arasında istediğiniz gibi dolaşmanız mümkün. Kanalizasyon delikleri aracılığı ile save edebildiğiniz gibi, bu alanlar arasında da dolaşabiliyorsunuz. Bir alanda patlatmanız gereken bir mekan varsa, bunun için bombaları diğer alandan alabiliyorsunuz. Karışık oluyor hafif ama neyin nerede olduğunu bölüme başlamadan kestirebilirseniz, gerekli sırada oynayarak zaman kaybetmeden bölümleri geçebiliyorsunuz. Oyun esnasında da haritanıza bakmanız gerekiyor. Çünkü mekanlar oldukça büyük ve dolambaçlı. Ama gideceğiniz yön kendini belli ediyor.
Kontroller oldukça kolay. Zaten hedef alıp ateş etmekten başka yapmanız gereken birşey yok. Yanınızdaki askerlere emir vermeseniz bile, peşinizden gelip herkesi öldürüyorlar. Bu da işinize gelen birşey. Düşman genelde zeki sayılabilir. Saklanıyorlar, birbirlerini koruyorlar. Ama sessizlik gerektiren bölümlerde yanı başlaında ateş edildiğini duymuyorlar. Bu saçma bir durum, normalde silah sesini duyup ortalığı ayağa kaldırmaları gerekiyor. Genelde çatışmalar oldukça kalabalık geçiyor. Asla bir ortama kendiniz dalmayın, önce adamlarınızı yollayın. Ardından siz uzaktan ve yüksek mekanlardan ateş edin. Yoksa kısa zamanda ölüyorsunuz. Çünkü düşman sayısı gerçekten çok fazla. Her yerden birileri ateş ediyor, her delikten binlerce kurşun yağıyor. Aslında bu haksızlık ama koca bir orduya tek başınıza kafa tutmanızı da kimse sise söylemedi
Adamlarınız ise ölmüyor, yaralanıyor. Sağlık çantasıyla iyileştirip göreve devam ettirebilirsiniz.
Oyunun genel havası aslında oldukça basit. Ama direnişçi örgütlerden bahsetmesi, her bölüm arasında haber bülteni gösterilmesi ve olan olaylara yorumlar yapılması oyunu heyecanlı yapıyor. Gizli mekanlar falan filan da derken, oyunun iyice süslendiğini anlıyorsunuz. Aslında oyun gayet basit. Çeşitli görevler yerine, bir binaya girip en üste çıkıyorsunuz ve bayrağı değiştirip olayı bitiriyorsunuz. Bu kadar basit. Bir hata mıdır bilmiyorum ama diğer görevleri bitirmeden direk bayrağı aşağı indirseniz bile bölümü geçebiliyorsunuz. Hadi köprü yok etmek veya helikopter pisti patlatmak opsiyonel görevler arasında. Sadece size saldıran asker sayısında azalmaya sebep oluyor ama rehine kurtarma olayında bile, direk bayrağı aşağı çektiğiniz zaman, adamlar kurtulmuş sayılıyor. Aslında, o mekan artık bizim olduğundan, birileri de gidip rehineleri kurtarıyor herhalde ama onca asker nereye kayboluyor bilmiyorum. Aslında bir oyunu da bu kadar kurcalamamak lazım. Görevleri tamamladığınızda ise karizmanız yükseliyor ve her 100 karizma puanında yanınıza 1 adam daha fazla alabiliyorsunuz.
Oyunun belki en mükemmel yanı atmosferi ve grafikleri. Grafikler komple DirectX 8.1 kullanılarak yapılmış. Her yer süper görünüyor. Tabi bendeki ekran kartıyla. Bozulmayın ama eski ekran kartları, yani Geforce 2 MX veya Geforce 4 MX ve Radeon’daki eş değerleriyle oyun rezil gibi görünüyor. Burada anlattıklarım ve anlatacaklarım konusunda garanti veremem bu kartlarla. Bu kartlarla heryer donuk görünüyor ve hiç parlama efekti olmuyor. Çünkü tüm efektler, grafikler ve diğer şeyler yeni nesil ekran kartları için yapılmış. Ama bir Ti4200 ekran kartıyla rahat çalışıyor oyun. Bu konuda da garanti verebilirim. Oyunda her yer çok dolu görünüyor. Duvarlarda yazılar, yanan binalar, kilometrelerce ilerideki bir binanın yanması bile en ince ayrıntısına kadar görünmekte. Güneşin parlaması mükemmel, karakterlerin hareketleri, ölme şekilleri, ragdoll efekti, binaların parçalanması, camların kırılması, her aracın gerçeğe yakın patlaması falan mükemmel yapılmış. Bunları anlatmak değil, görmek lazım. Ancak o zaman kaliteyi anlayabiliyorsunuz. Oyunun grafikleri benden tam üzeri tam puan alıyor ![]()
Ses efektleri aslında süper değil ama özellikle müzikler çok dikkat çekici. Tam bir direniş öyküsü müziği, tam bir kahramanlık senfonisi çalıyor arka planda. Hafif Rus hafif kahramanlık şarkıları çalıyor. Çok hoş, tam oturmuş denebilir. Rus’lar ne yazık ki bozuk aksanlı İngilizce konuşmaktalar. Ama olsun. Karakterlerin oyun içi seslendirmeleri hafif basit olsa da, brifinglerdeki seslendirmeler ve video görüntülerdeki seslendirmeler gayet kaliteli. Karakterlerin konuşmaları ile hareketleri uyuşuyor, ama bazen ağazlar hareket etmiyor.
Oyunda bazı hatalar gördüm. En önemlisi de, bu bayrak olayıydı. Benim mi bir hatam var bilmiyorum ama her bölümde denedim, hiçbirşey yapmadan bayrak çekmek yeterli oluyor. Oyunda bir kötü yan da, askerlerin hemen ölmemeleri. Düşmana bir şarjör boşaltıyorsunuz ama ancak titrediğini görebiliyorsunuz. Tek mermiyle bile ölmesi gereken düşman, bazen 2-3 şarjör boşalttığınızda ancak ölüyor. Bu da can sıkıyor. Zaten heryerde düşman askerleri var, bir de ölmediklerini sayarsak çok fena oluyor doğrusu. Kafaya nişan almaya bakın siz, yoksa çok zorlanırsınız. Zaten hedefin gösterdiği yeri vurmak da her zaman mümkün olmuyor. Bu nedenle de iyi tutturmak gerekiyor hedefi. Alışmak zaman alabilir.
Freedom Fighters, ancak oynandığında tam anlamıyla anlaşılabilecek bir oyun. Burada anlatacaklarım bu kadar, konunun ilerleyen kısmını merak etmelisiniz, çünkü çok sürükleyici. Grafikler, atmosfer çok güzel. Bu oyunu herkese tavsiye ediyorum. The Thing’den sonra en etkileyici 3rd Person aksiyon oyunu diyebilirim. Baş kaldırmak için fazla beklemeyin, hemen bu oyunu alın ve Rus’lara günlerini gösterin.
Zoo Tycoon + Türkçe Yama
Pazar, 03 Ağustos 2008
Belirli kalıplara sıkışıp kalmış ve çok az kendini aşan üyeye sahip (misal, Theme Hospital) tycoon oyunları hakkındaki genel kanı çocuk oyunu olduğudur. RollerCoaster Tycoon, Zoo Tycoon gibi oyunları yalnızca çocuklar oynar, çünkü erkek adam ya yarışır, ya adam keser, ya tuvaletini yaptığı bir kedinin üzerine kibrit çakarak ortamı ısıtır. (Postal 2′ye sevgiler). Gel gelelim bu düşünce yapısı aslında çok da haksız sayılmaz, hatta yapımcılar dahi bazı oyunları yaşça küçük oyuncuların zorluk çekmeyeceği şekilde yaparlar; tıpkı Zoo Tycoon 2′de olduğu gibi.
Giriş videosundan kapanış seremonisine kadar her yerinde hafiflik, sakinlik sezilebilecek bir oyun Zoo Tycoon 2. İlk oyunu oynamış olanlarınız bilirler, yeni bir firma olan Blue Fang Amerika’da büyük satışlar yapan basit ama zevkli bir yapım ortaya koymuş, bir bakıma turnayı gözünden vurmuştu. İlk oyunun alıcı kitlesinin yaşça büyük olmadıklarını fark eden pazarlamacılar, 2. oyun için tamamıyla onların zorluk çekmeyeceği bir yapı ortaya koymaya çalışmışlar. Bu düşünce yapısı aslında basit ve kullanımı kolay bir ara birim sağlarken oyunun gereğinden fazla “basit” ve sade görünmesine sebep olmuş –ki şahsen ben bir tycoon oyunundan ayrıntılara boğulmak, en ince ayrıntılarla uğraşmak ve bu ince ayarların etkisini oyunda bariz bir şekilde görmeyi beklerim.
Aslına bakarsanız Zoo Tycoon 2, hepten üstünkörü yapıya sahip değil, birçok unsur detaylandırılmış ilkine oranla. Okumaya ömrünüzün yetmeyeceği büyüklükte hayvan ansiklopedisine (zoopedia) sahip oyun, hayvanlar hakkında fazlasıyla ayrıntılı bilgiyi çaktırmadan vermeyi başarabiliyor. Hayvanların ne yiyip içtikleri, ne oynadıkları, nasıl bir ortamda yaşadıkları ve hatta tarihi ile ilgili bilgi veren bu bölüm için Blue Fang’e sanal şapkamı çıkartıyorum.
Seri olma yolunda ilk adımı atan Zoo Tycoon 2′nin getirdiği en büyük yeniliği, RollerCoaster Tycoon serisinin de adım attığı 3. boyut. Tamamen 3 boyutlu, istediğiniz yere kamerayı döndürebildiğiniz ve hayvanlarınızın pirelerine kadar zoom yapabildiğiniz yeni motor, seri için kesinlikle önemli bir adım olmuş. Ancak şahsen ben 3D motordan pek memnun kalmadım. Bunun birçok sebebi var; öncelikle 3D motorda sabit kameraların olmaması ve sürekli kamera ile ilgilenmek can sıkıcı. Sonralıkla (?) biraz sonra değineceğim bir eksiye de katkısı var motorun; ruhsuzluk. Oyunun ilkinden daha ruhsuz ve “boş” gibi görünmesine sebep olan kameranın elbette ki potansiyeli var –ki yapımcılar bunu eminim ek pakette veya 3. oyunda kullanacaklardır.
3 boyutlu ortamla beraber oyunun her bir karesi haliyle yeni boyuta geçmiş. Ancak bu boyut geçişi bana kalırsa oyuna pek yaramamış. İlkinde basit ama daha canlı görünen görseller, 2. oyunda az poligonlu, kabaca üstünden geçilmiş gibi görünen birkaç sene öncesine ait grafiklere bırakmış kendini. Yapımcıların muhatabı Far Cry, Doom 3, Half-Life 2 gibi grafiksel açıdan “aşan” yapımları oynayan “hardcore” olarak tabir edilen oyuncu sınıfı olmadığından dolayı bu üstünkörülük, bir yere kadar kabul edilebilir; ancak oyunun iyi bir oyun olmasına kesinlikle bir engel teşkil ediyor.
Yeni oyunla beraber gelen yeni ara birim, daha basitleştirilmesi ve 4 ana menü altında toplanması ile oyuna büyük kullanım kolaylığı sağlamış. Yeni olarak haritada şekilsel değişiklikler yapmaya olanak sağlayan terrain tool ile hayvanlarınızın ihtiyaçlarına daha kolay cevap verebiliyorsunuz. Ancak burada da oyunun bir eksikliği var, arabirimin yavaşlık sorunu. Oyun boyundan büyük işlere kalkışıp yüksek sistem isteyecek kadar arsız değil, ancak bir tuşa bastığınızda yeni ekran karşınıza birkaç saniye geç geliyor. Yamalarla düzeltilebileceğini tahmin ettiğim bu yavaşlık sorunu heyecan yaptığınız anlarda (ki bu oyunda kim heyecan yapar o da ayrı konu) saç baş yolmaktan ötürü kel kalmanıza neden olabiliyor.
”Campaign” ve “Free form” olarak 2 ayrı moda sunulan tek kişilik oyun, senaryo bitince de oyunu oynamanız için bir sebep olabiliyor. Kısa ve (başları hariç) kolay olan senaryolu “Campaign” kısmı bitince sınırsız para ile yeryüzünün en sağlam hayvanat bahçesini yaratmak için “Free form” bölümünde uğraş verebiliyorsunuz. İlkinden daha fazla çeşitlilik sağlayan senaryolu kısmın ilk oyunlarında parasal açıdan sorun yaşayabiliyorsunuz, ancak Zoo Tycoon 2, her tycoon oyununun korkulu rüyası “oyuncuyu iş-güç yapmadan bekletmek” sendromuna yakalandığından ötürü, bütün düzeneği kurduktan sonra boş boş monitöre bakıp hayvanlarınızın ortalığı nasıl pislediğini belgesel izlermişçesine seyrederek paranın yavaş yavaş kasanıza uğramasını bekleyebilirsiniz.
Para kazanma olayında da yapımcılar bir yenilikle daha karşımıza çıkmış; bahşiş kutusu. Ülkemizdeki hayır kutularının aksine genelde dolu olan ve az da olsa (ki genelde hiç de az değil!) bir miktar yardımda bulunan ziyaretçilerin bahşiş bırakma oranı mutluluğuyla doğru orantılı. İlk oyundaki mutlu hayvanlar = mutlu ziyaretçiler = bol para mantığını kullanan oyunda bu sebepten dolayı öncelikli göreviniz hayvanların her isteğini yerine getirerek onları mutlu etmek.
Hayvanları mutlu etmek içinse yaşadığı doğal ortama uygun bir yer yapısı (kum, orman, çöl, göl), genişçe kafes, yiyecek-içecek ihtiyacının karşılanması gerekiyor. Sonlara doğru hayvanlarınız iyice arsızlaştığından eğleneceği oyuncaklar, yuva kuracağı bir eş ve daha fazlasını da isteyebiliyorlar. Oyunda bin bir çeşit oyuncak, yuva, yiyecek vb. bulunduğundan dolayı bir hayvanat bahçesi görevlisinden o hayvana uygun yer şartları hakkında bilgi alabiliyor, ne yer ne içer her konuda tavsiyeler alabiliyorsunuz.
Oyunun başlarında paranız kısıtlı, görevlileriniz ise az paraya kanaat etmediğinden dolayı bazı kirli işleri “siz” görüyorsunuz. Zoo Tycoon 2′nin bir başka yeniliği olan bu özellikte parkınıza birinci kişi kamerasında inebiliyor, bir ziyaretçi olarak dolaşabiliyor, bir görevli olarak hayvanlarınızı yıkayabiliyor, altını değiştiriyor, yemeğini yedirebiliyorsunuz. Ayda $500 civarı (tam hatırlayamadım) para ödediğiniz görevlilerin işini siz yaparak ayağınızla yorganınızın dengesini daha iyi ayarlayarak ay sonuna kârda girmeyi başarabiliyorsunuz. Ancak birinci kişi kamerasının bir insan olarak dolaştığınız hissini vermekten çok uzak olması ve o kameranın sadece “kamera” olması bazılarını bundan da soğutabilir. Kamera, sağa sola sallanan, nefes alan, eğilen, hoplayan zıplayan bir FPS oyunu kamerasının gerçekçiliğinden çok uzak.
Yepyeni 3D motor, pek çok yenilik, yeni fikirler ve bağımlılık yaratan eğlenceli oynanışı ile Zoo Tycoon 2′nin keyifli anlar yaşatması muhtemel. Ancak Need for Speed: Underground 2, Halo 2, Half-Life 2, Vampire the Masquerade: Bloodlines ve Medal of Honor: Pacific Assault gibi oyunlar varken donuk grafikli, en sağlam makinelerde bile yavaşlayan (motordan ötürü) ve basit arabirimli, çocuk oyunu sayılabilecek bir yapımın yüzüne kim bakar o da ayrı bir konu. Yine de saydığım tüm oyunları yalayıp yuttuysanız göz atmaya değer bir oyun Zoo Tycoon 2.
Supreme Commander + Türkçe Yama
Pazar, 03 Ağustos 2008Counter-Strike v1.6 Steam Türkçe
Pazar, 03 Ağustos 2008
Belki de Half-Life’a eklenen modlardan en iyisi Counter Strike… Dünya çapında büyük ün yapmış ve hemen herkes tarafından bilinen bir eklenti. Ülkemizde ise en çok oynanan oyun olma ünvanını almış bir oyun. Nedense Half-Life’a yapılan eklentilerden hiçbirisi onun kadar tutulmadı. Kim bilir belki de bunun altında oyunun çok ince stratejik noktalar taşıyor olması veya herkesin kendisine ait bir şekil bulabilmesi yatıyordur? Ama biz daha fazla felsefe yapmadan bu oyun hakkında en çok zorlanılan veya yeni başlayacaklara bir rehber niteliği olmasını istediğimiz konular hakkında bilgi vereceğiz. Buyrun devam edelim…
Belirttiğimiz gibi Counter Strike bir MOD (İngilizce ‘modification’ kelimesinin kısaltılmışı). Dünyanın en çok oynanan oyunu Half-Life’a ekleniyor. CS Team denen birileri tarafından hazırlanmış. Projenin başında Gooseman nickli birisi bulunuyor. Ayrıca oyunun fikir babası da kendisi. Gooseman askeri filmleri çok sevdiği için bu modu hazırlamak istemiş. Oyun da babasının hakkını tam olarak veriyor hani! Counter Strike takım bazlı bir eklenti. Team Fortress’dan farkı biraz esnek bir yapıya sahip olması. Oynanış olarak size heyecanı hissettiriyor. Ayrıca Team Fortress, adı üzerinde, tamamen bir takım oyunu. Siz attığınız her adımda takımınıza karşı olan sorumluluğunuzu biraz daha sağlamlaştırıyor ya da tam tersine biraz daha kırılgan hale getirebiliyorsunuz. Bizlerin belki de Counter Strike modunu sevişimiz buradan başlıyor. Oyunda her ne kadar birlikte hareket etmemiz gereken bir takım bulunsa da yalnız başımıza yaptığımız her hareket takımı bağlamıyor. Yani kısacası Counter Strike`da biraz daha özgürüz…
KURULUM
Her ne kadar aranızda Counter’ı yalayıp yutmuşlar bulunsa da biz yeni tanışacaklar için Counter Strike’ın kurulumunu anlatalım. Bilenler bu kurulum prosedürünü geçebilir.
1- Bilgisayara Half-Life’ı gerekli şekilde kurun.
2- Half-Life oyununun 1.1.0.8 update’ini yapın: [Full Yama dosyası - FilePlanet (75 MB)]
3- Counter Strike 1.3 modunu da bu ‘update’den sonra kurun: [Full CS 1.3 Mod Dosyası (100 MB)]
4- Eğer kurulumda her soruya ‘ok’ dediyseniz masaüstünüze bir Counter Strike kısayolu gelecektir. Eğer burayı geçtiyseniz, ‘Başlat’ menüsündeki Counter Strike oyunundan masaüstüne bir kısayol çıkarın. Size büyük kolaylıklar sağlar.
5- Oyunu çalıştırın. Oyuna ilk girdiğinizde görüntünün kötü olmasını istemiyorsanız, birkaç video ayarı yapmalısınız. Bunları yazının ‘Genel Ayarlar’ bölümünde bulabilirsiniz.
6- Ana menüden ‘Play CS’ tuşuna basın. ‘Customize’ tuşuna basarak oyun içindeki nickinizi ve logonuzu belirleyebilirsiniz. ‘Internet Games’ tuşuna basarak oyun için gereken bir adımı daha atlatırsınız.
7- Gelen menüden ‘Add Server’ tuşuna basarak bir sunucu eklersiniz. Sunucu boşsa veya oynamanıza imkan veriyorsa sunucu ismine çift tıklayarak veya ‘Join Game’ tuşuna basarak oyuna dalabilirsiniz.
İçindekiler
Giriş
Menü Sistemi
Genel Ayarlar
Kontroller
Birimler
Silahlar ve Ekipman - 1
Silahlar ve Ekipman - 2
Silahlar ve Ekipman - 3
Silahlar ve Ekipman - 4
Silahlar ve Ekipman - 5
Silahlar ve Ekipman - 6
Genel Stratejiler
Haritalar
Haritalar - ITALY
Haritalar - AZTEC
Haritalar - DUST
Haritalar - ASSAULT
Haritalar - MILITIA
Konsol Komutları - 1
Konsol Komutları - 2
Botlar ve Türk CS Server’ları
Bu bölümde Counter Strike’ın (ve dolayısıyla Half-Life’ın) menü sistemini inceleyeceğiz. Öncelikle menülerde karşınıza çok çıkacak birkaç tuşun tanımı;
Defaults: Bu tuşa bastığınızda bulunduğunuz menüdeki ayarlar tabiri caizse fabrika ayarlarına geri döner. Yapığınız bütün değişiklikler kaybolur. Bilmediğiniz bir şeyi kurcaladığınızda eski haline döndürmek için birbirdir.
Advanced: Bu tuş daha çok yeni bir menüye açılır. Bu menüden bulunduğunuz menünün daha ince ayarlarını yapabilirsiniz. Küçük ayrıntılara dikkat eden Counter Strike`çılar buraları kullanabilir.
OK: Tamam demektir :))
Done: OK ile aynı. Bazı menülerde bir önceki menüye dönmeye yarar.
Cancel: Yaptığınız bir değişikliği doğrulamadan önce bu tuşa basarsanız, yaptığınız işlem ‘iptal’ olur. Adı üstünde söyledik; İptal.
Ana menüden dallanarak giden diğer menüler;
- Console: Buradan rehber içinde tanımını bulabileceğiniz bir konsol açılacaktır. Bu konsolda Counter Strike’ın ince ayarlarını bazı komutlar sayesinde yapabilirsiniz.
- Configuration: Oyunun ayarlarının yapıldığı bölüm.
- Controls: Oyunun kontrollerini ayarlayabiliyorsunuz. Fakat burayla fazla uğraşmanıza gerek yok. Çünkü yeterince düzgün modifiye edilmiş tuşları kendileri otomatik atamışlar.
- Audio: Oyunun ses ayarlarını buradan yapabilirsiniz. Eğer iyi bir ses kartınız varsa değişik kombinasyonları deneyerek en gerçekçisini bulabilirsiniz. Mesela benim ‘A3D’yi desteklemeyen bir kartım vardı. Fakat ben bu özelliği açıp oynamak istedim. Bunun sonucunda da seslerdeki yakınlık-uzaklık düzeneği bozuldu ve kendi silahımın seslerini duyamaz oldum.
- Video: Oyun içi grafik ayarlarını yapabilirsiniz.
- Options: Buradan parlaklık, gama, ekran boyutu… gibi özellikleri ayarlayabilirsiniz.
- Modes: Ekran kartınıza dayanan bir çok özelliği buradan ayarlayabilirsiniz. OpenGl, Direct 3D, çözünürlük…gibi. Ayrıca burada ‘3D Info Page’ diye bir tuş mevcut. Bununla 3D ile ilgili bir internet linkine ulaşabilirsiniz.
- Lock HL/CS: Burada, oyunda şiddet içeren öğeleri (kan, küfür…) kaldırmak ve çocukları bunlardan uzak tutmak için kullanılacak bir şifreyi belirleyebilirsiniz. Dikkat edin de şifreyi unutmayın!
- Update HL: Half-Life’ın sitesine bağlanıp son yamasını (update’ini) yüklemek için bir internet linki.
- Play CS 1.3: Counter Strike dünyasına giden bir yol…
- Quick Start: Otomatik olarak Valve’a bağlanıp boş bir server’a dalıp oynayabilirsiniz. Fakat oyuncuları (tecrübelerini, zeka seviyelerini, dillerini…) bilmediğiniz için biraz sıkıcı olabilir. Ama hızlı bir şekilde iki tek atıp çıkmak için birebir.
- Play Online: İnternetteyken online olarak oyunu oynamak için bir menü. Burada Create (Yeni Oyun Yap), Server Info (Seçili Server Hakkında Bilgi Ver), Refresh (Server Listesini Tazele), Update (Listeyi, Oyunu, Mod’u İnternet Üzerinden Yenile), Filter (Bazı Serverları Listeden çıkar veya ekle), Add IP (IP Numarasını İnternete Sür ve Oynamak İsteyenleri Bekle), Chat Rooms (Online Counter’cılarla Chat yap).
- View Game: İnternetteyken online olarak oynayanları izlemek için bir menü. View Game (Seçili Serverdaki Oyunu İzle), Server Info (Seçili Server Hakkında Bilgi Ver), Refresh (Server Listesini Tazele), Update (Listeyi, Oyunu, Mod’u İnternet Üzerinden Yenile), Filter (Bazı Serverları Listeden çıkar veya ekle), Add IP (IP Numarasını İnternete Sür ve Oynamak İsteyenleri Bekle), Chat Rooms (Online Counter’cılarla Chat yap).
- Chat Rooms: Online olan Counter’cılarla bir odada chat yapabilirsiniz.
- Play On LAN: Bağlı olduğunu yerel ağda Counter Strike oynamak için bir menü. Burada oynamak biraz daha eğlenceli olabilir. Fakat çoğu arkadaşlığı bitme noktasına getirdiği için uzmanlar tarafından yasaklanmıştır:)) Join Game (Oynanan Oyuna Katıl), Create (Yeni Oyun Yap), Server Info (Seçili Server Hakkında Bilgi Ver), Refresh (Server Listesini Tazele).
- Customize: Oyun içinde kullandığınız nick, logo… gibi envanterleri değiştirmek için kullanabilirsiniz. Ayrıca 1.3′de gelen bir özellik olan sesli komutu da buradan ayarlıyabiliyorsunuz.
- Controls: Oyunun kontrollerini ayarlayabiliyorsunuz. Fakat burayla fazla uğraşmanıza gerek yok. Çünkü yeterince düzgün modifiye edilmiş tuşları kendileri otomatik atamışlar. Diğer ‘Controls’ menüsünden farkı tamamen özelleşmiş Counter Strike tuş kombinasyonlarını içermesi…
- Mod Viewer: Half-Life’a eklenen diğer modları yönetebilmeniz için bir menü gelir. Ayrıca internetten yeni modlar yükleyebilir, Counter Strike modunu Half-Life üzerinden kaldırabilirsiniz.
- HL Readme: Half-Life için ‘readme.txt’ dosyasını açar.
- CS Manual: Counter Strike için ‘manual.htm’ dosyasını açar.
- Quit: “Üzgünüm! Oyundan çıkmak zorundayım. Çünkü dersim var ve yarına yetiştirmeliyim. Yoksa öbür güne miydi? Neyse canım bir saat daha oynasam kim ne der ki? Evet, evet! Bir saat daha oynayabilirim.” olaylarını başlatan melanet tuş!
Bu bölümde oyunun her tür ayarına değineceğiz. Grafik, donanım, ses, kontroller…
GRAFİK:
Counter-Strike modunun Half-Life oyununa bir eklenti olduğunu biliyorsunuz. Bu açıdan burada anlatacağımız ayarları Half-Life için de anlatmış olacağız. Öncelikle Counter-Strike en iyi şekilde OpenGl destekli bir grafik kartında oynanır. Yalnız bu eski grafik kartlarında oyunu oynayamazsınız demek değildir. Fakat bu sistemlerden alacağınız zevk çok fazla iyi olmayacaktır.
Oyunu ilk kez açtığınızda grafik modu ve kalitesi baya düşüktür. Bunu ayarlar bölümünden girerek ekran kartınızın el verdiği ölçüde değiştirmelisiniz. Eğer ekran kartınızın desteklemediği bir özelliği açarsanız oyundaki görüntülerde bazı sorunlar yaşayabilirsiniz. Bu noktada grafik kartınızın ne olduğunu bilmek işinize çok yarayacaktır. Neyse! Dediğimiz gibi Counter-Strike için birebir önerdiğimiz OpenGL desteğiyle oynamanız. Ayrıca çözünürlüğü (monitörünüzün desteklemesine göre) istediğiniz bir değer seçebilirsiniz. Ortalama 3D bir kart için 800×600 çözünürlük tavsiye edilir. Şayet 3Dfx kartınız varsa (Niye var? O firma batmadı mı? Ben size o kartı almayın demedim mi?:))) buradan o doğrultuda aşağı açılır bir küçük menüden daha ince bir ayar yapabilirsiniz. Buna MiniGL diyoruz. Bu küçük bir program yardımıyla hallediliyor. Fakat oyundaki yavaşlamaları çok iyi bir şekilde çözüyor. Bu uyarıyı kulak ardı etmeseniz iyi olur.
Oyundaki parlaklık, gama ayarları ilk açıldığında gayet iyi. Fakat siz görüntüde zorluk çekiyorsanız bu ayarlarla da oynayabilirsiniz. Fazla oynadığınız takdirde gözlerinize fazla renk ve ışık çarpma olabilir. O zaman eski ayarlara dönmeniz sizin yararınıza olur.
Oyundaki grafik ayarlarıyla oynarken (veya konsolda grafikle ilgili bir komut girerken) unutmamanız gereken sonuçta Counter Strike’ın bir multiplayer oyunu olduğu ve dolayısıyla değiştireceğiniz ayarlarla hızınızda problemler yaşayabileceğiniz olmalıdır. Burası çok önemli bir nokta! Bunu dikkate almadan herhangi bir değişiklik yapmayın…
Şimdi değinmemiz gereken bir kavram var ki her Counter Strike oyuncusunun başına bela olan bir şeydir: FPS! Yani Frame Per Second (Saniye başına düşen görüntü yakalama sayısı, bu kısaltmayı First Person Shooter’ın kısaltması ile karıştırmayın lütfen). FPS makinenizin tümüne bağlı bir değerdir. Sadece RAM’lere veya grafik kartıyla ilgili değildir. Fakat öncelik ekran kartıdır. Ekran kartının MB’ına göre bu değer değişir. Fps’niz yüksek olduğunda oyun içinde herhangi bir yavaşlama görmeden tadını çıkarabilirsiniz. Fakat Türkiye’deki gibi modem üzerinden oynanan Counter Strike’ta pek fazla takılmama olayı yaşamazsınız. Mutlaka sizin de Lag’a düştüğünüz bir yer olacaktır. Fps’yi etkileyen bir diğer özellik RAM’lerdir. Counter Strike’ta iyi bir fps için ortalama 128 RAM’e ihtiyaç var (’Oha!’ demeyin, fiyatları gayet iyi!). Ayrıca iyi bir Fps değeri için hard diskinizi çok fazla yüklemeyin. Ağzına kadar dolu bir bilgisayardan ne kadar hız bekleyebilirsiniz ki?..
SES:
Counter Strike’ın en önemli özelliklerinden bir tanesi de çok gerçekçi ses efektlerine sahip olmasıdır. Bunu sağlamak sadece oyuna özgü değil, doğrudan sizin konfigürasyonunuzla ilgilidir. Çok kaliteli bir ses kartı ve iyi bir ses sistemi (Aaah ah!..) sizi koltuğunuza hop oturtup hop kaldırtacaktır. Mesela ayak sesleri olmadan bir Counter Strike düşünün. Yani anlatmak istediğim: Ses=Gerilim. Yüreğinizi patlatmak için modu hazırlayanlar ne tür şeyler düşünmüşler şimdi anladınız mı? Eğer hala ikna olmadıysanız Counter Strike’ı sessiz oynamaya çalışın. Bakın bakalım ne kadar zevk alabileceksiniz.
Eğer ses kartınız destekliyorsa ses ayarları menüsünden A3D ve EAX özelliklerini açın. Bu şekilde daha gerçekçi ve çevresel sesler elde edeceksiniz. Etraftan gelen silah seslerinin derinliğini duyunca kafayı yememek için zor duruyorsunuz. Etrafınızdan geçen kurşunlar, size yaklaşan, sizden uzaklaşan ayak sesleri… Hakikaten ses efektlerini hazırlayan kişiyi tebrik etmek gerekir. Şu zamana kadar oynadığım oyunların çoğunda bu duyguyu tadamamıştım. Ama sağ olsun Counter Strike bana bu zevki tattırdı!..
Oyun için gelen otomatik atanmışlar çok kullanışlı. Eh adamlar o kadar oyun hazırlamış. Bırakın da hangi tuşların nasıl olacağını da iyi bilsinler değil mi? O yüzden burada fazla bir şey söylemeden direk buraya yazıyorum. Fakat değer girilmemiş komutları da siz yapabilirsiniz. Fakat değer atanmamışlar zaten gereksiz ve fazla zaman alanlar. Bence bunlarla fazla uğraşmasanız daha iyi olur.
FONKSİYON KISAYOL TUŞU Satın Alma Menüsü B Ekipman Alma Menüsü O Birincil Mermi Alma , İkincil Mermi Alma . Takım Seçme M Silahı Bırakma T Standart Telsiz Mesajları Z Grup Telsiz Mesajları X Rapor Telsiz Mesajları C İleri Gitme W veya YUKARI OK Geri Gİtme S veya AŞAĞI OK Sola Dönme Fare ile veya SOL OK Sağa Dönme Fare ile veya SAĞ OK Sola Kayma A Sağa Kayma D Zıplama BOŞLUK Eğilme CTRL Yukarı Yüzme ' Aşağı Yüzme / Yukarı Bakma Fare ile veya PGUP Aşağı Bakma Fare ile veya PGDN Görüntüyü Eski Haline Getirme END Fare veya Klavye Üzerinden Hareket Etme ALT Fare İle Bakma ; Klavye ile Bakma INS Ateş Farenin 1. BUTONU veya ENTER Özel Silah Fonksiyonu Farenin 2. BUTONU veya \ Silahı Doldurma R Silahı Bırakma G Kullanma E Yürüme SHIFT Gece Görüş Gözlüğü N Flashlight F Logo T Ekipman 0 0 Ekipman 1 1 Ekipman 2 2 Ekipman 3 3 Ekipman 4 4 Ekipman 5 5 Ekipman 6 6 Ekipman 7 7 Ekipman 8 8 Ekipman 9 9 Bir Önceki Silah FARE TEKERLEĞİ (AŞAĞI) veya [ Bir Sonraki Silah FARE TEKERLEĞİ (YUKARI) veya ] Son Kullanılan Silah Q Skorlar Listesi TAB Harita Bilgisini Tekrar Göster I Chat Mesajı Y Takım Chat Mesajı U Ekran Görüntüsü Al F5
Counter Strike’da birimlerin oyuna bir katkısı yok. Hatta oynadığınız kişiyi elinden bile tanımıyorsunuz. Fakat rol almış birimler çok tanınmış ve gerçek hayatta da rastlayabileceğiniz türden birimler. Bu açıdan bunları kısaca tanımak ilginç olabilir (Unutmayın işi genel kültür ve zevk açısından irdeliyoruz!).
TERÖRİSTLER:
Arab: Ortadoğu’daki aşırı sağcı terör gruplarına bağlı örgüt üyesi.
Arctic: 1977′de kurulmuş İsveç terör örgütüne bağlı terörist. Özellikle Kanada Konsolusluğu’na yapılan saldırıyla adlarını duyurmuşlardır.
Guerilla: Ortadoğu kökenli Amerika karşıtı bir örgütün (Gorilla Warfare) üyesi. Adlarını, 1982′de içinde tamamen Rock & Roll müzisyenlerinin bulunduğu bir okul otobüsünü bombalayarak duyurmuşlardır.
Terror: S.S.C.B.’nin dağılmasıyla ortaya çıkmış bir örgütün (Phoenix Terör Örgütü) üyesi. Doğu Avrupa’nın en korkulan terör örgütüdür. Önlerine çıkan her engeli gözlerini kırpmadan öldürürler.
COUNTER TERÖRİSTLER:
GSG9: Özel Alman Birliği. 1972 Olimpiyatlarında (Münih) İsrail’li atletlere düzenlenen suikasti engellemek için operasyonda kullanılmışlardır.
GIGN: Fransa Anti Terör birliği. Adlarını başarılı operasyonlarla duyurmuşlardır. 100′den fazla kişi katılamaz.
Urban: Amerika Seal Team 6 üyesi. Görevleri dünya çapındaki Amerikan hedeflerini saldırılardan korumaktır.
SAS: İkinci Dünya Savaşında David Stirling tarafından kurulan British Special Air Service birliğinin üyesidir. İkinci Dünya Savaşında düşman hatlarının arkasındaki kilit noktalara baskınlar düzenlemek için kullanılmışlardır.
DİĞER:
Bunların dışında Counter Strike’da V.I.P. ve rehineler de görev yapar. V.I.P.’ler aktif olarak görev alırken (yani harita başında oynayacağınız karakteri V.I.P. olarak seçebilirsiniz) rehineleri sizin yönetmeniz engellenmiştir.





